Sayfalar

‘Fay yasası’ yerine ‘Türk yasası’

Barış Terkoğlu


13 Şubat 2023 Pazartesi


Rant alanları yaratıp inşaata açıyorlar. Müteahhitlere “Buyur”diyorlar. Yaptığı işe imzayı basıyorlar. Pastadan büyük parçayı alıyorlar. Yalnız bir gün yanlarında olacakları yurttaşı enkazda bırakıyorlar. Sonra da “Kader” diye kafa sallıyorlar.

Önümde bir mektup duruyor. Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanı Hüseyin Alan 2 Mart 2021’de yazmış. Cumhurbaşkanı ve AFAD dahil birçok kuruma göndermiş. Mektubun başlığı şöyle: Kahramanmaraş’ın Depremselliği. Mektubun ekinde bir de bilimsel rapor var.

Maraş’taki yüksek deprem riskini tanımlıyor: “Maraş, doğrudan diri fay hatları veya zonları üzerine oturmaktadır.” Devlete net bir uyarıda da bulunuyor: “Kahramanmaraş ilimizin deprem zararlarından etkilenmesinin önlenmesi amacıyla bir dizi çalışmayı acilen başlatmak gerekli.”

ERKEN DEPREM UYARISI

Maraş’taki depremden iki sene önce yazılan mektupta, yıkılan binaların durumu önceden tanımlanmış: “Kahramanmaraş’ta birçok yerleşim alanı, zayıf mühendislik özelliklerine sahip zemin birimleri üzerine oturuyor.”

Mektup, “kentin gelişim ve yerleşim stratejilerinin yeniden belirlenmesi” önerisinde bulunuyor. Buna göre Maraş’ta, diri fay hatlarının haritasına göre şehir yeniden planlanmalı. Mevcut binalar gözden geçirilerek kentsel dönüşüm çalışması yapılmalı. Maraş’ta deprem planı hazırlanmalı.  

Mektupta, Meclis’e de öneride bulunulmuş. “Yurttaşların can ve mal güvenliklerinin sağlanması”, “faydaki alanlar için yapı sınırlaması getirilmesi” için “fay yasası” teklif edilmiş. Jeoloji mühendisleri, elini taşın altına koyarak “Destek vermeye hazırız” diye bitirmiş.

PAZARCIK DA SÖYLENMİŞ

Mektubun ekindeki rapor ise bugünü daha net anlatıyor. Maraş’ta depremler tarihine yer veriliyor, Maraş’ı tehdit eden fay hatları haritada gösteriliyor. 6 Şubat’tan iki sene önce, neyle karşı karşıya olduğumuz söyleniyor:

“Tarihsel deprem kayıtları, olasılıkla Kahramanmaraş içerisinden, geçmişte yüzey faylanması oluştuğunu göstermektedir. Bu nedenle, Kahramanmaraş, olabilecek büyük bir depremde de yüzey faylanması tehlikesi altındadır. (…) Kahramanmaraş’ın 6.5’ten büyük depremde hem depremin yaratacağı şiddetli sarsıntı hem de yüzey faylanması tehlikesi nedeniyle hasar alması beklenmektedir. Bu durumda en akıllıca yaklaşım, yapıların deprem sarsıntısını karşılayacak biçimde kurallara uygun hale getirilmesidir.”

O kadar ki...

7.7’lik depremin merkez üssü Pazarcık’tı. İki yıl önce yazılan rapor tam da burayı işaret etmiş:

“Doğu Anadolu Fayı’nın Pazarcık ya da Türkoğlu segmenti, 1513 yılından bu yana yıkıcı deprem üretmemiş, 7.4 büyüklüğüne varacak bir deprem üretme kapasitesine sahip bir faydır.”

FAY BEKLERKEN ‘TÜRK YASASI’

Buna rağmen ne mi oldu?

Jeoloji Mühendisleri Odası ile konuştum. Kimse uyarılarına kulak asmamış. “Üstümüze düşeni yaparız” dedikleri halde kimse göreve de çağırmamış. Olası deprem, yeri ve büyüklüğü bile iki sene öncesinden öngörülürken hiçbir şey yapmadan beklenmiş. Yetmemiş, “İmara açılmasın” denilen yerlere yeni binalar yapılmış.

