Sayfalar

Selahattin Demirtaş: Ben HDP’liyim ve öyle de kalmaya devam edeceğim

“Aktif politikayı bu aşamada bırakıyorum” diyen HDP Eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş bundan sonra ne yapacağını açıkladı

 

İrfan Aktan 

 

14 ve 28 Mayıs 2023 seçimleri hem Türkiye hem de muhalefet açısından tarihi bir kırılmanın başlangıcı olmuş gibi görünüyor. Seçimler öncesinde AKP ve Erdoğan sonrası döneme hazırlanan muhalefetin, aynı hazırlığı seçimi kazanmak için yapmadığı anlaşıldı. Sonuçta başta HDP ve CHP olmak üzere iktidara karşı en büyük direnci gösteren partiler açısından seçim sonrasında bir muhasebe mecburi hale geldi.

Bu muhasebenin en sertini ise HDP-Yeşil Sol Parti’nin seçim kampanyasına 4 Kasım 2016’dan beri tutulduğu Edirne Cezaevi’nden yoğun bir destek sunan Selahattin Demirtaş yaptı. Aşağıdaki söyleşimizde sarfettiği aktif politikayı bu aşamada bırakıyorum” cümlesini, söyleşi henüz yayınlanmadan duyuran Demirtaş, Türkiye’nin gündemine oturdu. Demirtaş’ın “aktif politikayı bırakması” milyonlarca seçmeni derin bir üzüntüye boğarken, hasımları da sevinmiş görünüyor. Her iki duygu için de erken olduğunu söyleyerek sözü Demirtaş’a bırakalım…

- Erdoğan hapisten çıkamayacağınızı söylerken taraftarları “Selo’ya idam” sloganı attı. Bu sloganı duyduğunuzda ne hissettiniz?

Açıkçası hücre arkadaşım Selçuk Mızraklı ile birlikte o tabloya güldük ve o güruha acıdık. Liderleriyle birlikte Saray’ın bahçesinde Orta Çağ görüntüsü veren bir acziyete acımak dışında yapacak bir şey yok.

- 28 Mayıs sonrası genel kanaat, iktidarın Kürt siyasetine yönelik baskılarının hiç olmadığı kadar sert olacağı yönünde. Sizce iktidar, elindeki araçlarla bundan sonra ne yapabilir?

Doğrusu uygulanmayan bir tek toplu katliamlar kaldı, herhalde onu da göze alacak değiller. Fakat kaba şiddetin yanına seyreltilmiş kültürel soykırımı da ekleyeceklerdir. Özellikle HÜDA PAR aracılığıyla toplumun hücrelerine kadar nüfuz etmeye odaklanacaklardır. Kürtlerin de buna her zamankinden çok direnmeyle ve ideolojik mücadeleyle yanıt vermeleri gerekecek.

- Kemal Kılıçdaroğlu’nun seçilememesinin kısa, orta ve uzun vadede Türkiye açısından sonuçları ne olur?

Daha fazla otoriterleşen, yoksullaşan, kamplaşan, dışarıya daha da bağımlı bir Türkiye göreceğiz.

BENİM BİR MUCİZE FORMÜLÜM YOK

- Dışarıda olsaydınız mevcut tablo karşısında nasıl bir muhalefet stratejisi izlerdiniz?

Benim bir mucize formülüm yok, bir kurtarıcı da değilim ama tabanımızın önüne somut hedefler koyup kitleleri heyecanlandırarak ayağa kaldırmakta katkılarım olabilirdi. Cezaevinden ancak sosyal medya ve diğer medya aracılığıyla katkı sunabiliyorum. Bu da eksiklere, yetersizliklere yol açabiliyor. Biri de bunu sosyal medya fenomenliği olarak tanımlayabiliyor, sanki amacım buymuş ve elimde başka imkan varmış gibi!

- Peki size yönelik “popülist siyaset yapıyor” eleştirilerine yanıtınız nedir?

Popülist siyasetle HDP’nin ilkelerini görünmez hale getirdiğim eleştirilerine saygıyla yaklaşıyorum. Popülerlik ile popülistliği birbirine karıştıranları bir kenara bırakarak tüm bu eleştirilere anlam biçiyorum. Kendi açımdan bu saatten sonra zorlamanın bir anlamı olmadığını düşünüyorum. Arkadaşlarım bunu ısrarla söylüyorlarsa bir bildikleri vardır ve artık kendilerinden üstün bir performans beklemek de hepimizin hakkıdır.

BEN HDP’LİYİM VE ÖYLE DE KALMAYA DEVAM EDECEĞİM

- Bundan sonra siz ne yapacaksınız? Nasıl bir siyaset yürüteceksiniz?

Aylar önce Genel Merkezimize, sonuçlar ne olursa olsun seçimlerden sonra aktif siyasi çalışma yürütmeyeceğimi belirtmiştim. Halen aynı düşüncedeyim. Dışarıda canla başla mücadele eden tüm yoldaşların, bu süreci özgücümüzle ve başarıyla tamamlayacağına inanıyorum ve bu konuda hepsine güveniyorum. Partimize yönelik eleştiri ve önerilerim tümüyle iyi niyetli, yapıcı ve katkı sunma amaçlıdır. Hiç kimse, eleştirilerimi HDP’yi yıpratmak için kullanmaya kalkmasın. Ben HDP’liyim ve öyle de kalmaya devam edeceğim. Bunu herkesin iyi bilmesini istiyorum.

HATA HDP ÇİZGİSİNDE DEĞİL, PRATİKTEDİR

- Yeşil Sol Parti’nin TBMM’de 61 milletvekili olacak. Sizce etkin bir muhalefet için bu vekiller ne yapmalı, nasıl yapmalı?

Partimiz bu konularda belli bir deneyime ve hafızaya sahip, dolayısıyla en iyisini kendileri zaten yapacaktır. Fakat Meclis’i etkin kullanmakla birlikte, mücadeleyi Meclis ile sınırlı tutmamaları çok önemlidir.

Son zamanlarda Twitter’da sık sık HADEP döneminden fotoğraflar paylaşılıyor. O dönemin seçim kampanyalarından, mitinglerinden, toplantılarından fotoğraflar bir nostaljiye işaret ediyor sanki. Eğer bu paylaşımlar, o zorlu döneme dair bile bir özleme işaret ediyorsa, bazı Kürtlerin mevcut HDP siyasetinde kendilerini bulamadıkları anlamına geliyor mu?

Evet, bence de bu anlama geliyor ama hata HDP çizgisinde değil, pratiktedir. Eleştiri HDP paradigmasına değil, yanlış uygulamalardadır. Vazgeçmemiz gereken de HDP değil eksiklerimiz, yanlışlarımızdır.

- 14 Mayıs akşamı seçim sonuçları netleşmeye başladığında ne hissetmiş ne düşünmüştünüz?

Tam olarak o sonuçları beklemiyordum. Yeşil Sol Parti’yi de Kılıçdaroğlu’nu da daha yüksek bekliyordum. Sonuçlara hem üzüldüm hem de muhalefetin seçim akşamı verdiği dağınık görüntüye öfkelendim.

KILIÇDAROĞLU SEÇİMİ KAZANDI ASLINDA, OLANLAR TÜMÜYLE BİR OPERASYONDU

-  Peki 28 Mayıs akşamında?

Sonuç çok şaşırtıcı değildi. Kılıçdaroğlu seçimi kazandı aslında. Fakat başta hileler, sonra da yurt dışı oyları ve sonradan vatandaş yapılanların oyları gibi faktörler eklenince bu tarihi seçimi resmi olarak Erdoğan almış oldu. Yaşananların seçimle, demokrasiyle, halk iradesinin sonuçlara yansımasıyla uzaktan yakından ilgisi yok. Olanlar tümüyle bir operasyondu.

- Ekonomik sorunlardan otoriter rejime, gençlerin vaziyetinden yoksul kitlelerin haline, deprem enkazından dış ilişkilere kadar, Türkiye’nin durumu malum. Sizce bu tabloya rağmen AKP nasıl oldu da yüzde 35 oy alabildi? Özellikle muhalefetin Z kuşağına dair beklentileri çok yüksekti ama bu beklenti de tam karşılanmış görünmüyor. 14 Mayıs sonuçlarını tüm bu vaziyeti göz önüne alarak nasıl açıklıyorsunuz?

