https://www.ekonomim.com/kose-yazisi/secimler-bitti-bundan-sonra-neler-olacak/696174
İktisatçı Murat Kubilay, ‘Son çıkış 28 Mayıs' diyerek uyardı:
Modern anlamda sömürge ülkesi ve esir millet haline düşeceğiz
Kritik seçim öncesi Merkez Bankası'ndaki rezervlerin eksinin altına düşerken Ekonomist Dr. Murat Kubilay'dan korkutan açıklama geldi. Rezerv durumunun son olarak 2002'de yaşandığını ve ardından IMF ile anlaşma imzalandığını anımsatan Kubilay, "Modern anlamda sömürge ülkesi ve esir millet haline düşeceğiz. Son çıkış 28 Mayıs" ifadelerini kullandı.
28 Mayıs seçimlerine çok kısa bir süre kala Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası faiz kararını sabit tuttu. Merkez Bankası'nda bulunan net rezerv de belli olurken ekonomist Dr. Murat Kubilay değerlendirmelerde bulundu.
Ekside bulunan net rezervin 2002'deki seviyeye geldiğinin altını çizen Kubilay, şunları söyledi:
"1- Finansal bağımsızlığımızı yitirmemize neden olan AKP'nin ülkemizi düşürdüğü durum bugün tarihi bir noktaya ulaştı. Merkez Bankası net rezervleri EKSİ 0,2 milyar dolara düştü. Bu noktaya en son 1 Şubat 2002 tarihinde gerilemiş ve 4 Şubat tarihinde IMF ile anlaşma imzalanmıştı.
2- Şu saatten sonra artık kimse lafı çevirmesin ve gerçekleri inkar etmesin. IMF'li günlere döndük. Üstelik bu verilerde makyajlar var. Misal Katar ile 15 milyar, Çin ile 6 Milyar, BAE ile 5 milyar ve Güney Kore ile 2 milyar dolarlık swap anlaşması düşürülmeden halimiz budur.
3- Dahası da var; Suudi Arabistan'dan alınan 5 milyar ile Azerbaycan ve Libya'dan yatırılan 1 milyar dolarlık mevduatları da unutmayalım. Tabii bu borç ve ödünçleri bize sağlamalarının nedenleri var. Suudilerle olanı tahmin etmek kolay. Kaşıkçı davası. Ya diğerleri?
4- Kim bilir ulusal çıkarlarımızı çiğneyen hangi gizli anlaşmalara imza attılar. Unutmayın, kimi zaman Dışişleri Bakanlığı personeli ve tercümanı da bu toplantılara sokulmadı. Keşke hepsi bu olsa, bir de Rusya ile muğlak ve Türkiye aleyhine asimetrik ilişkiler var.
5- BOTAŞ Merkez Banaksı'ndan doğalgaz borcunu ödemek için para almıyor. Hazine'den sağlanan sübvansiyon ve borç da yok. Rusya bize bedava doğalgaz mı veriyor veya gizli borç mu aldık? Koşulları nedir, teminat ne verilmiştir? İddia edildiği gibi BOTAŞ Rusya'ya mı bırakılacaktır?
6- Bu tip söylentiler doğru olmayabilir. Ancak Tank-Palet Fabrikası'nın nasıl Katarlılara verdiğini, pardon, neredeyse sermaye koyulmadan işletme hakkının Katar ile paylaşıldığını gördüğümüz için bu şüphelerimiz bizi korkutuyor. Dahası şu; acaba sırada Aselsan mı var?
7- Havelsan, Roketsan, TAI, TEI... Liste uzuyor. Türk Telekom ve Turkcell de acaba pazarlık masasında mı? BOTAŞ gibi milli petrol şirketimiz TPAO da zaman zaman gündeme geliyordu. Milli elektrik iletim şebekemiz TEİAŞ de.
8- Bunların tamamının hatalı iddia olduğunu umut edelim. Tam o esnada sözde yerli ve millilerin Hazine döviz gelir garantili mega projeleri akla geliyor. Tahmini 160 milyar dolarlık taahhüt var. Bu veriye abartı deniyor, öyleyse açıklayın dendiğinde, ticari sır mazereti geliyor.
9- Üstelik bu taahhütlerdeki ödemeler sabit değil; ABD ve Avrupa Para Birliği'nin enflasyon oranına endeksli. Vatandaşlar tarafından çoğunun kullanım oranı taahhütün çok altında. Taahhüde ulaşanlarda ise Hazine'nin doğrudan fiyat desteği var, yani yine cebimizden çıkıyor.
10- Fakat bugünkü konumuz finansal bağımsızlığımız, ona geri dönelim. Her ülke gibi Türkiye'de de merkezi hükumet yurt içinden borçlanır. Hatta Türkiye'de bu oran benzer ülkelerden düşüktür. İlk bakışta ne güzel değil mi? Maalesef şeytan ayrıntıda gizli.
11- Merkezi Hükumetin toplam iç borcu 2,3 trilyon TL. Sadece 5 yıl önce 550 milyar TL olduğunu, yani 5 katına çıktığını not düşelim. Ama asıl mesele bu değil. Bunun tamamı TL cinsi olması gerekirken 581 milyar TL'si dolar, avro ve altın cinsi. Yani içeriye de böyle borçlanmışlar.
12- Merkezi yönetimin bir de dış borcu var. Ne kadar? 114 milyar dolar. Kasım 2002'de sadece 56 milyar dolar idi. Hadi çok geriye gitmeyelim. Başkanlık sisteminden önce 89 milyar dolardı. Yalnız burada da şeytan ayrıntıda gizli. Bir de kamu bankaları var.
13- Kamu bankalarının toplam dış borcu 56 milyar dolar. 2002 sonunda kaçtı? 2 milyar dolar bile değildi. Başkanlık sistemi öncesinde 46 milyar dolar. Farkında değilsiniz ama kamu bankaları dış borca gömülmüş. Merkez Bankası da 5 yılda 2 milyar dolardan 33 milyar dolara fırlamış.
14- Keşke hepsi bu olsa; bir de yerel idareler ve KİT'ler var. 17 milyar dolar da orada borcumuz bulunuyor. Başkanlık sisteminden önce sadece 5 milyar dolardı. Hemen belirteyim; artışın nedeni belediyeler değil; yani Mart 2019 sonrasında CHP'li belediyelerle alakası yok.
15- Hesaplar karışmış ve moraliniz bozulmuş olabilir. Toparlayalım. 2002 sonunda kamu borcu 65 milyar dolardı. Başkanlık sisteminden önce kamunun dış borcu 140 milyar dolardı, şimdi 187 milyar dolar. Üstelik bunda Hazine döviz garantili projeler yok. Döviz cinsi iç borçlar yok.
16- Maalesef bitmedi, özelleştirmeler de var. Son 21 yılda 63 milyar dolarlık kamu varlığı, önemli bir kısmı yabancılara olmak üzere çeşitli yöntemlerle satılmış. Son yıllarda bu yavaşlamış. Sebebi; satılacak az varlık kalmış ve yabancılar Türkiye'de sermaye hukukuna güvenememiş.
17- Çok muhtemelen seçimlerden iktidar galip çıkarsa elde ne varsa satılacak. Tabii kamuya ait olmasa da ulusal sermayemizde bulunan bazı özel kurumları da unutmayalım. Garanti Bankası, Denizbank, Finansbank, TEB, Şekerbank, Alternatifbank, ING Bank... Hepsi yabancılara gitti.
18- Sıra gayrimenkullerde. Biliyorsunuz Türk vatandaşlığı önce 1 milyon dolara ve sonra 250 bin dolara pazarlandı. Şu andaki fiyat 400 bin dolar. Son 5 yılda 255 bin konut yabancılara satılmış. Arsa, zirai, ticari ve sınai arazileri bilmiyoruz. Vatan toprağı adeta yağmalanmış.
19- Bilgiseli özetleyelim. Merkez Bankası'nın net rezervleri 2002'deki IMF anlaşması düzeyinde. Bundan ödünç swaplar ve Hazine'nin diğer işler için tuttuğu miktarı düşersek durum EKSİ 76 milyar dolar. Yabancı merkez bankalarından 24 milyar ödünç ve 7 milyar dolar borç alınmış.