Dahası var...

Başında Türk kelimesi olan TMMOB’nin jeoloji mühendisleri, hükümete bu işleri hızlandıracak “fay yasası” önermişti ya... “Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşu” olması nedeniyle, kanunla “Türk” adını alan TMMOB’nin isminden, hükümet rahatsız oldu. Erdoğan talimat verdi. Depremden 3.5 ay önce, 27 Ekim’de adalet bakanı, TMMOB’den Türk adının çıkarılması için yasal çalışma yaptıklarını açıkladı. “Fay yasası” bekleyen, görevi gereği hükümetin yanlış uygulamalarını eleştiren TMMOB, “Türk yasası” ile karşı karşıya kaldı. Türk yurttaşlarının enkaza gömülüşünü izlerken karşı söz söyleyeni Türklükten çıkarmak, müteahhit sınıfının partisinin doğasına uygun bir seçimdi.

Kılıçlarının ucundaki kadersizlere boyun eğdirmek için, kaderin adını kullanıyorlar. İnsan kendi yazgısını kendi yazdığı gün, mezarlıklar sadece zamanı gelmiş ölümlerin mekânı olacak.

https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/baris-terkoglu/fay-yasasi-yerine-turk-yasasi-2051196

 

 

https://sinifsiztoplumplatformu.blogspot.com

https://cahit-celik.blogspot.com

 

Depreme dayanıklı olması gereken binalar neden çöktü?

10 Şubat 2023

 

Jake Horton & William Armstrong

BBC Reality Check & BBC İzleme Servisi


Türkiye’deki depremlerde, yeni inşa edilen binaların çökmesi öfke yarattı. BBC, ülkedeki bina güvenliği konusunda ne gibi ipuçları verdiklerini bulmak için, enkaza dönüşen üç yeni binayı inceledi.

7,7 ve 7,6 büyüklüğündeki iki büyük sarsıntı, Türkiye’de ve Suriye’nin kuzeyinde, her tür binayı yıktı ve on binlerce kişinin ölümüne yol açtı.

Ancak en yeni apartmanların bile yerle bir olması, ülkedeki bina güvenliği standartlarıyla ilgili soruları gündeme getirdi.

Modern inşaat teknikleri, binaların bu büyüklükte depremlere dayanabilmesini sağlıyor.

BBC’nin tespit ettiği, yıkılan üç yeni binanın ilkine dair sosyal medyadaki görüntüler insanların çığlık çığlığa kaçtıklarını gösteriyor.

Malatya'da çöken bina

Malatya’daki apartmanın alt yarısının çöktüğü görülüyor ve binanın üst yarısı, toz ve moloz yığınının üzerinde eğik bir şekilde ayakta kalıyor.

Bu apartmanlar, geçen yıl inşa edilmişti ve sosyal medyada görülen reklamlarda binanın “son deprem yönetmeliğine uygun yapıldığı” söyleniyordu.

Reklamda tüm malzemelerin ve işçiliğin “birinci sınıf kalite” olduğu iddia ediliyordu.

Orijinal reklam şu anda internette bulunamıyor, ancak sosyal medyada dolaşan ekran görüntüleri ve videolar, aynı şirketin benzer reklamlarıyla örtüşüyor.

Binanın yeni inşa edilmiş olması, 2018’de güncellenen yönetmeliğe uygun yapılmış olması gerektiği anlamına geliyor.

Bu yönetmelikte, deprem riski olan bölgelerdeki yapılarda, çelik çubuklarla güçlendirilmiş yüksek kaliteli beton kullanılması gerektiği belirtiliyor.

Sütunların ve kirişlerin de depremin etkisini karşılaması için, etkin bir şekilde dağıtılması öngörülüyor.

Ancak BBC, bu apartmanda kullanılan inşaat standartlarını teyit edemedi.

Fotoğraflar, İskenderun’da yeni inşa edilen bir apartmanın da büyük ölçüde yıkıldığını gösteriyor. 16 katlı binanın yanı ve arkası tamamen göçtü ve küçük bir kısmı ayakta kaldı.