Bu seçim daha en başından eşitsiz, adaletsiz ve gayrimeşru bir zeminde yürüdü. AKP devletin tüm olanaklarını yalan, iftira, karalama, baskı, engelleme için kullandı, sandıklarda şaibeli müdahaleler oldu. Son yedi yılı tam bir otoriterizmle geçirmiş Türkiye’de demokratik bir yarışın koşulları zaten yoktu. Dolayısıyla ortaya çıkan sonucun meşruiyeti hep tartışmalı olacak. Muhalefet, bu gerçeği bilmesine rağmen hep karşısında normal bir iktidar varmış gibi davranarak, rejimi meşrulaştırarak büyük hatalar yaptı. Yine, HDP’nin kriminalize edilmesini peşinen kabul ederek iktidarın değirmenine adeta su taşıdı. Karşınızdaki, olağan dışı yöntemler kullanarak seçim yerine operasyon yaparken siz ancak söylemde ve pratikte buna karşı olağanüstü yöntemlerle mücadele ederek başarı sağlayabilirsiniz.

EMEK VE ÖZGÜRLÜK İTTİFAKI KAĞIT ÜSTÜNDE KALDI, BAZI BİLEŞENLER İTTİFAK YOKMUŞ GİBİ AYRI DAVRANDI

-  Peki bunun için ne yapılabilirdi?

Mücadeleyi de toplumsallaştırarak seçime kadar getirmek gerekiyordu. Yoksa son bir-iki ayda yapılacak seçim kampanyasıyla yedi yıllık toplumsal mühendislik operasyonunu alt etmek mümkün değil. Aslında halkın çoğunluğu değişimden yanaydı fakat bu değişim isteği bir toplumsal harekete dönüştürülemedi, siyasi partilere sıkıştırılıp oradan sonuç alınmak istendi.

- 14 Mayıs seçimlerinde Yeşil Sol Parti’nin elde ettiği sonuç HDP Eş Genel Başkanları tarafından da başarısızlık olarak değerlendirildi. Bu sonucun arkasında üç temel unsur olduğu söyleniyor. HDP’ye yönelik baskılar, Emek ve Özgürlük İttifakı’nın iki ayrı parti olarak seçime girmesi ve Yeşil Sol Parti’nin milletvekili aday listeleri. Siz bu değerlendirmeye katılıyor musunuz? Bu sonuç engellenebilir miydi?

Öncelikle şunu belirteyim, dünkü yazımda ve bu röportajda yaptığım eleştirileri daha önce defalarca partimizle paylaştım. Yani ilk defa şimdi ifade etmiyorum. Elbette HDP’ye çok yönlü saldırılar, büyük baskılar var. Bunlar her dönemde oldu. En rahat olduğumuz düşünülen 7 Haziran 2015 seçimlerinde Adana ve Mersin il örgütlerimize eş zamanlı bombalı saldırılar düzenlendi, mitinglerimize organize saldırılar yapıldı, Diyarbakır mitingimiz bombalandı, arkadaşlarımız katledildi. Kıyaslamak için değil, böyle bir hakikat de olduğu için hatırlatıyorum sadece.

Emek ve Özgürlük İttifakı'nı aslında ayrı bir başlıkta ele almak gerekir. Kuruluş amacı, ilkeleri ve hedefleriyle heyecan verici olmasına rağmen, ne yazık ki kağıt üzerinde kaldı. Bazı bileşenler böyle bir ittifak yokmuş gibi ta başından beri ayrı davrandılar, ayrı çalıştılar. İş gidip gelip adaylıklara ve ayrı liste tartışmalarına kilitlendi. O süreçler de iyi yönetilemediği için son derece yıpratıcı tartışmalarla hem motivasyon kaybına hem de çok değerli zamanların kaybına yol açtı. İttifak fikri de stratejisi de çok değerli, çok önemli olmasına rağmen bütün taraflar süreç yönetimindeki başarısızlık nedeniyle ciddi derecede zararlara yol açtılar. Bu konuda herkesin sağlıklı bir özeleştiri yapması ve bu olumsuz deneyimden dersler çıkarması gerekiyor. Ayrıca Kürt partileriyle ittifak da yeterince önemsenmedi ve orada da önemli bir sonuç elde edilemedi. Oysa Kürt ulusal ittifakı da stratejik önemdedir ve HDP’nin temel ilişki ağlarından biridir. Bu alanlardaki eksiklerin de mutlaka giderilmesi gerekiyor.

KENDİMİ SORUMLULUĞUN DIŞINDA TUTMUYORUM

-  Aday listeleri hakkındaki görüşünüz nedir?

Listelerin oluşturulmasında belli bir yöntem eksikliği olduğu, halkın beklenti ve önerilerinin dikkate alınmadığı eleştirileri var. Bu eleştirilerin ciddiyetle ele alınması ve tüm yerellere izahatta bulunarak samimi bir özeleştiri verilmesi gerekir. Adaylarımızın ve seçilen arkadaşlarımızın hepsi de çok değerli, kıymetli yoldaşlardır fakat mesele onların kişiliğinden bağımsız bir iç demokrasi meselesidir. Bunca deneyimimize rağmen halen halk demokrasisini ve demokratik toplumu önemsememek teknik bir eksiklikten öte ideolojik sapmadır. Bunun sorumlusu da en başta parti yönetimidir. Seçim dönemi siyasetinin de zaaflarla dolu olduğunu düşündüğümüzde yönetimimiz ne yazık ki ciddi yetmezliklere düşmüştür. Bence tüm bu süreç için halka bir özür, özeleştiri borçları var. Ayrıca ben de kendimi bu sorumluluğun dışında tutmuyorum. Kendimi sorumlulardan biri olarak kabul ediyorum elbette.

- Peki size göre bu süreçten nasıl bir ders çıkarılması gerekiyor?

Bu süreçten çıkarılacak derslerle yerelden başlayarak hızla büyük kongrenin toplanması ve yönetimde değişiklikle birlikte taze kana ihtiyaç olduğu kanaatindeyim. Gördüğüm kadarıyla halkımız da Eş Genel Başkanlar başta olmak üzere parti yönetiminden bu olgunluğu ve sorumluluğu bekliyor. Şu anda korumamız gereken şeyler, halkımızın örgütlü mücadelesi ve partimizdir. Bize ne olacağı değil, halkımıza ve partimize ne olacağı önemlidir.

KÜRT HAREKETİ VASATA PRİM VEREN TARZI BIRAKIP BİNLERCE İNSANI GÖREVE ÇAĞIRAN BİR MODELİ HAYATA GEÇİRMELİ

- 2015’ten beri devam eden yoğun baskılar karşısında HDP’nin yapabilip de yapmadığı ne var?

Bence taktik hamlelerdeki eksikleri, hataları tartışmadan önce şunu netleştirmemiz lazım; Kürt siyasi hareketi yoğun tutuklamalar, sürgünler ve baskılar nedeniyle çok ciddi bir kadro erozyonuna uğradı. İl ve ilçe örgütlerinden Genel Merkeze, Kadın ve Gençlik Meclislerine kadar tüm alanlarda ciddi bir nitelik zayıflaması oldu. Özverili ama deneyimsiz arkadaşlar ellerinden geleni yaptılarsa da yeterli olamadı. Yani yapılması gerekenler apaçık ortada ama yapabilecek nitelikli kadro yapısından yoksunuz. Bu nedenle, Kürt siyasi hareketinin yapması gereken en önemli şey yeni bir söylem, eylem ve örgütlenme modeliyle, niteliği geri çağırmak olmalıydı. Kürt hareketi, artık vasata prim veren tarzı bırakıp binlerce nitelikli insanı göreve çağıran bir modeli hayata geçirmelidir. Çünkü genç, kadın, işçi, köylü, işsiz, öğrenci, orta sınıf dahil tüm kesimlerden nitelikli katılım olmadan mücadelede hamle ve yenilenme kolay olmayacak. Bizim cesur ve nitelikli siyasi kadrolarla başaramayacağımız hiçbir şey yok. Bence HDP’nin en temel eksiği bu. Bu giderilirse gerisi kolaydır. Ama bunun giderilmesi de yeniden yapılanma hamlesinin samimiyetine, başarısına bağlı. Özetle, yeniden yapılanmayı temel gündem yapmalıyız.