20- Hazine'nin durumu da fena. Dış borcu 89'dan 111 milyar dolara 5 yılda fırlamış. Kamu bankaları dipsiz kuyu. KİT ve yerel yönetimleri de ekleyelim. Kamu borcu 2002 sonunda 65 milyardan, başkanlık sistemi öncesi 140 milyara ve bugün 187 milyar dolara fırlamış.
21- Satılan konutlar, araziler, KİT'ler, reel sektör şirketleri, milli bankalar da cabası. Tüm bunların 2 ana nedeni var. İlki verimsiz kurgulanan ve kalkınmayı başaramayan ekonominin üretmeyip yurt dışından ithalat yapması. Yani kazanarak değil borçlanarak tüketmişiz.
22- İkinci sebebi ise gayri milli ve irrasyonel ekonomi politikalarıyla olağan yoldan makul faizle borçlanmak yerine; şaibeli ve yüksek faizli anlaşmalarla borcu arttıkça artacak hale sokmuşuz. Bu esnada ulusal çıkarların durumu şüpheli hale gelmiş.
23- Finali yapalım. Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır ve asla bölünmeyecektir. Ancak bu ülkenin güzellikleri Türk milletinin değil, bir grup işbirlikçi yerli ile yurt dışındaki yağmacılar arasında paylaşılmıştır. Bizim tek yapabileceğimiz sandıkta bunu durdurmak.
24- Yeni nesiller mirasla kalmamışsa ev sahibi olamayacak. Yabancılara ait şirketlerde çalışacağız. Temettüler yurt dışına çıkacak. Ancak yoksulluktan biz o ülkelerde ev ve şirket alamayacağız. Modern anlamda sömürge ülkesi ve esir millet haline düşeceğiz. Son çıkış 28 Mayıs!
25- 21. yüzyılda sermaye küreselleşmiştir. Bunun adaletsiz olmaması için borç alan değil; borç veren olmalısınız. Verimsiz bir ekonomik sistem ve ulusal çıkarları koruyamayan bir hükumetle bunlar başarılamaz. Atalarımızı ve çocuklarımızı düşünün ve oyunuzu kullanın."
Seçim döneminde dezenformasyon:
Montajlanmış görseller, videolar ve asimetrik propaganda
Fundanur Öztürk
Ankara, BBC Türkçe
12 Mayıs 2023
Sahte anketler, bağlamından koparılan demeçler, ücretli yanıltıcı reklamlar, montajlanmış görseller...Türkiye, 14 Mayıs seçimlerine çoğu sosyal medya kaynaklı olmak üzere yoğun bir dezenformasyonun etkisinde hazırlanıyor.
Peki, en çok hangi ittifak ya da siyasetçi yanlış bilginin hedefi oluyor?
Şüpheli bilgileri inceleyen doğrulama organizasyonu Teyit, 2023 Türkiye Genel Seçimleri sürecinde yüzde 60’ı sosyal medya kaynaklı 150’ye yakın içeriğin doğruluğunu araştırdı.
BBC Türkçe, Teyit Yazı İşleri Sorumlusu Emre İlkan Saklıca ve Editör Şükran Şençekiçer ile konuştu.
Montajlanmış görseller, videolar ve asimetrik propaganda
Türkiye hemen her seçim döneminde montajlanmış görseller, afişler ya da manipüle edilmiş video ve ses kayıtlarına şahit oluyor.
Saklıca, her seçimin karakteristiği olan basit montajlanmış görseller ve asimetrik propaganda örneklerinin bu seçim döneminde de sıkça karşımıza çıktığını söylüyor.
Saklıca, “Mesela bir partinin afişiymiş gibi basılıp meydanlarda dağıtılan kâğıtlarla karşılaşıyoruz. Aslında ne o partiye ait bir söz ne de onun vaatleri arasında böyle bir şey var” diyor.
Örneğin Millet İttifakı Cumhurbaşkanı Adayı ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ve sonra ittifakın sembollerinden biri haline gelen kalp işaretinin ilk olarak eski Sovyetler Birliği liderlerinden Josef Stalin tarafından yapıldığı iddia edildi.
Stalin’in montajlanan görselinde elleriyle kalp işareti yaptığı görülüyor. Fakat teyit ekibinin ortaya çıkardığı üzere, bu basit bir montaj hilesinden ibaret.
Saklıca, “Çok basit bir montaj aslında ama buna çok fazla inanan oldu. Bunun üzerine eski siyasetçiler, gazeteciler tartışmalar yürüttü” diyor.
Saklıca, her seçimin karakteristiği olan basit montajlanmış görseller ve asimetrik propaganda örneklerinin bu seçim döneminde de sıkça karşımıza çıktığını söylüyor.
Saklıca, “Mesela bir partinin afişiymiş gibi basılıp meydanlarda dağıtılan kâğıtlarla karşılaşıyoruz. Aslında ne o partiye ait bir söz ne de onun vaatleri arasında böyle bir şey var” diyor.
Örneğin Millet İttifakı Cumhurbaşkanı Adayı ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ve sonra ittifakın sembollerinden biri haline gelen kalp işaretinin ilk olarak eski Sovyetler Birliği liderlerinden Josef Stalin tarafından yapıldığı iddia edildi.
Stalin’in montajlanan görselinde elleriyle kalp işareti yaptığı görülüyor. Fakat teyit ekibinin ortaya çıkardığı üzere, bu basit bir montaj hilesinden ibaret.
Saklıca, “Çok basit bir montaj aslında ama buna çok fazla inanan oldu. Bunun üzerine eski siyasetçiler, gazeteciler tartışmalar yürüttü” diyor.
‘En çok Millet İttifakı hedef alındı’
Saklıca, yanıltıcı bilgilerin en çok Millet İttifakı ve Cumhur İttifakı’nı hedef aldığını söylüyor, fakat Millet İttifakıIna karşı olanlar biraz daha fazla:
“Sosyal medyadan çıkan iddiaları belli bir tarafa yormak, bir kullanıcıyı bir partiye mal etmek çok anlamlı değil. Bunun yanı sıra, ittifaklarda her taraftan yanlış bilgi çıkabiliyor, biri diğerinden 3 eksik 5 fazla.”
“Ama yüzde 28’lik oranla en çok Millet İttifakı’nın hedef olduğunu söyleyebiliriz, Cumhur ittifakı da %25 civarında. 150 yazıya bakınca, arada 4-5 fark var sadece.”
İttifaklara yönelik iddiaları seçerken “yaygınlık, önem ve aciliyete” baktıklarını söyleyen Saklıca, her partiyi hedef alan iddialara yer verdiklerini belirtiyor.
Son olarak Memleket Partisi lideri Muharrem İnce dün Cumhurbaşkanlığı adaylığından çekilirken, kendisine sahte fatura ve kasetlerle kumpas kurulduğunu iddia etti.
İnce, kendisine yönelik kumpas iddialarına karşı Türkiye Cumhuriyeti devletinin “itibarını koruyamadığını” söyledi ve arkasında “FETÖ ve PKK’nın olduğunu” kaydetti:
“Sahte dekontlar, cipler, olmayan bacanaklar, olmayan görüntüler, olmayan fotoğraflar; İsrailli porno sitesinden alıyor, benim kafamı koyuyor. Bunu FETÖ’cüler yapıyor; ama ne yazık ki Türkiye'de ‘muhalif olacağım’ diye bunu paylaşanlar var.”
“Böylesine iftira furyasını bu ülkede hiçbir siyasi görmedi. Benim böyle bir görüntüm yok ki, böyle bir ses kaydım yok ve özel hayat falan değil, bu iftira.”
‘Türkiye 25 eyalete bölünecek, İHA-SİHA’lar durdurulacak’ iddiası
Siyasetçilerin demeçleri basit bir montajla kesilip kırpılarak, yıllar önce söylediği başka cümlelerle birleştirilerek bağlamından koparılabiliyor.
Saklıca, bu seçim döneminde bağlamından koparılmış içeriklerle sıkça karşılaştıklarını belirtiyor. Bunun tipik öreklerinden biri yakın zamanda CHP Grup Başkanvekili Engin Özkoç’un başına geldi.