BBC, binanın fotoğraflarını, inşaat şirketi tarafından yayımlanan ve 2019’da tamamlandığını gösteren bir reklam fotoğrafıyla eşleştirdi.


Bu da, binanın en son standartlara göre inşa edilmesi gerektiği anlamına geliyor. 


BBC, binayı yapan inşaat şirketiyle temasa geçti, ancak herhangi bir yanıt alamadı.


BBC’nin teyit ettiği Antakya’dan gelen bir fotoğraftaysa, dokuz katlı bir apartmanın enkaza dönüştüğü görülüyor. Enkazın önünde sitenin adı olan Güçlü Bahçe de seçiliyor.


Binanın açılış törenini gösteren bir videoya ulaştık ve görüntüler, inşaatın Kasım 2019’da bittiğine işaret ediyor.


Görüntülerde Ser-Al inşaat şirketinin sahibi Servet Altaş “Güçlü Bahçe projesi hem konumu hem de inşaat kalitesi anlamında diğerlerine kıyasla çok özel” diyor. 


Sitenin mütteahiti Servet Altaş açılış töreninde “Güçlü Bahçe projesi hem konumu hem de inşaat kalitesi anlamında diğerlerine kıyasla çok özel” diyordu.

BBC’nin sorularını yanıtlayan Altaş “Hatay’da inşa ettiğim yüzlerce bina içinde maalesef iki apartman çöktü” dedi.

Altaş, depremin çok büyük olduğunu ve kentte neredeyse hiçbir binanın ayakta kalamadığını da ekledi ve “Bazı medya kuruluşlarının algıları değiştirdiğine ve haber yapma kisvesiyle günah keçileri bulmaya çalıştığına üzülerek şahit oluyoruz” dedi.

Depremden etkilenen bölgede bu kadar çok sayıda binanın çökmesinden sonra, Türkiye’de birçok kişi, inşaat yönetmeliklerini sorgulamaya başladı.

Depremler şiddetli olsa da, uzmanlar düzgün bir şekilde inşa edilmiş binaların ayakta kalması gerektiğini söylüyor.

Acil Durum Planlaması ve Yönetimi Uzmanı Prof. David Alexander, “Depremin maksimum yoğunluğu şiddetliydi ama iyi inşa edilmiş binaları yakacak kadar da değildi” diyor:

“Birçok yerde sallantı maksimum derecenin altındaydı, dolayısıyla yıkılan binlerce binanın neredeyse tamamının makul deprem inşaat yönetmeliğine uygun olmadığı sonucuna varabiliriz.”

İnşaat yönetmeliklerinin uygulanmaması 

İnşaat yönetmelikleri, 1999’da 17 bin kişinin hayatını kaybettiği İzmit depreminin ardından sıkılaştırıldı. 

Ancak, son olarak 2018’de güncellenen yönetmelikler pek uygulanmıyor. 

Prof. Alexander “Sorun kısmen, mevcut binaların çok az güçlendirilmesi, ancak bir de yeni inşaatlarda kurallar da çok az uygulanıyor” diyor. 

BBC Ortadoğu Muhabiri Tom Bateman’ın Adana’da konuştuğu insanlar, çöken bir binanın 25 yıl önceki depremde hasar aldığını, ancak herhangi bir güçlendirme yapılmadığını söyledi. 

Ülkenin ağır deprem geçmişine karşın milyonlarca kişinin yoğun nüfuslu, yüksek katlı binalarda yaşadığı Japonya gibi ülkeler, inşaat yönetmeliklerinin insanları felaketlere karşı nasıl koruyabildiğini gösteriyor. 

İnşaat güvenliği kuralları, binanın kullanım amacı, deprem riski en yüksek bölgelere olan yakınlığına göre değişiyor.

Basit güçlendirmeden, hareket sürgülerine, binayı yer hareketlerinden izole etmek için dev bir şok emici üzerine inşaya kadar değişiyor. 

Kuralların uygulanması neden zayıf? 