TİP GERÇEĞE SIRTINI DÖNMEYİ TERCİH ETTİ

- Seçimden önce Gültan Kışanak’ın TİP’e yönelik “ortak listeyle seçime girme” çağrısını siz de desteklemiştiniz ama bu çağrınız karşılık bulmadı. Genel olarak TİP’in bu süreçteki politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Ortak listeyle seçime girilseydi sonuç çok farklı olur muydu?

TİP’in kararı yanlıştı, halen yanlıştır. Devrimci, öncü siyasetin görevi kitlesini değiştirme, dönüştürme iddiasında ısrar etmektir. Erkan Baş’ın beni ziyaretinde de öncesinde de bu görüşlerimi kendilerine iletmiştim. “Kürtlerle yan yana durmazsak oy alabileceğimiz kesimler var” deyip alacağınız oylar, neyi ne kadar çözmeye ve dönüştürmeye yarar ki? Kürt sorunu trafik sorunu değil ki ‘’bu cadde tıkalı, öbür yoldan gidelim’’ diyebilesiniz. Kürtleri ve Kürt halkının ulusal taleplerini ıskalayıp, görmezden gelip Türkiye’nin hangi sosyal, sınıfsal, siyasal soruna kalıcı çözüm üretebilirsiniz ki? TİP bunları en iyi bilen partilerden biri olmasına rağmen gerçeğe sırtını dönmeyi tercih etti. Yanlış yapıldı. Umarım bunun telafisi için herkes çok samimi bir çaba sarf eder, etmelidir.

BUNDAN SONRA SİYASİ İTTİFAK YERİNE MÜCADELE ORTAKLIĞI ESAS ALINMALI

- Seçimden sonra bazı Kürt çevreleri, artık Türkiyeli sosyalistlerle birlikte yol yürünmemesi gerektiği yönünde değerlendirmeler yaptı. Sizce bundan sonra Kürt hareketi nasıl bir hatta ilerlemeli, ne yapmalı?

HDP’nin sadece seçim dönemlerinde sosyalist partilerle ittifak arayışında olmaması gerekir. Mücadele birliği çok daha anlamlı ve önemli. Bundan sonra da siyasi ittifak yerine mücadele ortaklığı esas alınmalı. 1 Mayıslardan Newrozlara, grevlerden protesto yürüyüşlerine kadar her yerde ortak mücadele yürütülmeli. Seçim ittifakına sıkışan birliktelikler yarardan çok zarar getiriyor çünkü. HDP’de bileşen kotası, kontenjanı ve benzeri uygulamalara son verilmeli. Bu, HDP’li kimliğini oluşturmak için de gerekli. Tüm bileşenler mücadele birliği yapar, seçim zamanı da herkes ön seçime girer, Genel Merkezin az sayıda kotası olur, gerisi halk tarafından belirlenir. Bu çok daha demokratik ve halkçı bir yöntem. Bu yöntem genel seçimlerde de yerel seçimlerde de uygulanmalı. Dışarıdayken de bunları savunuyordum, halen aynı düşüncedeyim.

ADAY BELİRLEME YÖNTEMİYLE İLGİLİ GENEL MERKEZLE HERHANGİ BİR İSTİŞAREMİZ OLMADI

- Yeşil Sol Parti’nin milletvekili aday listelerinin, yereldeki bazı itirazlara rağmen merkezden belirlemesinin mevcut sonuçta etkili olduğunu düşünüyor musunuz? Sizin bu konuda partinizle herhangi bir istişareniz oldu mu? Başka türlü bir yöntem, başka türlü bir sonuç yaratır mıydı?

Elbette başarısızlığın nedenlerinden biri, yerelin yeterince gözetilmemesi. Aday belirleme yöntemiyle ilgili, Genel Merkez ile herhangi bir istişaremiz olmadı. Az önce de belirttiğim gibi, Genel Merkeze sınırlı bir kota ayrılması ve adayların çoğunun ön seçimle belirlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Elbette ön seçimin de çeşitli sorunları var, o sorunları en aza indirecek çalışmalar yapılması gerekir. Ön seçimle belirlenecek belediye başkanı ve milletvekili adayları, yerelin tercihi olacaklarından çok daha güçlü çalışmalar yürütürler. Şayet bu yöntem benimsenseydi bazı yerlerde daha fazla milletvekili çıkarabilirdik ama tamamen bambaşka bir sonuç olur muydu, onu bilmek mümkün değil.

- Seçim çalışmaları sürecinde HDP’yle yoğun bir temasınız oldu mu? Seçim kampanyasından cumhurbaşkanlığı adaylığına ve milletvekili listelerine kadar, çeşitli konularda sizinle istişareler yapıldı mı?

Avukat arkadaşlarım düzenli ziyaretler yaptıkları için partimizin Genel Merkezi ile iletişimde teknik bir sorunumuz olmuyor. Ancak sanırım Genel Merkezin yoğunluğu nedeniyle zaman zaman bizi bilgilendirme konusunda eksiklikler yaşanıyor. Özellikle seçim dönemlerinde bu eksiklik daha fazla olabiliyor.

AKTİF POLİTİKAYI BU AŞAMADA BIRAKIYORUM AMA…

- HDP Eş Genel Başkanları 14 Mayıs sonrası tablo karşısında özeleştiri yapacaklarını söyledi. Sizce bu özeleştiri ne ve nasıl olmalı?

Her şeyden önce ben dahil hepimiz fedakar, emektar, yurtsever halkımıza amasız fakatsız bir özür borçluyuz. Halkımız elinden gelenin fazlasını yaptı, biz etkili politikalar ve taktikler geliştiremedik. Samimi ve özlü bir özeleştiri vermek zorundayız. Ben kendi adıma, halkımıza layık bir politika ortaya koyamadığımız için içtenlikle özür diliyorum. Pratikteki çabalarımla bu eksiklikleri giderme sözü veriyorum. Ayrıca, bana yönelik yapıcı eleştirilere teşekkür ediyorum. Eleştirilerden yararlanmaya çalışacağım. Mücadeleyi cezaevinden her yoldaşım gibi dirençle sürdürürken, aktif politikayı bu aşamada bırakıyorum.

- Yani HDP’den istifa mı ediyorsunuz?

Tartışmalar bir kez daha hatalı bir zeminde yürütüldüğü için şunu ekleme ihtiyacı hissediyorum; ben ne HDP’den ne de herhangi bir görevden istifa ediyorum. Güncel, aktüel siyasete müdahil olmayacağımı ve bu çerçevede aktif politikayı bıraktığımı belirtiyorum. Sevgili Seyhan Avşar’ın Halk TV internet sitesinde yaptığı habere dair de şunu belirtmem gerekir, kendisi işini yapmış ama haber kaynağı doğru bilgi aktarmadığı için ortaya yanlış bir haber çıkmış. HDP Genel Merkezi ile güvene dayalı bir yoldaşlık hukukumuz var. Eksiklerimiz, hatalarımız karşılıklı ve birbirimizi yoldaşça eleştirir, yola da birlikte devam ederiz. Partimiz HDP’nin de tüm yerellerde kapsamlı, geniş katılımlı halk toplantıları alarak bu özeleştiri sürecini işletmesi gerekiyor. Bu toplantılar aynı zamanda halkın görüş, öneri ve eleştirileri alınarak büyük kongreye gidişin de bir altyapısı olmalı. Bize en çok lazım olan şey, parti içi demokrasi. Parti içi demokrasi azaldığında sapmalar ve hatalar peş peşe geliyor.

PARTİMİZİN GERÇEK VE TEK SAHİBİ HALKTIR, BIRAKALIM HALK PARTİSİNİ YÖNETEBİLSİN

- Parti içi demokrasiyi sağlamanın yolu ne?