Özkoç, 2015 yılında yaptığı bir açıklamasında, Meclis Genel Kurulu gizli oturumunda birinin “Türkiye’yi 25 eyalete böleceğiz” dediğini söylemişti.
Fakat Özkoç’un bu sözleri, sanki kendisi Türkiye’yi 25 eyalete böleceklerini söylemiş gibi kırpılarak yeniden dolaşıma sokuldu.
Saklıca, “Bir siyasi bir konuşma yapıyor ve o konuşmasının belli bir bölümü bambaşka bir amaçla kesilerek dolaşıma sokuluyor” diyor.
Bağlamından koparmanın bir başka örneği de DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın İHA ve SİHA’larla ilgili yaptığı açıklamasında yaşandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan muhalefeti kastederek, “İHA’da, SİHA’da, Akıncı’da ‘Biz gelince bunları durduracağız’ dediler” iddiasında bulundu.
Şükran Şençekiçer, “Bu bilgi çok fazla yayıldı ve bu kadar yayılmasının en önemli sebeplerinden biri Ali Babacan’ın bir canlı yayında kullandığı sözlerin bağlamından koparılmasıydı” diyor.
Babacan aslında ilgili konuşmasında, “Başka ülkelerin teknolojisine muhtaç kalmanın silahlı kuvvetlerin elini kolunu bağladığını’ söyleyerek, İHA ve SİHA’larla ilgili “ülkemizin gurur kaynağı olduğunu düşünüyoruz” diyor ancak şu eleştiriyi getiriyor:
“Fakat burada yanlış şu: Devletin hemen hemen bütün imkânları, bütün o yardımlar, devletin bütçesinden doğrudan aktartılan kaynaklar aşağı yukarı tek bir şirkete aktarılıyor.”
Şençekiçer, “Özellikle seçime doğru siyasetçilerin konuşmaları bağlamından koparılarak kullanıldığını ve sosyal medyada paylaşılarak siyasetçinin kastettiğinin farkı bir anlama gelebilecek cümlelerin yaygınlaştığını görebiliyoruz” diyor.
Her seçimin sorusu: Mitinglere kaç kişi katıldı?
Seçim dönemlerinde siyasi partilerin mitinglerine kaç kişinin katıldığı konusunda kesin bir sonuca ulaşmak çoğu zaman oldukça zor.
Siyasi partiler çoğunlukla kendi mitinglerine daha fazla kişinin katıldığına dair görüş bildiriyor fakat bu sayılar manipüle edilmeye son derece açık.
Son olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan, 7 Mayıs 2023 İstanbul mitingine bir milyon 700 bin yurttaşın katıldığını iddia etti.
Bu iddiayı araştıran Teyit ise miting sırasında çekilen fotoğraflara göre hesaplama yapıldığında alanda en az 520 bin, en fazla 865 bin civarında kişinin olabileceğini söyledi.
Saklıca, “Metrekareye sığacak kişi sayısı belli, oranın metrekaresi belli. Elbette ki net sayıyı ortaya koyamazsınız ama 1 milyon 700 bin sayısıyla aradaki mesafeyi koyabiliyoruz. İki katı bir farktan bahsediyoruz” diyor.
Bu tip iddialarla çok sık karşılaştıklarını söyleyen Saklıca, bir benzerinin Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal’ın Ordu mitingine dair iddialarında olduğunu söylüyor:
“Geçen Gültekin Uysal, Ordu mitingiyle ilgili iki kat fazla kişi geldi dedi. Baktık ki 1-2 bin kişi oynamış. Bu bütün siyasilerin kullandığı bir argüman haline geldi.”
Saklıca ayrıca sahte kamuoyu yoklamalarına dikkat çekerek, özellikle sosyal medyada paylaşılan anket sonuçlarına karşı dikkatli olmak gerektiğini söylüyor:
“Yapılmamış, uydurma şirketler ve sonuçlarla kamuoyunun dikkatini dağıtmaya çalışan anketler var. Birincisi böyle bir firma olup olmadığına bakıyoruz.”
“Çoğu zaman bir sosyal medya trolü, kendi anket sonucunu ortaya atıyor, üzerine bir logo koyuyor, basit bir iki görselle bunu paylaşıma sokuyor. Ne böyle bir anket yapılmış ne de öyle bir şirket var.”
Siyasetçilerin demeçleri ne kadar doğru?
Şükran Şençekiçer, siyasetin her kanadından yanıltıcı bilgi gelebildiğini söyleyerek, “Tek bir siyasi partiye bunu atfetmek kesinlikle hatalı olur” diyor:
“Bazen bilgiler gerçek anlamından saptırılarak çarpıtılabiliyor, bazen konuşmalar bağlamından koparılıyor veya yeterli delille desteklenmeyen dayanaksız iddialar ortaya atılabiliyor. Bazen veriler abartılabiliyor yahut cımbızlanarak aktarılabiliyor.”
“Bazen de iddiada doğru bilgiler aktarılmasına rağmen, konunun farklı boyutları göz ardı edildiği için yine yanıltıcı durumlar ortaya çıkıyor. İstediğiniz kişiyi destekleyin ama %100 teyitli olmayan hiçbir bilgiye güvenmeyin, siyasetin her kanadından yanıltıcı bilgi gelebilir.”
Şençekiçer, siyasilerin demeçlerinde genellikle seçmen tarafında hemen incelenmesi mümkün olmayan ve geçmiş referanslı bilgilerin yanıltıcı olabildiğini söylüyor.
Örneğin Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, AKP’nin iktidara geldiği dönemde “ülkede yüzde 180-200 enflasyon” olduğunu iddia etti. Halbuki Merkez Bankası verilerine göre, 2001 yılının enflasyonu %61 olarak gerçekleşmişti.
Ekonominin son yıllarda nasıl seyrettiğiyle ilgili siyasetçilerin karmaşık bilgiler verdiklerini söyleyen Şençekiçer, bunların seçmen tarafından hızlıca incelenmesinin mümkün olmadığını belirtiyor:
“Ekonomi, siyasetçilerin söylemlerinde çok karşılaştığımız bir yanıltıcı bilgi kategorisi. Özellikle seçime doğru siyasetçiler, toplum hafızasındaki griliklerden faydalanarak ekonomi ile ilgili bilgileri abartılı ya da yanıltıcı şekilde aktarabiliyorlar.”
“En sık karşılaştığımı şey, siyasette karşı tarafa atfedilen birtakım vaatler… Bazı söylenmemiş cümlelerin, söylenmiş gibi anlatıldığını görüyoruz.”
Teyit’in geçmişe dair ve seçmenlerin hızlıca ulaşamayacağı başka demeçleri de araştırdığı görülüyor.
Örneğin Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, 24 Nisan’da partisinin düzenlediği Konya Buluşmasında yaptığı konuşmada, “TUSAŞ’ın 50 yıldır bir uçak havalandırmadığını iddia etti.
Şençekiçer, “Halbuki TUSAŞ’ın birden fazla uçağının, birden fazla kere uçtuğunu görüyoruz. Bunlar günlük hayatımızda çok kontrol edemediğimiz ve duyduğumuzda inanmaya meyledebileceğimiz şeyler oluyor” diyor.
Bir başka örnekte ise Muharrem İnce, Meral Akşener’i 2018 seçimlerine 10 gün kala hiç miting yapmamakla suçluyor fakat gerçek bu değil.
Şençekiçer, “Baktık ki Akşener son 10 günde pek çok şehirde miting yapmış. Bunda da seçmen ilk anda kontrol etme ihtiyacı duymuyor” diyor.
Şençekiçer’e göre bu iddialar yüksek profilli bir siyasetçi tarafından söylendiğinde, seçmen tarafından ikna edici bir cümle olarak algılanıyor.
Dünyada da durum benzer
Küresel Araştırmacı Gazetecilik Ağı’nda yer alan habere göre, kâr amacı gütmeyen küresel doğruluk kontrolü First Draft News’in kurucu ortağı Claire Wardle, gerçek içeriğin kasıtlı olarak çarpıtılarak “bağlamın silah haline getirilmesinin” seçimlerdeki en ikna edici dezenformasyon biçimi olduğunu söylüyor.