Ancak Türkiye’de hükümet belirli aralıklarla “imar afları” ilan etti. Bu da uygulamada, gerekli güvenlik sertifikaları olmadan inşa edilen binaların hukuken cezadan muaf tutulması anlamına geliyor.

İmar afları 1960’lı yıllardan beri çıkartılıyor ve sonuncusu 2018’deydi. 

Karşıtları, uzun süredir bu tür afların büyük bir depremde felakete yol açacağı uyarısı yapıyordu. 

Türkiye Mimar ve Mühendisler Odasına bağlı, Şehir Plancıları Odası’nın İstanbul Başkanı Pelin Pınar Giritlioğlu, deprem bölgesinde 75 bin kadar binanın imar affından yararlandığını söylüyor. 

Felaketten sadece bir kaç gün önce, Türk medyası yeni bir imar barışı yasasının parlamentoda onay beklediği haberini geçmişti. 

Jeolog Celal Şengör de geçtiğimiz aylarda, fay hatlarıyla dolu bir ülkede bu tür imar barışı yasalarının “suç” olduğunu söylemişti. 

BBC Türkçe’nin İzmir’de 2020’de meydana gelen depremden sonra yaptığı haberde, kentte 672 bin binanın son imar barışından faydalandığı belirtiliyordu. 

Aynı haberde, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın 2018’de Türkiye’deki binaların yüzde 50’sinin, yani neredeyse 13 milyon binanın, inşaat yönetmeliklerine uygun yapılmadığını söyleyen raporundan bahsediliyordu. 

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, son depremlerin ardından inşaat yönetmelikleriyle ilgili soruya “Bizim inşa ettiğimiz hiçbir bina yıkılmadı. Sahadaki hasar değerlendirme çalışmalarımız hızla devam ediyor” yanıtını verdi.

Katkıda bulunanlar: Olga Smirnova, Alex Murray, Richard Irvine-Brown ve Dilay Yalçın.

https://www.bbc.com/turkce/articles/cw43jvpxw9ro

 

 

 

 

https://sinifsiztoplumplatformu.blogspot.com

https://cahit-celik.blogspot.com

Anayasamıza Göre Cumhurbaşkanının Dönem Sınırı

Doç. Dr. Şule Özsoy Boyunsuz / Galatasaray Ünv. Hukuk Fakültesi

Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesine yönelik 5678 sayılı ve 31.5.2007 tarihli Anayasa Değişikliği Hakkındaki Kanun, yalnızca cumhurbaşkanının TBMM tarafından değil, halk tarafından seçilmesine yönelik değişikliği getirmemiş, aynı zamanda görev süresi, dönem sınırı, seçim yöntemine ilişkin de kuralları belirlemiştir. TBMM tarafından seçilen cumhurbaşkanları 7 yıl için ve 1 defaya mahsus olarak seçilmekteydiler. Yapılan değişiklikle “Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldır. Bir kimse en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilir.” kuralı da 101. maddeye eklenmiştir. Böylece cumhurbaşkanı seçilme yeterliliğine sahip Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına iki defa seçilme hakkı, görev süresi indirilerek verilmiştir. Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesine yönelik 5678 sayılı değişikliği müteakiben 6271 sayılı Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu da 19.01.2012 tarihinde çıkarılmıştır. Söz konusu kural, Kanunda da aynen tekrarlanmıştır.

5678 sayılı Anayasa Değişikliğinin halk oylaması ile kabulünden kısa bir süre önce seçilen 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün görev süresi ve tekrar seçilip seçilemeyeceği de bu dönemde tartışma konusu olmuştur. 6271 sayılı kanunun Geçici 1. maddesi, bu duruma açıklık getirmek üzere çıkartılmış ve 11. Cumhurbaşkanının TBMM tarafından yedi yıl için bir defaya mahsus seçildiği belirtilmiştir. Görev süresinde ve bunun sınırında, 11. Cumhurbaşkanının seçildiği tarihte yürürlükte olan norm uygulanmıştır. Bu kanımca doğru bir hukuki düzenlemedir. Bununla birlikte söz konusu yasa kuralı, Anayasa Mahkemesi önüne götürülmüştür. Mahkeme, 11. Cumhurbaşkanının görev süresinin yedi yıl olduğunu kabul etmekle birlikte, tekrar seçilmeyi engelleyen kuralın Anayasanın yeni düzenlemesine aykırı olduğuna karar vermiştir[1]. Tekrar aday olunacak olan tarihteki mevcut normun, seçilme hakkında genişleme yaratması sebebiyle uygulanması gerektiği belirlenirken, dönem sınırına ilişkin de bir tespit yapılmıştır:

Cumhurbaşkanı adayı olmaya ilişkin diğer koşulları taşıyanlara ikinci kez aday gösterilme hakkını tanımaktadır. Bu hak bakımından Anayasada mevcut ve önceki Cumhurbaşkanları açısından herhangi bir istisna öngörülmemiştir”.

Bu karar ile Anayasa Mahkemesi, herhangi geçiş hükmü konulmadığı takdirde iki dönem kuralının eski ve yeni cumhurbaşkanları için hem bir hak hem de bir görev sınırı olduğunu şüphe götürmeyecek şekilde tespit etmiştir.

2017 senesinde, Anayasamızdaki yarı-başkanlık sistemini, bu defa da başkanlık sisteminin bir türüne dönüştüren anayasa değişikliği yapılmıştır. Söz konusu değişiklikle 1982 Anayasası’nın muhtelif maddeleri yeniden düzenlenmiş, ancak 101. maddedeki görev süresi ve dönem sınırına ilişkin hüküm aynen bırakılmıştır. Herhangi bir geçiş düzenlemesi de getirilmemiştir. 6771 sayılı 2017 tarihli Anayasa Değişikliği Hakkındaki Kanun’un gerekçesinde de yeni olmayan bu kurala ilişkin, doğal olarak, bir açıklamaya rastlanılmamaktadır. 101. maddede yapılan diğer değişikliklerin ise birlikte yapılacak ilk Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin takvimin başladığı tarihte yürürlüğe girmesi kararlaştırılmış, sadece cumhurbaşkanının partisi ile ilişiğini kesen düzenlemenin referandumda kabulü ile birlikte hemen yürürlüğe gireceği belirlenmiştir.

Yapılan değişiklik ile getirilen hükümet sisteminde başkanlık sisteminin kimi kurumları parlamenter sisteme özgü kurumlarla melezlenerek cumhurbaşkanı/başkan güçlendirilmek istenmiştir. Bu amaçla esasen başkanlık sistemlerinin saf hâlinde (pure presidentialism) rastlanmayan, ancak kuvvetler arasındaki kontrol-denge bozulmuş başkancı türlerinde görebileceğimiz fesih/seçimleri yenileme kurumu anayasamıza konulmuştur.

“H. Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanı seçimlerinin yenilenmesi 

MADDE 116-  Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının beşte üç çoğunluğuyla seçimlerin yenilenmesine karar verebilir. Bu halde Türkiye Büyük Millet Meclisi genel seçimi ile Cumhurbaşkanlığı seçimi birlikte yapılır. Cumhurbaşkanının seçimlerin yenilenmesine karar vermesi halinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi genel seçimi ile Cumhurbaşkanlığı seçimi birlikte yapılır. Cumhurbaşkanının ikinci döneminde Meclis tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi halinde, Cumhurbaşkanı bir defa daha aday olabilir. Seçimlerinin birlikte yenilenmesine karar verilen Meclisin ve Cumhurbaşkanının yetki ve görevleri, yeni Meclisin ve Cumhurbaşkanının göreve başlamasına kadar devam eder. Bu şekilde seçilen Meclis ve Cumhurbaşkanının görev süreleri de beş yıldır”.

Cumhurbaşkanlığı ve TBMM seçimlerinin aynı gün yapılması bu iki erkin farklı parti veya parti koalisyonlarının eline geçmesini engellemeyecektir. Nitekim getirilen bu düzenleme ile Meclis çoğunluğunun, cumhurbaşkanından farklı bir siyasi parti veya koalisyonun elinde olması hâlinde aralarında oluşacak çatışmayı çözmenin amaçlandığı anlaşılmaktadır. Öte yandan görüldüğü gibi, seçimlerin de birlikte yenilenmesi kuralı geçerliliğini korumaktadır.