Demokrasiyi işletebilmek için artık yeni mekanizmalar ve parti içi kurumlar oluşturmak zorundayız. İletişim teknolojisinin geldiği aşama, cep telefonlarından süreçlere katılımı, denetlemeyi mümkün hale getirmişken artık delege sistemine son verip tüm kademelerdeki yönetimlerin doğrudan halk tarafından, parti üyeleri tarafından seçilmesini sağlamalıyız. Parti, önemli kararları da bu yöntemle mutlaka halkın onayına sunmalı. Halk istediği her anda ve her yerde partiyi denetleyebilmeli, sorgulayabilmeli. Bunun imkanlarını yaratmak zorundayız. Yeni yönetimimiz ilk iş olarak bunu önüne koymalı. Bu yapılmadıkça ilerlememiz mümkün değil. Çünkü partimizin gerçek ve tek sahibi halktır, o halde bırakalım da halk partisini yönetebilsin, siyaset yapabilsin. HDP’nin kuruluş paradigması hayati derecede önemlidir, pratikte bunu boşa çıkarmak ciddi bir sapmadır. Dışa karşı demokrasiyi savunurken içte dar bürokratik, grupçu yaklaşımlar HDP siyasetinde olamaz, olmamalıdır. Bu sadece bir eksiklik değil, aynı zamanda suç pratiğidir. Herkesin bunu bilerek hareket etmesinde yarar var.

PARTİME CUMHURBAŞKANI ADAYLIĞINA HAZIR OLDUĞUMU BELİRTTİM, GEREKÇE SUNULMADAN REDDEDİLDİ

- Emek ve Özgürlük İttifakı, aday çıkarmama kararını nasıl aldı? O süreçte ne tür tartışmalar yaşandı? Sizin görüşünüz, öneriniz ne yöndeydi?

Cumhurbaşkanlığı adaylığı tartışmaları başlamadan önce ben Genel Merkezimize, Cumhurbaşkanı adayı olmaya hazır olduğumu ve seçimi ikinci tura bırakıp o aşamada demokratik hamlelerle daha fazla katkı sunabileceğimizi belirttim. Ayrıca, benim adaylığım partimizin de oy oranını artırabilir dedim. Aslında siyasi yasağım yoktu ama ola ki Yüksek Seçim Kurulu adaylığımı reddetse bile sonrasında çıkaracağımız adayın tabanımızın sahiplenmesinin daha kolay olacağını belirttim. Fakat bu önerim, herhangi bir gerekçe sunulmadan reddedildi. Gerekçesini halen bilmiyorum. Bu tartışmalar sürerken deprem oldu ve sonrasında aday çıkarmamaya doğru evrildi süreç. Bu karar da Genel Merkez ve ittifak bileşenlerince ortak alındı. Bana da öncesinde bilgi verildi, elbette bu kararın arkasında durduk.

KÜRTLER ERDOĞAN’A HAKETTİĞİ CEVABI FAZLASIYLA VERDİ

- Erdoğan seçim sürecinde sık sık sizin isminizi (Selo) andı ve sizi hedef gösterdi. İktidarda oldukları sürece sizin hapisten çıkarılmayacağınızı söyledi. Erdoğan’ın Demirtaş karşıtı söylemine siz ve partiniz yeterli yanıtlar verebildiniz mi?

Erdoğan, direnen Kürt halkını hedef almanın bir yolu ve Kürt karşıtlığını kodlamanın bir yöntemi olarak “Selo”yu kullanıyor. Açıkça Kürt demek yerine Selo demiş oluyor yani. Erdoğan son üç seçimi de benim ismim üzerinden Kürtlere karşı bir karalama kampanyası şeklinde yürüttü. Ondan beklenen de farklı olmaz herhalde. Ben buradan kendisine, hak ettiği cevap verme imkanına sahip değilim. Dışarıdaki arkadaşlarım ise son günlerdeki birkaç kısa tweet hariç, neredeyse hiç cevap vermediler. Bu gerçekten ilginç bir durum. Ancak Kürtler, Erdoğan’a hak ettiği cevabı fazlasıyla verdi. Halkımızın mücadeleye, kendi değerlerine sahip çıkmaktaki kararlılığı gerçekten çok değerli ve saygıdeğer. Bu konuda halkımıza hep borçlu olacağım.

- Daha önceki bir söyleşimizde de sormuştum; hapisten ne zaman çıkabileceksiniz?

Hakkımda zaten verilmiş tahliye kararları var, bu kararlar ancak hukuk işlediği gün uygulanacak herhalde. O günün ne zaman geleceğini de mücadelemiz belirleyecek.

AKP’NİN YIPRANDIĞI İÇİN GİREMEDİĞİ YERLERE KÜRT KİMLİĞİ KULLANILARAK HÜDA PAR ELİYLE GİRİLMEYE ÇALIŞILIYOR

- İçişleri Bakanı, 23 Mayıs günü Twitter hesabından paylaştığı bir TV konuşmasında şöyle diyor: “Türkiye Cumhuriyeti devletinin ve Türk siyasetinin en önemli attığı adım, son yıllarda bu konudaki, HÜDA PAR adımıdır. Bak bundan 10 yıl sonra göreceksiniz, HÜDA PAR adımının hangi stratejik adımla atıldığı ve kimlerin önünü tıkadığı ve Türkiye’de bu adımla beraber Doğu ve Güneydoğu politikasında muhafazakârlık aksının tekrar nasıl devreye gireceği ve Türkiye’nin bir kesiminin olduğu gibi… Bu öyle stratejik bir adım oldu ki, bu HÜDA PAR adımı; niteliği, sayısı, yani yüz bin olur, yüz elli bin olur, iki yüz bin olur, iki yüz elli bin olur, hiç önemli değil. Bazı adımlar devletler açısından, ülkeler açısından nicelik değil, nitelik adımlarıdır… Burada Türkiye Cumhuriyeti devleti çok önemli ve stratejik bir adım atmıştır. Ve bunun faydasını Türkiye’de on yıl sonra, ‘bunu Süleyman Soylu diye bir fani söyledi’ diyecekler. Ama bunu Tayyip Erdoğan yaptı.” Sizce Soylu neden devletin HÜDA PAR planını açıkça ilan ediyor?

Süleyman Soylu bu demeciyle devlet içi ve dışı tüm yapılara “HÜDA PAR’dan korkmayın, kendileri devletimizin aparatıdır, çekinmenize gerek yok” demeye getiriyor. HÜDA PAR’dan ürküp Erdoğan'a oy vermekten cayabilecek ulusalcı, milliyetçi, ırkçı çevrelere de garanti veriyordu aslında. Tabii aynı zamanda Kürt siyasal hareketine de açık bir tehdit mesajı göndermiş oluyor. 90'lı yıllardaki operasyonların 2023 versiyonuna hazırlandıklarını açıkça söylüyor ki bu da korkutma, sindirme amaçlı. Zaten uzun yıllardır Kürt coğrafyasında bürokrasiye HÜDA PAR yerleştiriliyor, devlet imkanları HÜDA PAR’in hizmetine veriliyor. AKP’nin yıprandığı için giremediği yerlere Kürt kimliği kullanılarak HÜDA PAR eliyle girilmeye çalışılıyor.

Bizim Kobani Kumpas Davası içeride tutulmamız da HÜDA PAR’a alan açmanın yol vermenin amaçlarından biri. Süleyman Soylu açıkça, HÜDA PAR’ın bir devlet aparatı olduğunu söylerken HÜDA PAR’dan buna itiraz gelmiyor. HÜDA PAR’da iyi niyetle siyaset yapanlar bilmeli ki, bu politika kendilerine de Kürtlere de kazandırmaz. Tarihimiz bunun gibi hatalarla dolu; ders çıkarmaları gerekir. Kürdü Kürde kırdıran hiçbir politika hayır getirmez. Doğru olan politika, tüm Kürtlerin el ele vermesidir. Diyalog ve istişare içinde, Kürtlerin hakları için yan yana durmasıdır.

HÜDA PAR GENEL BAŞKANI ZEKERİYA BEY’E ŞUNU BELİRTMEK İSTERİM…

Peki HÜDA PAR’a vermek istediğiniz bir mesaj var mı?

HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Bey’i avukatlık yıllarımdan tanırım, kendisine şunu belirtmek isterim: Kürdün eli, Saray’ın bahçesinde bir Kürt siyasetçi için idam sloganları atılırken tuttuğunuz Mustafa Destici’nin elinden kıymetsiz değil. Bugün gidip tutmanız gereken el, Meclis’te HDP’lilerin elidir. Hiçbirimiz artık kirli oyunlara prim vermeden halkımızın çıkarlarına odaklanmalıyız. Umarım bu mesajlarım, tarihsel önemi itibarıyla karşılık bulur.