Ayrıca Güney Afrika merkezli araştırmacı Tessa Knight’ın, “Ortaya çıkardığımız koordineli dezenformasyon, buzdağının sadece görünen kısmı. Hükümetler ve siyasi figürler, sahte, kopya ve koordineli içerik üretimi yoluyla sosyal medya algoritmalarını manipüle etmeyi öğrendikçe genişliyor” sözlerine yer veriliyor.
Aynı haberde ABD'den Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ndeki seçimlere kadar örnekler sıralanıyor:
“2016 yılında Silverman tarafından yapılan bir araştırma 100’den fazla Trump yanlısı dezenformasyon web sitesi ortaya çıktı. Makedonya’da tek bir kasabada, bazıları trafiğe dayalı reklam gelirinden ayda 5 bin dolara varan gelir elde eden genç propagandacılar tarafından yönetiliyordu.”
“2020 yılında Fransız muhabir Alexandre Capron, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ndeki zarar verici bir dezenformasyon kampanyasının ne paradan ne de siyasi etkiden kaynaklandığını, sadece sosyal medyada övünme hakkı olduğunu ortaya çıkardı.”
Saklıca, 2022 yılındaki Brezilya seçimlerinde de benzer gerginlikler yaşandığını hatırlatıyor.
Saklıca, “Bazen bütün bunlar sadece bizde oluyor gibi düşünüyoruz ama her ülkede benzer davranış örgüsünü görebiliyoruz” diyor ve ekliyor:
“Ülkenin kutuplaşması ve siyasi iklimiyle tabii ki ilgisi var. Avrupa’da da popülist sağ yükselişi olduğu dönemlerde çok fazla yanlış bilgi karşımıza çıkıyor.”
https://www.bbc.com/turkce/articles/czrp0kknxmxo
TIME’dan Kılıçdaroğlu Profili:
“Erdoğan’ı Mağlup Edebilecek Adam”
Amerikan haber dergisi TIME, Millet İttifakı'nın Cumhurbaşkanı adayı ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nu konu alan bir değerlendirme yayınladı. "Erdoğan'ı Mağlup Edebilecek Adam" başlıklı yazıda TIME'in 10 Nisan'da Kılıçdaroğlu'yla yaptığı söyleşiden kesitler ve neden Kılıçdaroğlu'nun sandıkta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı zorlayabilecek bir rakip olduğuyla ilgili ayrıntılar yer alıyor.
74 yaşındaki Kılıçdaroğlu'nun "Bu seçim, otoriter rejime karşı demokrasiyi savunanların seçimidir. Baskıcı bir hükümeti demokratik yollarla sonlandıracağız" dediğini belirten TIME, milyonlarca Türk'ün 69 yaşındaki Erdoğan'ın iktidarıyla 20 yıl yaşadıktan sonra Kılıçdaroğlu'nu, ülkeyi daha dengeli bir hükümete geri döndürmesi için son umut olarak gördüklerini kaydediyor.
TIME, seçim sonucunun sadece yaklaşık 4 milyon mülteci dahil 85 milyon kişinin yaşadığı Türkiye için değil, dünyanın şu anda karşı karşıya olduğu en önemli meseleler açısından da önemli olduğunun altını çiziyor. Erdoğan'ın İsveç'in NATO üyeliğini kendi siyasi emelleri için rehin aldığını ve Rusya'yla yakın bağlar kurduğunu kaydeden dergi, Kılıçdaroğlu'nun "Türkiye'yi medeni dünyanın tekrar bir parçası haline getirmek için ABD, NATO ve Avrupa Birliği'yle ilişkilerin yeniden inşa edileceğini" söylediğini yazıyor.
TIME, 6 Şubat depremleri ve ekonomik kaygılar seçmenler için kilit meseleler olsa da gözlemcilerin, seçimde aslında Erdoğan'ın "tek adam iktidarının" oylanacağı görüşünde olduğunu kaydediyor.
2016'daki darbe girişimi sonrasında 2017'de yapılan referandumda Türkiye'nin parlamenter sistemden cumhurbaşkanlığı sistemine geçtiğini hatırlatan TIME, bu değişikliğin Erdoğan'ın yetkilerini genişlettiğini, Avrupa Konseyi'nin bu durumu demokrasi açısından "tehlikeli" olarak tanımladığını vurguluyor.
Hükümet kurumlarının ve mahkemelerinin yandaşlarla kadrolaştırıldığını, bazen sadece eleştirel sosyal medya paylaşımları yaptıkları gerekçesiyle muhaliflerin hapsedildiğini, basının büyük bölümünün Erdoğan'ın İslamcı AK Parti'sine hizmet ettiğini de hatırlatan TIME, Türkiye'nin Freedom House özgürlük sıralamasında "kısmen özgür" kategorisinden "özgür değil" kategorisine gerilediğinin altını çiziyor.
Çoğu ankete göre Kılıçdaroğlu'nun Erdoğan dönemini sona erdirecek ciddi şansa sahip ilk aday olduğunu belirten TIME, muhalefet liderinin ideolojik açıdan büyük farklılıklar barındıran muhalefeti birleştirdiğini, parlamenter sistemi ve hukukun üstünlüğünü geri getirme vaadi verdiğini kaydediyor.
Kılıçdaroğlu, TIME'a yaptığı açıklamada, "Uzun yıllar boyunca faydalandığımız ve ayaklarımızın altından kayıp gitmeye başlayan demokrasiyi yeniden inşa etmemiz gerekiyor" diyor.
Ancak TIME'a göre tek sorun, yumuşak mizaçlı Kılıçdaroğlu'nun "Türk hükümetinin başına geçmek şöyle dursun, kalabalık bir kasa kuyruğunda başa geçmek için mücadele edecek biri gibi" durmaması. Karizmatik ve mücadeleci Erdoğan'ın 1989'dan bu yana seçim kaybetmediğini hatırlatan dergi, Kılıçdaroğlu'nun ise 2010'da CHP'nin başına geçmesinden bugüne partisine mecliste daha fazla sandalye kazandırmayı başaramadığını belirtiyor. Ancak TIME, "Sakin bir insanım, çok sert eleştiriler karşısında soğukkanlılığımı korurum ve sonra yanıt veririm" diyen Kılıçdaroğlu'nun gücünün seçmenleri ateşlemek değil, perde arkasında uzlaşma inşa etmek olduğunu vurguluyor.
Kimileri için sükunetin Erdoğan'ın 20 yıllık kutuplaştırıcı popülizminden sonra tazeleyici bir etkisi olduğunu kaydeden TIME, adının açıklanmasını istemeyen üst düzey yabancı bir diplomatın Kılıçdaroğlu için "anti-Erdoğan" tanımlaması yaptığını, "Bazen insanların istediği tam da gri bir kişiliğe sahip olan biridir" dediğini yazıyor.
Erdoğan'ın bu seçimlerde Kılıçdaroğlu'nu "emperyalistlerin Truva atı" olarak tanımladığını, art arda rakibinin PKK'yla bağlantılı olduğunu iddia ettiğini yazan TIME, "Bay Kemal" şeklinde hitap ettiği Kılıçdaroğlu'nun Alevi kimliğini de sıklıkla gündeme getirdiğini ve yanlışlıkla bir seccadeye basmasını sert şekilde eleştirdiğini hatırlatıyor.
Kürt sorununa da değinen TIME, bu meselenin Kılıçdaroğlu için önemli olduğunu, kendisinin de 2016'da konvoyunu hedef alan bir PKK saldırısı atlattığını yazıyor. TIME, HDP'yle diyalog çağrısı yapan Kılıçdaroğlu'nun "Kimlik kontrolu yapmıyoruz, herkesin kimliğine saygılıyız" dediğini vurguluyor.
Dergi, Kılıçdaroğlu'nun en büyük avantajınınsa Türk milliyetçilerinden Kürtler'e muhalefetin farklı parçalarının çoğunu birleştirmesi olduğunun altını çiziyor.
Ancak depremlerden bu yana Erdoğan puan kaybetmiş görünse de Kılıçdaroğlu'nun da büyük kazanım elde ettiği gözlenmiyor. Dergi, bu konuda muhalefet danışmanı Selim Sazak'ın, çoğu insanın kafasındaki Kılıçdaroğlu imajının değişmesinin zor olduğu yönünde yorumuna yer veriyor.