TBMM’nin de seçimleri yenileme yetkisi de devam etmektedir. Kullanılması nitelikli bir çoğunluğun kararına bağlanarak zorlaştırılan bu düzenleme ile TBMM, kendi seçimlerini ancak cumhurbaşkanının seçimleriyle birlikte yenileyebilmektedir. İşte bu noktada iki dönem kuralının tek istisnası kabul edilmektedir. Kendi iradesi dışında seçimleri yenilenirse ve cumhurbaşkanı da ikinci dönemindeyse bir defa daha seçimlere katılabilir. Birinci dönemindeyse zaten bir dönem daha seçilme hakkı bulunduğu için iki dönem sınırlaması devam etmektedir.

Aynı şekilde 6271 sayılı Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu’nun 5.4.2018 tarihinde değiştirilen 3. maddesinin 2. fıkrası da söz konusu kuralı belirtmektedir:

Bir kimse en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilir. Ancak Cumhurbaşkanının ikinci döneminde Meclis tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi hâlinde, Cumhurbaşkanı bir defa daha aday olabilir”.

Görüldüğü gibi ne Anayasa da ne de Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu’nda bu kuralların uygulaması bakımından mevcut 12. Cumhurbaşkanı Erdoğan için bir istisna ya da geçiş hükmü öngörülmemiştir. Seçimlerin yenilenmesine ilişkin yeni kural ile bağlantılı olarak getirilen istisna ise 13. Cumhurbaşkanının seçimi ile birlikte yürürlüğe girecektir. Görüldüğü gibi yeni norm bir istisna halini gayet net olarak tarif etmektedir. Başkaca da bir istisna kabul edilmiş değildir.

İki dönem kuralının istisnasının 12. Cumhurbaşkanı için de uygulanabileceği açıktır. Ancak bu istisna seçimleri TBMM’nin yenilemesi hâline özgülenmiştir. Bunun mefhumu muhalifinden çıkan anlam, ikinci dönemi için seçilmiş olan cumhurbaşkanın seçimleri kendisinin yenilemesi halinde tekrar seçimlere katılamayacağıdır. Doğaldır ki istisnayı cumhurbaşkanlarının ikinci dönemlerinde kendi kararları ile seçimleri yenilmesi hâlini de içine alacak şekilde düzenlemek cumhurbaşkanlarını bu yetkiyi, bir daha seçilebilmek amacıyla kullanmaya özendirirdi. Sonuç olarak ikinci dönemine seçilmiş bir cumhurbaşkanı, görev süresi dolmadan TBMM seçimlerini yenileyerek mevcut meclisi feshetmek istiyorsa, kendisinin seçimlerinin de yenileneceğini ve bir daha aday olamayacağını bilerek bunu yapmalıdır. Anayasa’nın değişikliğe uğramamış bir normunu, ona ilişkin bir geçiş hükmü veya istisna öngörülmemişken, yeni bir hükümet sistemine geçildi diye görmezden gelmek mümkün olamaz.

Başkanlık, yarı başkanlık hatta cumhurbaşkanının halk tarafından seçildiği parlamenter sistemlerde görev süresini sınırlamak iktidarın kişiselleşmesine karşı oldukça yaygın olarak kullanılan bir formüldür. Başkanlık sisteminin bozulmuş örneklerinde bile karşımıza çıkmaktadır. Örneğin, demokratikleşme çabası içindeki Afrika’da 2005 yılından bu yana 32 ülkede dönem sınırı karşımıza çıkmaktadır ve baskın çoğunluğunda da sınır iki dönem olarak belirlenmiştir[2]. Bu ülkelerde görev sınırına uyulması ve seçimler yoluyla iktidarın el değiştirmesi darbe, isyan, ayaklanma gibi yöntemleri önleyen ve aynı zamanda demokratikleşmeye işaret eden bir ölçüt olarak ele alınmaktadır[3]. Süre sınırına uymak istemeyen kimi cumhurbaşkanlarının bunu aşma girişimleri başarıya ulaştığında, Zimbabwe’de olduğu gibi adil ve özgür olamayan seçimlerin sureti haktan bulunduğu otoriter rejimlerin varlığını görüyoruz. Bu bakımdan dönem sınırının demokratik sistemler için gerekli bir kural olduğu unutulmamalıdır.