KÜRT HALKI İSLAMI DEVLETTEN ÖĞRENMEDİ, DEVLETE PEŞKEŞ ÇEKİLMESİNİ DE KABUL ETMEZ

- Soylu’nun açıklamasını sorduğumuz Prof. Hamit Bozarslan şöyle bir tespitte bulunuyor : “Bu planda iki önemli hedef var. İdeolojik hedefte Kürt toplumunun muhafazakârlaştırılması ve buradan yola çıkılarak HDP ve geleneğinin yok edilmesi, Kürt toplumunda özellikle kadınların aldığı rolün, elde ettikleri konumun yerle bir edilmesi bulunuyor. Bunun mümkün olup olmadığını şu anda kestirmek mümkün değil ama Kürt hareketi bunu bir uyarı olarak almalı.” Bu “uyarı” karşısında Kürt hareketi ne yapmalı, ne yapabilir? Sizce Kürt toplumunun muhafazakârlaştırılması planı tutar mı?

Bu öyle basit bir plan değil tabii. Kapsamlı bir çöktürme planının yeni aşaması. Çok yönlü ve çok boyutlu saldırının sadece bir ayağıdır bu söylenenler. Tabii ki Kürt hareketi deneyimleri, birikimleri ve kurmay zekasıyla tüm bu planlara karşı kendi direniş planını ortaya koyacaktır. Elbette halkımızın inancı, yaşam tarzı, ibadeti, hassasiyetleri; kimliğinin parçasıdır. Buna sahip çıkmak hepimizin görevidir. Ancak dinin, iktidar ve devletin hizmetine sunulmasına da karşı çıkacağız. Kürt halkı İslam’ı devletten öğrenmedi, devlete peşkeş çekilmesini de kabul edemez. Kürt halkı da bu konuda şerbetlidir, dirençlidir. Kültür ve sanattan basına, siyasal alandan kadın ve gençliğe, ekonomik sahadan yerel yönetimlere kadar her yerde zaten dehşet bir saldırı yıllardır kesintisiz sürüyor ve tüm barbarlığına rağmen sonuç alamıyorlar, yine alamayacaklar. Sonuna kadar ve tüm gücümüzle direneceğiz, hepsini boşa çıkaracağız.

ARTIK BAŞKA BİR AŞAMAYA GEÇİLDİ TÜRKİYE’DE, MÜCADELEYİ HIZLA ÖRGÜTLEMELİYİZ

- Bozarslan aynı söyleşimizde şu tespitlerde bulunuyor: “Muhalefetin kendisinin demokratik bir perspektife sahip olamaması, iktidara iktidarınkiyle aynı dilde cevap vermeye çalışması… ‘Biz de muhafazakârız, biz de milliyetçiyiz’ söylemi, başarıyı ıskalatan önemli unsurlardan biriydi. Hannah Arendt’in de altını çizdiği gibi, size hangi sıfat yakıştırılarak saldırılıyorsa, kendinizi ancak o sıfatla savunabilirsiniz. Eğer size, örneğin Alevi olduğunuz için saldırılıyorsa, kendinizi ancak Alevi olarak savunabilirsiniz. Bunu da yapabilmek için Aleviliği meşrulaştırarak yola çıkmalısınız. Eğer size LGBTİ olduğunuz için saldırılıyorsa, ‘hayır efendim biz muhafazakârız, biz Türküz’ filan diye kendinizi savunamazsınız. Eğer size Kürt olduğunuz için saldırılıyorsa, ‘bağışlayın ama biz de Türküz’ diyerek kendinizi savunamazsınız. Eğer size ateist olduğunuz için saldırılıyorsa, ‘evet ama biz dine saygı gösteriyoruz’ diye kendinizi savunamazsınız. Çünkü size yönelik saldırı, karşı tarafa saygı gösterip göstermemenizden değil, doğrudan varlığınızdan kaynaklanıyor. Bir kadına mini eteği yüzünden saldırılıyorsa, o kadın ancak mini eteğiyle savunulabilir. Saldırıya uğramamak için mini etek giymeyen bir kadın, artık mini etekli bir kadın değildir. O halde karşı taraf mini etekli birini yok etmiştir. Saldırıya uğramamak için yok olmak mı, gizlenmek mi, görünür olmaktan çıkmak mı, yoksa varlığını sürdürmek için direnmek mi? Maalesef Türkiye’de muhalefetin genel olarak bu bilince varması şu veya bu nedenle mümkün olamadı. İttifaklar da bunu mümkün kılamadı. Başkanlık sistemini oluşturan anayasa değişiklik paketinin barındırdığı en tehlikeli nokta sanırım ittifak zorunluluğuydu. Belki de artık siyaseti ittifaklar dışında, hatta siyasi partiler dışında düşünmek gerekiyor. Yarınki siyasi hareketlerin ne olabileceği sorusu üzerine kafa yormalıyız.” Bozarslan’ın bu değerlendirmelerinin üstüne, özellikle “yarınki siyasi hareketlerin ne olabileceği” sorusuna nasıl bir yanıt eklersiniz?

Hamit Hoca çok değerli tespitlerde bulunuyor. Kendisine selamlarımı, saygılarımı iletiyorum. Umarım tüm muhalefet, özellikle bizim arkadaşlar o röportajı dikkatle okurlar. Çünkü artık başka bir aşamaya geçildi Türkiye'de. Bizim de toplumsal, siyasal mücadeleyi hızla örgütlememiz, buna öncülük etmemiz gerekiyor. Yani partilere ve Meclis’e sıkışan muhalefet anlayışı hızla terk edilip mitingden yürüyüşe, grevden boykota kadar tüm sivil siyasi mücadele yöntemlerini öne çıkaran toplumsal mücadeleyi esas almalıyız. Ben ve cezaevlerindeki binlerce arkadaşımızın direnişinin temel dayanağı halkımızın mücadelesidir. Halkımıza çok teşekkür ediyorum. Halkımızın mücadelesi olmazsa hiçbirimiz de olmayız. Mücadeleye hep birlikte devam ediyoruz.

https://artigercek.com/makale/selahattin-demirtas-ben-hdpliyim-ve-oyle-de-kalmaya-devam-edecegim-252314

 

 

 

 

https://sinifsiztoplumplatformu.blogspot.com

https://cahit-celik.blogspot.com

İktisatçı Murat Kubilay, ‘Son çıkış 28 Mayıs' diyerek uyardı:

Modern anlamda sömürge ülkesi ve esir millet haline düşeceğiz

Kritik seçim öncesi Merkez Bankası'ndaki rezervlerin eksinin altına düşerken Ekonomist Dr. Murat Kubilay'dan korkutan açıklama geldi. Rezerv durumunun son olarak 2002'de yaşandığını ve ardından IMF ile anlaşma imzalandığını anımsatan Kubilay, "Modern anlamda sömürge ülkesi ve esir millet haline düşeceğiz. Son çıkış 28 Mayıs" ifadelerini kullandı. 



28 Mayıs seçimlerine çok kısa bir süre kala Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası faiz kararını sabit tuttu. Merkez Bankası'nda bulunan net rezerv de belli olurken ekonomist Dr. Murat Kubilay değerlendirmelerde bulundu.

Ekside bulunan net rezervin 2002'deki seviyeye geldiğinin altını çizen Kubilay, şunları söyledi:

"1- Finansal bağımsızlığımızı yitirmemize neden olan AKP'nin ülkemizi düşürdüğü durum bugün tarihi bir noktaya ulaştı. Merkez Bankası net rezervleri EKSİ 0,2 milyar dolara düştü. Bu noktaya en son 1 Şubat 2002 tarihinde gerilemiş ve 4 Şubat tarihinde IMF ile anlaşma imzalanmıştı.

2- Şu saatten sonra artık kimse lafı çevirmesin ve gerçekleri inkar etmesin. IMF'li günlere döndük. Üstelik bu verilerde makyajlar var. Misal Katar ile 15 milyar, Çin ile 6 Milyar, BAE ile 5 milyar ve Güney Kore ile 2 milyar dolarlık swap anlaşması düşürülmeden halimiz budur.