TIME, Erdoğan'ın yargı ve hükümet kurumlarının çoğunu kontrolu altında tutması nedeniyle uzmanların Kılıçdaroğlu'nun dar bir marjdan daha fazlasıyla galip gelmesi gerektiği yönündeki görüşünü de aktarıyor. Bunun tersi olması durumunda dergiye göre Erdoğan YSK'ya seçim sonucunu iptal etme ve seçimi yenilemek için baskı yapabilir. Dergi, buna İBB seçimlerinde Ekrem İmamoğlu'nun ilk seçimin iptal edilmesi sonrasında ikinci kez yapılan seçimlerde büyük farkla zafer kazanmasını örnek gösteriyor.
Uzmanlar, bu durumun tekrarlanmasının Gezi Parkı protestoları benzeri kitlesel eylemlere yol açabileceğini kaydediyor. TIME, geçmişte Ekonomik Trend dergisinin "Yılın Bürokratı" seçtiği Kılıçdaroğlu, Erdoğan'ın seçimi kaybetmesi ancak iktidarı bırakmayı reddetmesi durumunda böyle bir direnişe liderlik yapmaya hazır olup olmadığı sorusunu gündeme getiriyor ve Kılıçdaroğlu'nun buna gerek kalmayacağı şeklindeki yanıtına yer veriyor. Kılıçdaroğlu, "Erdoğan kaybedecek ve gidecek. Çalkantı Erdoğan'a yarıyor. Kaosa ihtiyacımız yok, haklı olduğumuza daha geniş kitleleri ikna etmemiz gerekiyor" diyor.
https://www.voaturkce.com/a/time-kilicdaroglu-profil-erdogan-maglup-edebilecek-adam/7070451.html
Amerikan düzenine Çin zokası
Fehim Taştekin
ABD, Pekin’in Orta Doğu’da arabuluculuk becerisine hazırlıksız yakalandı. Çin’in İran ve Suudi Arabistan arasındaki soğuk savaşa mola verdiren arabuluculuğu Amerikan yönetiminin boğazına kılçık gibi saplandı. Bunun yanı sıra Avrupa’da Çin’le ilişkilerde efendinin istemediği sapmalar görülüyor.
13 Nisan Perşembe 2023
ABD, Ukrayna savaşı ile Avrupa’da NATO zemininde hegemonyanın yeniden inşasında yakaladığı şansı öteki coğrafyalardaki ittifak düzenine taşıyamıyor.
Rusya'yı paryalaştırma hamleleri istediği ivmeyi yakalayamadığı gibi Çin'i çevreleme stratejisi tökezliyor. Finlandiya’nın NATO üyeliği Rusya’nın ABD'nin hesabına yazdırdığı en önemli olay sayılabilir. Temmuzda Vilnius zirvesine kadar İsveç’in önü açıldığında Atlantik İttifakı'nın Nordik çemberi için çifte zafer olacak.
Buna karşın ABD’nin Orta Doğu’daki geleneksel müttefikler üzerindeki yönlendirme kapasitesindeki aşınma bariz hale geliyor. Çin’in İran ve Suudi Arabistan arasındaki soğuk savaşa mola verdiren arabuluculuğu Amerikan yönetiminin boğazına kılçık gibi saplandı. Bunun yanı sıra Avrupa’da Çin’le ilişkilerde efendinin istemediği sapmalar görülüyor. Almanya Şansölyesi Olaf Scholz’dan sonra "Rothschildlerin parlak çocuğu" Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Çin kapısını tıklatması önemli.
CIA ŞEFİYLE MESAJ: HAYAL KIRIKLIĞINA UĞRADIK
Çin dış ilişkilerde ticaretin ağır bastığı basküle diplomasiyi çıkartıyor. Arabuluculukta Çin aklı ve yöntemi diye bir başlık açılabilir. Bu Amerikan hegemonyasına sessiz ve derinden gelen bir meydan okuma. ABD, Pekin’in Orta Doğu’da arabuluculuk becerisine hazırlıksız yakalandı. Pekin’de 10 Mart’ta sağlanan mutabakattan sonra İran ve Suudi Arabistan dışişleri bakanları 6 Nisan’da bir araya gelerek elçiliklerin açılması konusunda anlaştı. Suudi Arabistan'ın İran’la el sıkışmasının Suriye başta olmak üzere bölgedeki olası yansımaları ABD’nin İsrail’in güvenliğine ve Tahran’ın kollarının kesilmesine endeksli bölge siyasetinde kasılmalara yol açıyor. Sızlanmanın boyutu, geçen hafta CIA Direktörü William Burns’un Riyad ziyaretinde kendini ele verdi.
Wall Street Journal’a göre Suudi Arabistan’a sürpriz bir ziyarette bulunan CIA Direktörü Burns, Veliaht Prens Muhammed bin Selman’a Amerikan yönetiminin hayal kırıklığını aktardı. Burns "ABD, Riyad'ın Washington'un küresel rakiplerinin himayesinde İran ve Suriye ile -Batı tarafından ağır yaptırımlara maruz kalan ülkeler- yakınlaşması karşısında gafil avlandığını hissetti" dedi.
Suudi Arabistan güvenlik alanında ABD’yi müttefik olarak görmeye devam etse de ticarette Çin’le stratejik yol alıyor. Rusya ile OPEC+ ortaklığını korumakta kararlı.
Suud-İran yakınlaşması Yemen’deki savaşı bitirmeye yararsa Pekin’deki üçlü imza ışıldayabilir. Bu yakınlaşma Suriye, Irak ve Lübnan’daki restleşmeleri geriletme potansiyeli de taşıyor. Suud-İran uzlaşmasının ardından Riyad’ın davetiyle Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad’ın dün Suudi Arabistan’ı gitmesi şaşırtıcı değil. Mayısta Suudi Arabistan’ın ev sahipliğindeki zirvede Suriye’nin Arap Birliği’ne dönüşü sağlanırsa ABD’nin bölgedeki kartlarını yeniden karması kaçınılmaz hale gelebilir.
BIDEN’I GERİDE BIRAKAN HAMLELER
Çin’in ABD’ye "Küresel köyün tek delisi sen değilsin" diyen çalımlarının kıta Avrupa’sındaki karşılığı da çok önemli. Şi Cinping üçüncü başkanlık dönemine ABD Başkanı Joe Biden'a çelmeler takarak başladı sanki. Birkaç önemli gösterge sıralanabilir:
- Bir tarafta ABD’nin dünyayı dar etmeye çalıştığı Huawei, Riyad'ı Orta Doğu’daki merkez üssü yapmayı planlıyor. Şi’nin geçen yılki Suudi Arabistan ziyaretinde iki ülke arasında 50 milyar dolarlık yatırım anlaşmaları imzalanmıştı.
- Diğer tarafta martta başbakanlık koltuğuna geçen Li Qiang ile arası iyi olan Elon Musk güçlü batarya (Megapack) üretimini Tesla'nın ana üssü Nevada'da değil de Şanghay'da yapmaya karar verdi. Yılda 10 bin Megapack üretecek dev tesisle ilgili planını hafta sonu Çin ziyaretinde duyurdu.
- Li Qiang’ın yükselişi küresel devler için olumlu bir sinyal olarak değerlendiriliyor. Şi'nin 2025 vizyonu, Çin'in güneyinde alternatif Doğu Silikon Vadisi yaratmayı içeriyor.
- Beri tarafta ABD’nin adamı sayılan Malezya Başbakanı Enver İbrahim, ülkenin yeni Soğuk Savaş’taki ‘tarafsızlık’ politikasına şüphe konduracak şekilde Çin’e meyletti. İbrahim 31 Mart’taki ziyarette yenilenebilir enerji, elektrikli araç üretimi, dijitalleşme ve Kuşak ve Yol Girişimi projeleri konusunda Şi’den 39 milyar dolarlık yatırım sözü aldı.
- Avrupa kanadında ise Rusya ile hesaplaşmanın ağırlaşan bedeline bir de Çin’in eklenmesine karşı direnç gelişiyor. Macron 60 kişilik heyetle Çin’e gitti.
- Macron'a eşlik eden Airbus’ın CEO'su Guillaume Faury, Tiençin'de ikinci bir A320 montaj hattı kurulması için Çinlilerle anlaştı. İmzalar 6 Nisan'da Macron ve Şi’nin şahitliğinde atıldı. Airbus ayrıca Çin’e 160 yolcu uçağı satacak.