[1] Esas Sayısı: 2012/30, Karar Sayısı : 2012/96, Karar Günü : 15.6.2012.

[2] H. KWASI PREMPEH, “Presidential Power in Comparative Perspective: The Puzzling Persistence of Imperial Presidency in Post-Authoritarian Africa”, Hastings Const. L.Q., C.35, 2007-2008, sy. 771.

[3] Ibid.

https://hukukdefterleri.com/anayasamiza-gore-cumhurbaskaninin-donem-siniri

 

 

 

 

 

https://sinifsiztoplumplatformu.blogspot.com

https://cahit-celik.blogspot.com

Gerekçeli Karar

‘İmamoğlu Soylu’nun seviyesine inmeyeceğini söylediği için ahmak kelimesini YSK’ye söylediği açık’

 


28 Aralık 2022

 

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun 2 yıl 7 ay 15 gün hapis cezası aldığı davanın gerekçeli kararı açıklandı.

 

Mahkeme, İmamoğlu’nun “31 Mart’ta seçimi iptal edenler ahmaktır” dediği açıklama sırasında Süleyman Soylu’nun seviyesine inmeyeceğini ve ona yanıt vermeyeceğini söylediğini, bu yüzden ahmak ifadesiyle Yüksek Seçim Kurulu’nu (YSK) kast ettiğinin açık olduğunu kararlaştırdı.

 

İmamoğlu’nun avukatları hem bu açıklamanın Süleyman Soylu’nun İmamoğlu’na ahmak demesine yanıt olduğunu hem de ahmak kelimesinin hakaret olmadığını savunuyordu.

 

Mahkeme iki savunmayı da reddetti.

 

Bunun ardındansa savcı verilen kararda cezanın 5 gün fazla hesaplandığı gerekçesiyle istinaf mahkemesine başvurdu. 

 

Savcı, istinaf mahkemesine sunduğu dilekçede cezanın düzeltilerek onanmasını talep etti.

 

Gerekçeli kararda ise şu ifadeler yer aldı:

 

“Sanık basın mensuplarına, vermiş olduğu demeçte İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'ya karsı cevap vermekte, ancak bu cevap içerisinde, 31 Mart seçimini iptal edenlerin ahmak olduğunu belirterek, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun kendisi ile uğraşacağına bu hususa odaklanması gerektiğini, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun seviyesine inmeyeceğini ve onun kendisi hakkında söylediklerine de onun seviyesine inerek cevap vermeyeceğini, daha öncede onun seviyesine inmediğini, yani İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun kendisine ahmak demesine rağmen, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun seviyesine inip ona cevap vermeyeceğini açıkça belirtmiş ve buradan da anlaşılmakta ‘31 Mart seçimini iptal edenler ahmaktır, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu önce oraya odaklansın’ derken sanığın kastının, seçimi iptal eden Yüksek Seçim Kurulu ve üyeleri olduğu açıktır.”

 

İstanbul Anadolu 7. Asliye Ceza Mahkemesi’nin verdiği kararda, ahmak sözcüğü hakkında bugüne kadar bir Yargıtay içtihadı bulunmadığını fakat eş anlamlı kelimelerinin hakaret sayılması yönünde bir içtihat bulunduğu da aktarıldı.

 

Mahkeme, İmamoğlu’nun para cezası yerine hapisle ve üst sınıra yakın bir şekilde cezalandırılmasının nedeni olarak “sanığın kişiliği, suçun isleniş biçimi, suçun işlendiği yer ve zamanı” gösterdi.

 

İmamoğlu'na verilen hakaret cezasını düzenleyen Türk Ceza Kanunu'nun 153. maddesi, adli para cezası veya 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası öngörüyor.

 

İmamoğlu'na verilen ceza 1,5 yıldı.

 

Bu ceza hem basın önünde alenen işlendiği hem de "kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi" nedeniyle, iki ayrı artırımla 2 yıl 7 ay 15 güne çıkarılmıştı.