3- Dahası da var; Suudi Arabistan'dan alınan 5 milyar ile Azerbaycan ve Libya'dan yatırılan 1 milyar dolarlık mevduatları da unutmayalım. Tabii bu borç ve ödünçleri bize sağlamalarının nedenleri var. Suudilerle olanı tahmin etmek kolay. Kaşıkçı davası. Ya diğerleri?

4- Kim bilir ulusal çıkarlarımızı çiğneyen hangi gizli anlaşmalara imza attılar. Unutmayın, kimi zaman Dışişleri Bakanlığı personeli ve tercümanı da bu toplantılara sokulmadı. Keşke hepsi bu olsa, bir de Rusya ile muğlak ve Türkiye aleyhine asimetrik ilişkiler var.

5- BOTAŞ Merkez Banaksı'ndan doğalgaz borcunu ödemek için para almıyor. Hazine'den sağlanan sübvansiyon ve borç da yok. Rusya bize bedava doğalgaz mı veriyor veya gizli borç mu aldık? Koşulları nedir, teminat ne verilmiştir? İddia edildiği gibi BOTAŞ Rusya'ya mı bırakılacaktır?

6- Bu tip söylentiler doğru olmayabilir. Ancak Tank-Palet Fabrikası'nın nasıl Katarlılara verdiğini, pardon, neredeyse sermaye koyulmadan işletme hakkının Katar ile paylaşıldığını gördüğümüz için bu şüphelerimiz bizi korkutuyor. Dahası şu; acaba sırada Aselsan mı var?

7- Havelsan, Roketsan, TAI, TEI... Liste uzuyor. Türk Telekom ve Turkcell de acaba pazarlık masasında mı? BOTAŞ gibi milli petrol şirketimiz TPAO da zaman zaman gündeme geliyordu. Milli elektrik iletim şebekemiz TEİAŞ de.

8- Bunların tamamının hatalı iddia olduğunu umut edelim. Tam o esnada sözde yerli ve millilerin Hazine döviz gelir garantili mega projeleri akla geliyor. Tahmini 160 milyar dolarlık taahhüt var. Bu veriye abartı deniyor, öyleyse açıklayın dendiğinde, ticari sır mazereti geliyor.

9- Üstelik bu taahhütlerdeki ödemeler sabit değil; ABD ve Avrupa Para Birliği'nin enflasyon oranına endeksli. Vatandaşlar tarafından çoğunun kullanım oranı taahhütün çok altında. Taahhüde ulaşanlarda ise Hazine'nin doğrudan fiyat desteği var, yani yine cebimizden çıkıyor.

10- Fakat bugünkü konumuz finansal bağımsızlığımız, ona geri dönelim. Her ülke gibi Türkiye'de de merkezi hükumet yurt içinden borçlanır. Hatta Türkiye'de bu oran benzer ülkelerden düşüktür. İlk bakışta ne güzel değil mi? Maalesef şeytan ayrıntıda gizli.

11- Merkezi Hükumetin toplam iç borcu 2,3 trilyon TL. Sadece 5 yıl önce 550 milyar TL olduğunu, yani 5 katına çıktığını not düşelim. Ama asıl mesele bu değil. Bunun tamamı TL cinsi olması gerekirken 581 milyar TL'si dolar, avro ve altın cinsi. Yani içeriye de böyle borçlanmışlar.

12- Merkezi yönetimin bir de dış borcu var. Ne kadar? 114 milyar dolar. Kasım 2002'de sadece 56 milyar dolar idi. Hadi çok geriye gitmeyelim. Başkanlık sisteminden önce 89 milyar dolardı. Yalnız burada da şeytan ayrıntıda gizli. Bir de kamu bankaları var.

13- Kamu bankalarının toplam dış borcu 56 milyar dolar. 2002 sonunda kaçtı? 2 milyar dolar bile değildi. Başkanlık sistemi öncesinde 46 milyar dolar. Farkında değilsiniz ama kamu bankaları dış borca gömülmüş. Merkez Bankası da 5 yılda 2 milyar dolardan 33 milyar dolara fırlamış.

14- Keşke hepsi bu olsa; bir de yerel idareler ve KİT'ler var. 17 milyar dolar da orada borcumuz bulunuyor. Başkanlık sisteminden önce sadece 5 milyar dolardı. Hemen belirteyim; artışın nedeni belediyeler değil; yani Mart 2019 sonrasında CHP'li belediyelerle alakası yok.

15- Hesaplar karışmış ve moraliniz bozulmuş olabilir. Toparlayalım. 2002 sonunda kamu borcu 65 milyar dolardı. Başkanlık sisteminden önce kamunun dış borcu 140 milyar dolardı, şimdi 187 milyar dolar. Üstelik bunda Hazine döviz garantili projeler yok. Döviz cinsi iç borçlar yok.

16- Maalesef bitmedi, özelleştirmeler de var. Son 21 yılda 63 milyar dolarlık kamu varlığı, önemli bir kısmı yabancılara olmak üzere çeşitli yöntemlerle satılmış. Son yıllarda bu yavaşlamış. Sebebi; satılacak az varlık kalmış ve yabancılar Türkiye'de sermaye hukukuna güvenememiş.

17- Çok muhtemelen seçimlerden iktidar galip çıkarsa elde ne varsa satılacak. Tabii kamuya ait olmasa da ulusal sermayemizde bulunan bazı özel kurumları da unutmayalım. Garanti Bankası, Denizbank, Finansbank, TEB, Şekerbank, Alternatifbank, ING Bank... Hepsi yabancılara gitti.

18- Sıra gayrimenkullerde. Biliyorsunuz Türk vatandaşlığı önce 1 milyon dolara ve sonra 250 bin dolara pazarlandı. Şu andaki fiyat 400 bin dolar. Son 5 yılda 255 bin konut yabancılara satılmış. Arsa, zirai, ticari ve sınai arazileri bilmiyoruz. Vatan toprağı adeta yağmalanmış.

19- Bilgiseli özetleyelim. Merkez Bankası'nın net rezervleri 2002'deki IMF anlaşması düzeyinde. Bundan ödünç swaplar ve Hazine'nin diğer işler için tuttuğu miktarı düşersek durum EKSİ 76 milyar dolar. Yabancı merkez bankalarından 24 milyar ödünç ve 7 milyar dolar borç alınmış.

20- Hazine'nin durumu da fena. Dış borcu 89'dan 111 milyar dolara 5 yılda fırlamış. Kamu bankaları dipsiz kuyu. KİT ve yerel yönetimleri de ekleyelim. Kamu borcu 2002 sonunda 65 milyardan, başkanlık sistemi öncesi 140 milyara ve bugün 187 milyar dolara fırlamış.

21- Satılan konutlar, araziler, KİT'ler, reel sektör şirketleri, milli bankalar da cabası. Tüm bunların 2 ana nedeni var. İlki verimsiz kurgulanan ve kalkınmayı başaramayan ekonominin üretmeyip yurt dışından ithalat yapması. Yani kazanarak değil borçlanarak tüketmişiz.

22- İkinci sebebi ise gayri milli ve irrasyonel ekonomi politikalarıyla olağan yoldan makul faizle borçlanmak yerine; şaibeli ve yüksek faizli anlaşmalarla borcu arttıkça artacak hale sokmuşuz. Bu esnada ulusal çıkarların durumu şüpheli hale gelmiş.

23- Finali yapalım. Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır ve asla bölünmeyecektir. Ancak bu ülkenin güzellikleri Türk milletinin değil, bir grup işbirlikçi yerli ile yurt dışındaki yağmacılar arasında paylaşılmıştır. Bizim tek yapabileceğimiz sandıkta bunu durdurmak.

24- Yeni nesiller mirasla kalmamışsa ev sahibi olamayacak. Yabancılara ait şirketlerde çalışacağız. Temettüler yurt dışına çıkacak. Ancak yoksulluktan biz o ülkelerde ev ve şirket alamayacağız. Modern anlamda sömürge ülkesi ve esir millet haline düşeceğiz. Son çıkış 28 Mayıs!