- Electricite de France (EDF), nükleer enerji santrallerinin tasarımı, inşası ve işletilmesi, açık deniz rüzgar enerjisi alanında iş birliğinin genişletilmesi ve Yünnan'da kara rüzgar enerjisinin geliştirilmesi konusunda üç farklı iş birliği anlaşmasına imza attı.
- Su ve atık yönetimi uzmanı Suez, Şantung'da deniz suyunu tuzdan arındırma tesisi inşa etmek üzere bir anlaşma imzaladı.
- Denizcilik şirketi CMA CGM, biyo-metanol ve e-metanol yakıtlarının tedariki için el sıkıştı.
- Demiryolu ekipmanları üreticisi Alstom, Çengdu Metrosu için elektrikli çekiş sistemleri sağlayacak anlaşmayı bağladı.
- Kozmetik devi L'Oréal, Alibaba ile üç yıllık bir pazarlama anlaşması yaptı.
- İki ülke öğrenciler için vize kolaylığı, Covid nedeniyle kesintiye uğrayan bilimsel projelere yeniden başlama ve diplomatik ilişkilerin 60. yıl dönümüne atfen kültür yılı düzenleme konusunda da anlaştı.
MACRON’UN BIDEN’A ATTIĞI GOL
Evde başı dertte olan Macron, Rusya’ya desteğinden dolayı Çin’e gardını almış bazı Avrupalı ortaklarının kınayıcı bakışları altında temaslarında Ukrayna’yı merkeze almadan çantaya koyduğu anlaşmalarla gülümseyerek Paris’e döndü.
Çin’le ekonomik ilişkilere alan açan bu ziyaret ayrıca Fransız siyasetinin baskılanan “stratejik özerklik” arayışını dışa vuruyor. AB’deki ‘savaş partisi’ni temsil eden Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de gezide bir günlüğüne Macron’a eşlik etmişti. Macron kırmızı halıda devlet töreniyle karşılanırken AB’nin başbakanı konumundaki Ursula von der Leyen bürokrat muamelesi gördü ve uçaktan normal yolcu çıkışından alınıp aynı şekilde uğurlandı. Bu sıradan karşılanmanın nedeni Çin’in Ukrayna savaşından dolayı suçlanması ve Tayvan’daki kışkırtıcı politikalar. Ursula von der Leyen Ukrayna savaşında Rusya’ya desteği kesmesi ve Tayvan’da statükoyu güçle değiştirmeye kalkışmaması için Şi’yi uyarmaya çalıştı. “Çin’in Tayvan konusunda taviz vermesini bekleyen herkes kendi ayağına kurşun sıkıyor. Bunların hepsi boş hayaller” yanıtını aldı.
Politico gazetesine göre Macron, Ursula von der Leyen’in katıldığı üçlü görüşmede AB’nin çizgisinde dursa da basına açıklamalarında daha uzlaşmacı bir ton kullandı. Hatta Macron, Şii’nin hoşuna gidecek şekilde Avrupa’nın ABD karşısında stratejik özerkliğini kazanması gerektiğinden bahsetti. Macron gazeteye verdiği röportajda "Tayvan'da bir krizi hızlandırmak bizim çıkarımıza mı? Hayır... Avrupalılar olarak Ukrayna'daki krizi çözemezken Tayvan konusunda nasıl inandırıcı bir şekilde 'Dikkat edin, yanlış bir şey yaparsanız orada olacağız' diyebiliriz? Eğer gerilimi arttırmak istiyorsanız bunu yapmanın yolu budur" dedi. Macron silah ve enerji konusunda ABD'ye bağımlılığın artmasından yakındı. Avrupa’nın dolara bağımlılığını azaltması gerektiğini savunurken de "İki süper güç arasındaki gerilim tırmanırsa stratejik özerkliğimizi finanse edecek ne zamanımız ne de kaynağımız olacak ve vasallar haline geleceğiz" dedi. Üstelik bunlar, daha açık konuşulan bölümlerin Elysee Sarayı’nda sansürden geçirildikten sonra kalan ifadeler. Çin’in Avrupa’dan beklediği siyasi çizgi tam olarak Macron’un sözlerinde ifadesini buluyor. İngiliz medyası Macron’u aşağılarken New York Times bam teline dokunuyor: "Fransız diplomasisi ABD'nin Çin'i dizginleme babalarının altını oydu."
Ukrayna savaşı bir yere kadar ABD’nin Afganistan, Irak ve Suriye başta olmak üzere bölgeyi felç eden müdahalelerin küresel siyasete taşıdığı yüklerden kaçmasına hizmet etti. Fakat pek çok ülke ABD’nin körüklediği büyük güç rekabetine katılmak istemiyor. Kibre, dayatmalara ve yaptırımlara dayalı Amerikan stratejisinin tıkanma noktalarında Çin artık ‘sakin ve sabırlı güç’ olarak devreye giriyor. Şimdilik zayıf bir ihtimal ama ola ki bir gün Ukrayna’da düğümü çözen taraf Çin olursa diplomasinin ağırlık noktası doğuya kayabilir. ABD buna ya daha fazla agresifleşerek yanıt verecek ya da daha esnek ve akıllı manevralarla duruma ayak uyduracak.
Fehim Taştekin Kimdir?
İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun oldu. Gazeteciliğe 1994’te başladı. Yeni Şafak, Son Çağrı, Yeni Ufuk, Tercüman, Radikal ve Hürriyet gazetelerinde çalıştı. Muhabirlik, editörlük ve dış haberler müdürlüğü yaptı. Ajans Kafkas’ın kurucu yayın yönetmeni olarak Kafkasya üzerine çalışmalar yürüttü. Kapatılıncaya kadar İMC TV’de “Doğu Divanı”, “Dünya Hali” ve “Sınırsız” adlı programların yanı sıra MedyascopeTV ve +GerçekTV’de dış politika programları yaptı. BBC Türkçe’nin analiz yazarları arasında yer alıyor. Al Monitor ve Gazete Duvar’da köşe yazılarına devam ediyor. Kafkasya ve Orta Doğu üzerine saha çalışmaları yürüttü. “Suriye: Yıkıl Git, Diren Kal”, “Rojava: Kürtlerin Zamanı” ve “Karanlık Çöktüğünde” adlı kitaplara imza attı.
https://www.gazeteduvar.com.tr/amerikan-duzenine-cin-zokasi-makale-1613158
https://sinifsiztoplumplatformu.blogspot.com
https://cahit-celik.blogspot.com
NEREDEN NEREYE!..
Said Nursî’yi her türlü süfli çıkar için istismar ederek kullanan günümüzdeki siyasetçilere, Padişah Abdülhamit’e karşı İttihat ve Terakki Cemiyeti [Partisi]’nin öncülüğünde gerçekleştirilen 1908 Temmuz İnkılabı’nın doğal sonucu olarak ilan edilen İkinci Meşrutiyet’in üçüncü gününde Selanik Hürriyet Meydanı’ndaki kürsüden, İttihat ve Terakki mensubu Bediüzzaman Said Nursî cevap veriyor.
« Ey vatan evlatları, … Demek ki, şimdiye kadar mezarda idik. Çürüyorduk. Şimdi bu İttihad-ı millet ve Meşrutiyet ile rahm-i madere geçtik. Neşvüname bulacağız. Yüz bu kadar sene geri kaldığımız mafe-i terakkiden inşallah, mucize-i Peygamber ile şömendöfer kânun-u şer’iyye-i esasiyeye amelen ve burak-ı meşveret-i şer’iyeye fikren bineceğiz ve vahşendengiz sahray-i kebiri bir zamanı kesirde, tekemmülü mebâdi cihetiyle tayyetmekle beraber milel-i müsabaka edeceğiz. Zira kâh öküz arabasına binmişler, yola gitmişler, biz birdenbire şömendöfer ve balon gibi mebâdiye bineceğiz, geçeceğiz. … »
109 yıl önceki bu konuşmayı bugünkü dille ifade edelim :
« Ey vatan evlatları, …
Demek ki, şimdiye kadar mezarda idik. Çürüyorduk. Şimdi milletçe gönül ve işbirliği ile başardığımız Meşrutiyet’le yeniden doğuyoruz. Gelişeceğiz. Yüzlerce sene geri kaldığımız medeniyet dünyasından, imanımızın ve kuvvet kaynağımız Peygamber’in gayesi yolundaki yolundaki mucizelerinden ilham alarak usul-ü meşveret [demokrasi] yolumuzda şömendöfer [tren] sür’atiyle ilerleyeceğiz. Onlar, bugünkü sonuçlara, öküz arabasına binmekle başlıyarak erişmişler. Amma biz?.. Biz balonla [uçakla], şömendöferle zamanı yutacağız, onlara erişeceğiz. Yabancı ülkelerde, garpta medeni ilerlemelere terakkilere yardım edecek varlıkları, fenleri, sanayii memnuniyetle alacağız. Amma bu hayatın tortusu ve günahları olan fenalıkları almıyacağız.
Ey hamiyetli vatan evlatları, …
Cemiyet millî ruhu bu yola çevirmekle bizim saadetimize yol açtı. Biz de bazı lezzetlerimizi terk ile onlara yardım edeceğiz. Zira o nimet sofrasında kendileriyle beraber oturuyoruz. Fasid fikir sahipleri, istibdad ve mezalimi arzulayanlar çıkabilir. Mazinin gömdüğü istibdadı veya seller arasında izler bırakarak kaybolmuş zulümleri bir daha temaşe etmemek için ikisinin arasına aşılmaz bir demir sed çekmek istiyorum. Çünkü inanıyorum ki; inkılâp, hürriyeti inşa edecek, onu şer’i meşveretle tamamlıyarak ve bu milletin eski satvet ve kuvvetini ihya edecektir. Şahsi garezlere yol açmadan, eksiksiz ve kusursuz oluşu bana anlatıyor ki bizim hürriyetimiz beş sabit hakikat üzerine oturmuştur.
Birinci hakikat; milletin varlığıdır. Bu kuvvet umumi efkârda tecelli eder. Milletin birlik ve beraberliğini bozmaya kalkışmak en büyük cinayettir.
İkinci hakikat; ilim ve marifettir. Medeniyet hayattır. İşte Avrupa tarihi meydanda. … Bizim Asya ve Avrupa’daki varlığımız. Ancak bu hakikatleri omuzlarında taşıyacak kudretli devlet adamlarıyla mümkündür.
Üçüncü hakikat; bizi dünyanın gidişine, iyiliklerine, kötülüklerine baktıracak ve iyiyi alacak hürriyet varlığıdır. İşte ben, aslında bir köylü adam, bakınız sizlere neleri söyleyebiliyorum. Bu, hakikati arama ihtirasıdır. Fikrimiz öylesine inkişaf edecektir ki, Osmanlı gençliği arasından Eflatunlar, İbn-i Sinalar, Bismarklar, Dekartlar’ı geride bırakan kıymetler çıkacaktır. Çünkü bizim Osmanlı Ülkesi, peygamberler kaynağı, medeniyetler beşiğidir. Hürriyet yağmuruyla bu toprak öyle meyvalar verecektir ki her şeyin Şark’tan doğacağı anlaşılacaktır. Yeter ki bizler onu tembelliğimizle, şahsi garazlarımızla kurutmuş olmıyalım.
Dördüncü hakikat; bütün bu neticelerin şeriatın ruhunda bulunmuş olmasıdır. Bu gerçeğin en büyük misali, İslamiyetin çıkışı ile cehalet ve vahşetin hükümran olduğu bir yerde eşitliği, adaleti, hürriyeti nasıl tesis etmiş olduğudur. Bütün bu olup bitenlere bakarak hüküm veriyorum ki, bizim sukutumuz [düşkünlüğümüz] ve başımıza gelen fenalıklar dört sebepten kaynaklanmaktadır. Şeriatın gayesini kavrayamamışız. Dalkavuklar çevremizi sarmış, ilmî görünürde olan cahillerin arkasından gitmişiz. Hakiki Avrupa medeniyeti zor ve güç olduğundan, ilim istediğinden onu bırakmışız. Kolay ve basit olan taklitini almaya kalkışmışız.
Beşinci hakikat şu: Eski devirlerde hayat basit idi. Şimdi medeniyetin semereleri öylesine alemi kucakladı ki, bir milletin; bir ferdin aklı ve irfanı ile idare edilmesi imkânı yok. O halde? Ohalde, Meşveret [Danışma] müesseselerine kıymet vereceğiz. Milletin kalbi olan Mebusan Meclisi’nin yeni hayatı tesis için himmetine yardımcı olacağız. Bir ülkede böyle bir neticeye varabilmek kolay değildir. Bu yeni hayata intibak edemeyecek olanları zaman kendiliğinden tasfiye edecektir. Yerlerinden atacağımız devlet memurlarının yenilerini yetiştirmek için kırk sene lazım. Zaman bizi bekler mi?
Ben Kürdistan dağlarında büyümüş idim. Hilafet merkezini güzel bir varlık olarak hayâl ediyordum. İstanbul’a geldim ki burada insanlar kalplerinde birbirlerine karşı besledikleri nefretle, iyi giyinmiş birer vahşi halinde idiler. Anladım ki bu hastalığın aslı ikiyüzlülüktedir. Bana deli dediler. Fakat ben acı hakikatı gördüm anladım ki İslamiyet yaşadığımız devrin medeniyetinden geri, çok geri kalmış. Bu sukutun [düşkünlüğün] üç suçlusu var; ilmiye mensupları, Avrupayı anlamayanlar, Tekye [Tekke ve Tarikat] sahipleri. Hepsi kendi alemlerine dalmışlar, birbirlerini tekfir [kâfir sayma] ve teçhil [cahil görme] ediyorlar. Bu gürültü içinde terakki [ilerleme, gelişme, yükselme] yolu kayboluyordu. Hepsini dinledim. Gönlüm aydınlanacağına karardı. »
( Kaynak : Cemal Kutay – Tarih Sohbetleri )
Ne diyelim? Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetirken Abdülhamitçilik yapan, devlet gücünü ve olanaklarını haksız olarak kullanmak suretiyle kendine çıkar sağlayan, istismar ettiği Said Nursî’yi bile anlamamış olan, AKP iktidarına eçhel-i cühela demek yeterli olur mu?..
Sınıfsız Toplum Platformu
ÜMMET–MİLLET–DİNΖMİLLΖULUS–ULUSAL ÇELİŞKİSİ!..
29 Ekim 1923’te Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na eklenen “Türkiye Devletinin dini İslam’dır” maddesi, Anayasa ile Lozan Antlaşması’ndaki azınlıklarla ilgili kararları uyumlu hale getirdi. Stratejik bakımdan ise, temel unsur olan müslüman Kürtlerin azınlık sayılmaları kabul edilmeyerek Türkiye halkının bölünmesi engellenmiştir.
O dönemde, en büyük emperyalist olan İngiltere devleti; Avrupa’da barınan Kürt diasporasıyla işbirliği yaparak, savaşla bölemediği Türklerin ve Kürtlerin beraber yaşadığı vatan toprağında ilerde oluşacak yeni bölünmenin yasal dayanağını yaratmak için Lozan Konferansı’nda dirençli bir mücadele yürütmüştür.
İnönü’nün Makalesi
GAZETEMİZE YAZDIĞI BİR MAKALEDE İÇ VE DIŞ MESELELERİ TAHLİL EDERKEN DEVLET REİSİ DİYOR Kİ:
Dünyanın nereye varacağı belli olmayan buhranı içinde Türkiyenin demokratik gelişmesinin zehirsiz ve sâkin bir hava içinde ilerlemesi için hayatî bir ehemmiyettedir.
YENİ BİR HİZMET UNSURU
Yazan : İSMET İNÖNÜ
Türkiye Cumhurbaşkanı
Basın âlemine girdiğinden haberdar olduğum “Hürriyet,. gazetesine, arzusu üzerine, iyi dileklerimi yazıyorum. Bu vesile ile 1948 ilkbaharı başında memlekette yaptığım oldukça geniş seyahatten memnun döndüğümü söylemek isterim. Çukurova felâketinde vatandaşlarımı, ıztırabın şiddetli olduğu günlerde görmüş ve çok müteessir olmuştum. Onları on gün sonra milletçe ve hükûmetçe kendilerine gösterilen ilgiden ümitleri artmış ve çalışıp kalkınma arzuları tazelenmiş olarak bulmak beni çok teselli etti.