25- 21. yüzyılda sermaye küreselleşmiştir. Bunun adaletsiz olmaması için borç alan değil; borç veren olmalısınız. Verimsiz bir ekonomik sistem ve ulusal çıkarları koruyamayan bir hükumetle bunlar başarılamaz. Atalarımızı ve çocuklarımızı düşünün ve oyunuzu kullanın."

https://www.cumhuriyet.com.tr/ekonomi/iktisatci-murat-kubilay-son-cikis-28-mayis-diyerek-uyardi-modern-anlamda-somurge-ulkesi-ve-esir-millet-haline-2084759

 

 

 

 

 

https://sinifsiztoplumplatformu.blogspot.com

https://cahit-celik.blogspot.com

Seçim döneminde dezenformasyon:

Montajlanmış görseller, videolar ve asimetrik propaganda


Fundanur Öztürk

Ankara, BBC Türkçe

Twitter, @fundanurozturk

 

12 Mayıs 2023

Sahte anketler, bağlamından koparılan demeçler, ücretli yanıltıcı reklamlar, montajlanmış görseller...Türkiye, 14 Mayıs seçimlerine çoğu sosyal medya kaynaklı olmak üzere yoğun bir dezenformasyonun etkisinde hazırlanıyor. 

Peki, en çok hangi ittifak ya da siyasetçi yanlış bilginin hedefi oluyor? 

Şüpheli bilgileri inceleyen doğrulama organizasyonu Teyit, 2023 Türkiye Genel Seçimleri sürecinde yüzde 60’ı sosyal medya kaynaklı 150’ye yakın içeriğin doğruluğunu araştırdı. 

BBC Türkçe, Teyit Yazı İşleri Sorumlusu Emre İlkan Saklıca ve Editör Şükran Şençekiçer ile konuştu.

Montajlanmış görseller, videolar ve asimetrik propaganda

Türkiye hemen her seçim döneminde montajlanmış görseller, afişler ya da manipüle edilmiş video ve ses kayıtlarına şahit oluyor.

Saklıca, her seçimin karakteristiği olan basit montajlanmış görseller ve asimetrik propaganda örneklerinin bu seçim döneminde de sıkça karşımıza çıktığını söylüyor. 

Saklıca, “Mesela bir partinin afişiymiş gibi basılıp meydanlarda dağıtılan kâğıtlarla karşılaşıyoruz. Aslında ne o partiye ait bir söz ne de onun vaatleri arasında böyle bir şey var” diyor. 

Örneğin Millet İttifakı Cumhurbaşkanı Adayı ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ve sonra ittifakın sembollerinden biri haline gelen kalp işaretinin ilk olarak eski Sovyetler Birliği liderlerinden Josef Stalin tarafından yapıldığı iddia edildi. 

Stalin’in montajlanan görselinde elleriyle kalp işareti yaptığı görülüyor. Fakat teyit ekibinin ortaya çıkardığı üzere, bu basit bir montaj hilesinden ibaret. 

Saklıca, “Çok basit bir montaj aslında ama buna çok fazla inanan oldu. Bunun üzerine eski siyasetçiler, gazeteciler tartışmalar yürüttü” diyor.

Saklıca, her seçimin karakteristiği olan basit montajlanmış görseller ve asimetrik propaganda örneklerinin bu seçim döneminde de sıkça karşımıza çıktığını söylüyor. 

Saklıca, “Mesela bir partinin afişiymiş gibi basılıp meydanlarda dağıtılan kâğıtlarla karşılaşıyoruz. Aslında ne o partiye ait bir söz ne de onun vaatleri arasında böyle bir şey var” diyor. 

Örneğin Millet İttifakı Cumhurbaşkanı Adayı ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ve sonra ittifakın sembollerinden biri haline gelen kalp işaretinin ilk olarak eski Sovyetler Birliği liderlerinden Josef Stalin tarafından yapıldığı iddia edildi. 

Stalin’in montajlanan görselinde elleriyle kalp işareti yaptığı görülüyor. Fakat teyit ekibinin ortaya çıkardığı üzere, bu basit bir montaj hilesinden ibaret. 

Saklıca, “Çok basit bir montaj aslında ama buna çok fazla inanan oldu. Bunun üzerine eski siyasetçiler, gazeteciler tartışmalar yürüttü” diyor.

‘En çok Millet İttifakı hedef alındı’

Saklıca, yanıltıcı bilgilerin en çok Millet İttifakı ve Cumhur İttifakı’nı hedef aldığını söylüyor, fakat Millet İttifakıIna karşı olanlar biraz daha fazla:

“Sosyal medyadan çıkan iddiaları belli bir tarafa yormak, bir kullanıcıyı bir partiye mal etmek çok anlamlı değil. Bunun yanı sıra, ittifaklarda her taraftan yanlış bilgi çıkabiliyor, biri diğerinden 3 eksik 5 fazla.”

“Ama yüzde 28’lik oranla en çok Millet İttifakı’nın hedef olduğunu söyleyebiliriz, Cumhur ittifakı da %25 civarında. 150 yazıya bakınca, arada 4-5 fark var sadece.”

İttifaklara yönelik iddiaları seçerken “yaygınlık, önem ve aciliyete” baktıklarını söyleyen Saklıca, her partiyi hedef alan iddialara yer verdiklerini belirtiyor. 

Son olarak Memleket Partisi lideri Muharrem İnce dün Cumhurbaşkanlığı adaylığından çekilirken, kendisine sahte fatura ve kasetlerle kumpas kurulduğunu iddia etti. 

İnce, kendisine yönelik kumpas iddialarına karşı Türkiye Cumhuriyeti devletinin “itibarını koruyamadığını” söyledi ve arkasında “FETÖ ve PKK’nın olduğunu” kaydetti:

“Sahte dekontlar, cipler, olmayan bacanaklar, olmayan görüntüler, olmayan fotoğraflar; İsrailli porno sitesinden alıyor, benim kafamı koyuyor. Bunu FETÖ’cüler yapıyor; ama ne yazık ki Türkiye'de ‘muhalif olacağım’ diye bunu paylaşanlar var.”

“Böylesine iftira furyasını bu ülkede hiçbir siyasi görmedi. Benim böyle bir görüntüm yok ki, böyle bir ses kaydım yok ve özel hayat falan değil, bu iftira.”

‘Türkiye 25 eyalete bölünecek, İHA-SİHA’lar durdurulacak’ iddiası

Siyasetçilerin demeçleri basit bir montajla kesilip kırpılarak, yıllar önce söylediği başka cümlelerle birleştirilerek bağlamından koparılabiliyor. 

Saklıca, bu seçim döneminde bağlamından koparılmış içeriklerle sıkça karşılaştıklarını belirtiyor. Bunun tipik öreklerinden biri yakın zamanda CHP Grup Başkanvekili Engin Özkoç’un başına geldi.

Özkoç, 2015 yılında yaptığı bir açıklamasında, Meclis Genel Kurulu gizli oturumunda birinin “Türkiye’yi 25 eyalete böleceğiz” dediğini söylemişti. 

Fakat Özkoç’un bu sözleri, sanki kendisi Türkiye’yi 25 eyalete böleceklerini söylemiş gibi kırpılarak yeniden dolaşıma sokuldu. 

Saklıca, “Bir siyasi bir konuşma yapıyor ve o konuşmasının belli bir bölümü bambaşka bir amaçla kesilerek dolaşıma sokuluyor” diyor. 

Bağlamından koparmanın bir başka örneği de DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın İHA ve SİHA’larla ilgili yaptığı açıklamasında yaşandı. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan muhalefeti kastederek, “İHA’da, SİHA’da, Akıncı’da ‘Biz gelince bunları durduracağız’ dediler” iddiasında bulundu.

Şükran Şençekiçer, “Bu bilgi çok fazla yayıldı ve bu kadar yayılmasının en önemli sebeplerinden biri Ali Babacan’ın bir canlı yayında kullandığı sözlerin bağlamından koparılmasıydı” diyor. 

Babacan aslında ilgili konuşmasında, “Başka ülkelerin teknolojisine muhtaç kalmanın silahlı kuvvetlerin elini kolunu bağladığını’ söyleyerek, İHA ve SİHA’larla ilgili “ülkemizin gurur kaynağı olduğunu düşünüyoruz” diyor ancak şu eleştiriyi getiriyor: 

“Fakat burada yanlış şu: Devletin hemen hemen bütün imkânları, bütün o yardımlar, devletin bütçesinden doğrudan aktartılan kaynaklar aşağı yukarı tek bir şirkete aktarılıyor.”

Şençekiçer, “Özellikle seçime doğru siyasetçilerin konuşmaları bağlamından koparılarak kullanıldığını ve sosyal medyada paylaşılarak siyasetçinin kastettiğinin farkı bir anlama gelebilecek cümlelerin yaygınlaştığını görebiliyoruz” diyor.

Her seçimin sorusu: Mitinglere kaç kişi katıldı?

Seçim dönemlerinde siyasi partilerin mitinglerine kaç kişinin katıldığı konusunda kesin bir sonuca ulaşmak çoğu zaman oldukça zor.

Siyasi partiler çoğunlukla kendi mitinglerine daha fazla kişinin katıldığına dair görüş bildiriyor fakat bu sayılar manipüle edilmeye son derece açık.

Son olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan, 7 Mayıs 2023 İstanbul mitingine bir milyon 700 bin yurttaşın katıldığını iddia etti.

Bu iddiayı araştıran Teyit ise miting sırasında çekilen fotoğraflara göre hesaplama yapıldığında alanda en az 520 bin, en fazla 865 bin civarında kişinin olabileceğini söyledi.

Saklıca, “Metrekareye sığacak kişi sayısı belli, oranın metrekaresi belli. Elbette ki net sayıyı ortaya koyamazsınız ama 1 milyon 700 bin sayısıyla aradaki mesafeyi koyabiliyoruz. İki katı bir farktan bahsediyoruz” diyor.

Bu tip iddialarla çok sık karşılaştıklarını söyleyen Saklıca, bir benzerinin Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal’ın Ordu mitingine dair iddialarında olduğunu söylüyor:

“Geçen Gültekin Uysal, Ordu mitingiyle ilgili iki kat fazla kişi geldi dedi. Baktık ki 1-2 bin kişi oynamış. Bu bütün siyasilerin kullandığı bir argüman haline geldi.”

Saklıca ayrıca sahte kamuoyu yoklamalarına dikkat çekerek, özellikle sosyal medyada paylaşılan anket sonuçlarına karşı dikkatli olmak gerektiğini söylüyor:

“Yapılmamış, uydurma şirketler ve sonuçlarla kamuoyunun dikkatini dağıtmaya çalışan anketler var. Birincisi böyle bir firma olup olmadığına bakıyoruz.”

“Çoğu zaman bir sosyal medya trolü, kendi anket sonucunu ortaya atıyor, üzerine bir logo koyuyor, basit bir iki görselle bunu paylaşıma sokuyor. Ne böyle bir anket yapılmış ne de öyle bir şirket var.”

Siyasetçilerin demeçleri ne kadar doğru?

Şükran Şençekiçer, siyasetin her kanadından yanıltıcı bilgi gelebildiğini söyleyerek, “Tek bir siyasi partiye bunu atfetmek kesinlikle hatalı olur” diyor:

“Bazen bilgiler gerçek anlamından saptırılarak çarpıtılabiliyor, bazen konuşmalar bağlamından koparılıyor veya yeterli delille desteklenmeyen dayanaksız iddialar ortaya atılabiliyor. Bazen veriler abartılabiliyor yahut cımbızlanarak aktarılabiliyor.”

“Bazen de iddiada doğru bilgiler aktarılmasına rağmen, konunun farklı boyutları göz ardı edildiği için yine yanıltıcı durumlar ortaya çıkıyor. İstediğiniz kişiyi destekleyin ama %100 teyitli olmayan hiçbir bilgiye güvenmeyin, siyasetin her kanadından yanıltıcı bilgi gelebilir.”

Şençekiçer, siyasilerin demeçlerinde genellikle seçmen tarafında hemen incelenmesi mümkün olmayan ve geçmiş referanslı bilgilerin yanıltıcı olabildiğini söylüyor.

Örneğin Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, AKP’nin iktidara geldiği dönemde “ülkede yüzde 180-200 enflasyon” olduğunu iddia etti. Halbuki Merkez Bankası verilerine göre, 2001 yılının enflasyonu %61 olarak gerçekleşmişti.

Ekonominin son yıllarda nasıl seyrettiğiyle ilgili siyasetçilerin karmaşık bilgiler verdiklerini söyleyen Şençekiçer, bunların seçmen tarafından hızlıca incelenmesinin mümkün olmadığını belirtiyor:

“Ekonomi, siyasetçilerin söylemlerinde çok karşılaştığımız bir yanıltıcı bilgi kategorisi. Özellikle seçime doğru siyasetçiler, toplum hafızasındaki griliklerden faydalanarak ekonomi ile ilgili bilgileri abartılı ya da yanıltıcı şekilde aktarabiliyorlar.”

“En sık karşılaştığımı şey, siyasette karşı tarafa atfedilen birtakım vaatler… Bazı söylenmemiş cümlelerin, söylenmiş gibi anlatıldığını görüyoruz.”

Teyit’in geçmişe dair ve seçmenlerin hızlıca ulaşamayacağı başka demeçleri de araştırdığı görülüyor.

Örneğin Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, 24 Nisan’da partisinin düzenlediği Konya Buluşmasında yaptığı konuşmada, “TUSAŞ’ın 50 yıldır bir uçak havalandırmadığını iddia etti.

Şençekiçer, “Halbuki TUSAŞ’ın birden fazla uçağının, birden fazla kere uçtuğunu görüyoruz. Bunlar günlük hayatımızda çok kontrol edemediğimiz ve duyduğumuzda inanmaya meyledebileceğimiz şeyler oluyor” diyor.

Bir başka örnekte ise Muharrem İnce, Meral Akşener’i 2018 seçimlerine 10 gün kala hiç miting yapmamakla suçluyor fakat gerçek bu değil.

Şençekiçer, “Baktık ki Akşener son 10 günde pek çok şehirde miting yapmış. Bunda da seçmen ilk anda kontrol etme ihtiyacı duymuyor” diyor.

Şençekiçer’e göre bu iddialar yüksek profilli bir siyasetçi tarafından söylendiğinde, seçmen tarafından ikna edici bir cümle olarak algılanıyor.

Dünyada da durum benzer

Küresel Araştırmacı Gazetecilik Ağı’nda yer alan habere göre, kâr amacı gütmeyen küresel doğruluk kontrolü First Draft News’in kurucu ortağı Claire Wardle, gerçek içeriğin kasıtlı olarak çarpıtılarak “bağlamın silah haline getirilmesinin” seçimlerdeki en ikna edici dezenformasyon biçimi olduğunu söylüyor.

Ayrıca Güney Afrika merkezli araştırmacı Tessa Knight’ın, “Ortaya çıkardığımız koordineli dezenformasyon, buzdağının sadece görünen kısmı. Hükümetler ve siyasi figürler, sahte, kopya ve koordineli içerik üretimi yoluyla sosyal medya algoritmalarını manipüle etmeyi öğrendikçe genişliyor” sözlerine yer veriliyor.

Aynı haberde ABD'den Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ndeki seçimlere kadar örnekler sıralanıyor:

“2016 yılında Silverman tarafından yapılan bir araştırma 100’den fazla Trump yanlısı dezenformasyon web sitesi ortaya çıktı. Makedonya’da tek bir kasabada, bazıları trafiğe dayalı reklam gelirinden ayda 5 bin dolara varan gelir elde eden genç propagandacılar tarafından yönetiliyordu.” 

“2020 yılında Fransız muhabir Alexandre Capron, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ndeki zarar verici bir dezenformasyon kampanyasının ne paradan ne de siyasi etkiden kaynaklandığını, sadece sosyal medyada övünme hakkı olduğunu ortaya çıkardı.”

Saklıca, 2022 yılındaki Brezilya seçimlerinde de benzer gerginlikler yaşandığını hatırlatıyor.

Saklıca, “Bazen bütün bunlar sadece bizde oluyor gibi düşünüyoruz ama her ülkede benzer davranış örgüsünü görebiliyoruz” diyor ve ekliyor:

“Ülkenin kutuplaşması ve siyasi iklimiyle tabii ki ilgisi var. Avrupa’da da popülist sağ yükselişi olduğu dönemlerde çok fazla yanlış bilgi karşımıza çıkıyor.”

https://www.bbc.com/turkce/articles/czrp0kknxmxo

 

 

 

 

 

https://sinifsiztoplumplatformu.blogspot.com

https://cahit-celik.blogspot.com