Seyahatimin, iyi bir tesadüfle, kıymetli hâtırasını Raman dağındaki petrol kuyusu teşkil ediyor. Bir bütün gün Raman dağındaki yeni cevheri seyrettik; memleket için geniş ve hayırlı ihtimaller üzerinde uzmanların tetkik ve tahminlerini zevkle dinledik.
Gaziantep, Maraş, Malatya, Elâzığ, Tunceli, Bingöl, Diyarbakır, Mardin, Siirt illerimizin halkları, Urfa ve Bitlis illerimiz ve pek çok ilçelerimizin heyetleri ile memleket meseleleri görüştüm. Vatandaşlarım eksikleri bilen ve bunların bir an evvel tamamlanmasını isteyen bir arzu ile bütün düşüncelerini bana anlattılar. Dolaştığım yerlerde halkımızı meşgul eden mevzuları tekrar öğrenmiş olmak istifadeli olmuştur.
Siyasi partilerin karşılıklı münasebetlerinde tahakkuk eden terakkiyi derhal farkettim. Evvelki seyahatımda başladığını gördüğüm iyilik büyük bir gelişme ve tekâmül kazanmıştır. Herkes fikirlerini ve programlarını biliyor. Partiler emniyet ve huzur içinde siyasi davalarını azimle takibederken, partiler üstünde olan vatan meselelerini göz önünden ayırmıyor, hele birbirine hiç düşman olmuyorlar. Açık bir surette göze çarpıyor ki, medenî bir insan cemiyetinde hür vatandaşlar münasebetlerini sağlam esaslar üzerine kurmuşlar. Dolaştığım geniş bölgelerde partilerin çalışmaları için koyduğum bu teşhisin büyük kıymeti vardır. Dünyanın nereye varacağı belli olmayan buhranı içinde Türkiye’nin demokratik gelişmesinin zehirsiz ve salim bir hava içinde ilerlemesi memleketimiz için hayati bir ehemmiyettedir. Siyasi partilere mensup olan vatandaşlarım her yerde beni, iç ve dış büyük vatan meselelerinde beraber mücadele edeceklerine yürekten temin ettiler. Türkiye medenî âlemin anladığı mânada hürriyet ve demokrasi hayatı içinde yeni bir ilerleme ve gelişme yolundadır. Herşeyden kıymetli olan kendine güven ve vatanın geleceğine güven duyguları diri ve tazedir. Bu duyguları korumak yolunda tesirli bir hizmet unsuru olarak “Hürriyet” gazetesine engin başarılar dilerim.
İSMET İNÖNÜ
Gazetemize yazdığı bir makalede
CELÂL BAYAR DİYOR Kİ :
Demokrat Partinin Programı kül halinde tatbik olunduğu gün memleketimizde büyük değişiklikler olacağına ve milletimizin bu yüzden refaha kavuşacağına şüphe yoktur.
Yazan : CELÂL BAYAR
D. P. Genel Başkanı
Hürriyet Gazetesi benden bir yazı istediği zaman neslimizin hürriyet uğrundaki mücadelelerinin hâtıraları içinde kaldım.
Bizim neslimiz, hürriyet mefhumu üzerinde duran “Genç-Türk” Edebiyatının tesiri altında siyasi hayata girmiştir. Ben de, Millet hayatı ile alâkadar olan bu mevzuu ele almak istedim. Bazı tarihi hadiselere kısaca temas etmeyi düşündüm.
Henüz çok genç iken Mutlakiyet devrinin, padişahlar idaresinin tazyikini duymaya başlamış idim. İstibdadın ıztırabı altında kendimi bir kuyu içinde dünyadan habersiz, teneffüs etmekten mahrum bir insan gibi görüyordum. Hayatı da bu havasızlık içinde mânasız buluyordum.
Meşrutiyet inkılâbı tahakkuk eder etmez hürriyet aşkı büyük bir heyecan ile memleketi sardı. Bütün kalblerde taze bir ümid ve şevk uyandırdı. Bu arada ecnebi tazyikinin bariz bir ifadesi olan kapitülâsyonlar gözümüze batmaya başladı. Görüyorduk ki, ferdî hürriyetle beraber millî hürriyet ve tam manası ile istiklâlimize kavuşmak için kapitülâsyonların memleketimizden sökülüp atılması iktiza ediyordu.
Diğer tarafdan yabancılar, fena idare yüzünden zayıf düşmüş vatanımızı kolayca yutulur bir lokma sanıyorlardı.
Bu durum karşısında millî birliğe dayanan bir müdafaa ve emniyet cephesi yaratmak lâzım geliyordu. İşte meşrutiyet devrinde, bu devri açanlara ve gençliğe düşen başlıca vazife bunlardı. 1914 – 1918 harbinin mağlûpları arasında bulunuşumuz, memlekete çok pahalıya mal olmuştu. Ankara’da bin bir felâket içinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışı ve hükûmetinin kuruluşu bizim için bir kurtuluş, bir hamaset ve aynı zamanda millî hâkimiyet devri olduğuna şüphe edilemez.
Burada, tam bir hakikat olarak ifade edilmelidir ki; memleketi, bir ferdin idaresi altında toplayarak kurtarmak prensibi fiilen iflâs etmiş, buna mukabil millî hâkimiyeti temsil eden kuvvetin muvaffakiyeti kendini göstermiştir. Yâni “Kayıtsız şartsız hâkimiyet milletindir.” düsturu muzafferiyetin âmili olmuştur.
Ne garip tecellidir, Ankara’da çalışanlar, bir tarafdan millî iradeye dayanan bir devletin temellerini atarken, diğer tarafdan “Padişahımız efendimiz, hür ve müstakil olarak kendini milletin agûşu sedakatinde gördüğü gün Millet Meclisinin tanzim edeceği esasatı kanuniye dairesinde vazı muhterem ve mübecceliyeti ahz eder” diyorlardı. Saray ve Babıâlinin hiyaneti ve hâdiselerin nasıl inkişaf ettiği malûmdur. En iyi devlet şeklinin Cumhuriyet olduğu neticesine varıldı. Bugünkü Anayasamız mütekâmil şekli ile tedvin olundu.
Fakat salim bir surette işlemesi için yalnız bir Partinin varlığı kâfi gelmediğinden Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve onu takip eden Serbest Fırka kuruldu.
Her iki fırkanın yürümediği muvaffakiyet temin edemediği anlaşıldıktan sonra bir fasıla devri baş gösterdi. İşte bu fasıla devri arasında Demokrat Parti bin bir müşkülâta göğüs gererek meydana atıldı.
Partimiz demokrasiyi millî menfaata ve insanlık haysiyetine en uygun bir prensip olarak tanıdı. Türk milletinin bütün meziyetlerine olduğu gibi siyasî hayatta da olgunluğuna inandı.
İnsanlık haysiyetine inanan ve bu haysiyetin ancak insanlık ana haklarının teminat altında bulunası ile korunabileceğini kabul eden Partimiz bütün devlet mevzuuatında bu prensiplere aykırı hükümlerin bulunmamasını sağlamakla kendisini mükellef bilmektedir.
İnsanlık ana haklarından bahsederken bu mefhum arasında “korkudan masun olma hürriyetinin” de mevcud olduğu kabul edilmelidir.
Herhangi bir zaruret veya sebeple bu prensiplere muhalif olarak yapılmış kanunların tadil tasfiyesine çalışmak Partimizin esaslı gayelerinden biridir. Demokrat Partinin Programı kül halinde tatbik olunduğu gün memleketimizde büyük değişiklikler olacağına ve milletimizin bu yüzden refaha kavuşacağına şüphe yoktur.
Bize temin edildiğine göre, Hürriyet gazetesi bu prensiplerin sadık müdafii olarak en ileri teknikle matbuat sahasında yer alacaktır. Şu halde bu değerli neşir vasıtasına muvaffakiyetler dilemek bizim için bir vazifedir. Bu vazifeyi ifa ederken bahtiyarlık duymaktayım.