 

https://www.bbc.com/turkce/articles/cp0m31gr5ero

 

 

 

İBB Başkanı İmamoğlu'nun davasında savcı kararı istinafa taşıdı

 

Karar "yazım ve hesaplama hatasından dolayı usul ve esas yönünden kanuna aykırılık bulunduğu'' gerekçesiyle İstinaf Mahkemesine taşındı

 

28 Aralık 2022

 

>>> 

 

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında "kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret" suçundan verilen 2 yıl 7 ay 15 gün hapis cezası kararı, Anadolu Cumhuriyet savcısınca, ''yazım ve hesaplama hatasından dolayı usul ve esas yönünden kanuna aykırılık bulunduğu'' gerekçesiyle İstinaf Mahkemesine taşındı.

 

Savcının istinaf dilekçesinde, gerekçeli kararın hüküm kısmında "sanığın eylemini basın önünde alenen işlediği anlaşıldığından" ibaresinde TCK'nin 125/4. maddesine göre artırım yapılması gerekirken 125/6. maddenin yazılarak yazım hatası yapıldığı belirtildi.

 

Dilekçede, sanığın cezasında hesaplama hatası yapıldığı ve bu nedenle 5 gün fazla hapis cezası tayinine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu aktarıldı.

 

Savcının dilekçesinde, usul ve esas yönünden kanuna aykırılık bulunduğu gerekçesiyle kararın düzeltilerek onanmasına karar verilmesi talep edildi.

 

Dava dosyasını, "kamu görevlilerine hakaret" suçuna bakan dairenin alması bekleniyor.

 

Davanın geçmişi

 

Anadolu 7. Asliye Ceza Mahkemesi, 14 Aralık'ta İmamoğlu'nun "kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret" suçundan 1 yıl 6 ay hapisle cezalandırılmasına karar vermişti.

 

Mahkeme, sanığın bu eylemi basın önünde alenen işlemesi nedeniyle artırıma giderek, İmamoğlu'na verilen cezanın 1 yıl 9 aya çıkarılmasına hükmetmişti.

 

İmamoğlu'nun bu eylemi "kurul halinde çalışan kamu görevlilerine karşı" işlediğine kanaat getiren mahkeme, sanığın 2 yıl 7 ay 15 gün hapisle cezalandırılmasını karara bağlamıştı.

 

Mahkeme, İmamoğlu hakkında TCK'nin "siyasi yasak" içeren 53. maddesinin uygulanmasına hükmetmişti.

 

https://www.indyturk.com/node/593296/haber/i̇bb-başkanı-i̇mamoğlunun-davasında-savcı-kararı-istinafa-taşıdı

 

 

 

 

 

https://sinifsiztoplumplatformu.blogspot.com

https://cahit-celik.blogspot.com

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun danışmanı olan ABD’li ekonomist Jeremy Rifkin kimdir?

 euronews

 

ABD'li ekonomist Jeremy Rifkin

 

CHP, 2023 ortalarında yapılacak seçimler öncesi mevcut iktidara ekonomi ve hukuk konularında sert eleştiriler yöneltiyor. 

 

Bununla birlikte Rifkin'le el sıkışıldığı CHP'den henüz resmi olarak teyit edilmiş değil. 

 

Peki kariyerinde Avrupa Birliği ve Çin hükümetlerinin yanı sıra eski Almanya Başbakanı Angela Merkel'e "Üçüncü Sanayi Devrimi"nin uygulanması konusunda danışmanlık yapan Jeremy Rifkin kimdir? 

 

Bilimsel ve teknolojik değişimlerin ekonomi, işgücü, toplum ve çevre üzerindeki etkileri ile ilgili 20'den fazla kitap yazan Rifkin'in kaleme aldığı eserler dünya genelinde 35'dile çevrildi ve genellikle en çok satanlar listesinde yer aldı. 

 

Yazılarında "ilerleme çağından" sonra "dayanıklılık çağına" geçilmesini öneriyor ve  yeşil enerjinin öneminin altını çiziyor. 

 

Rifkin, dünyanın önde gelen yenilenebilir enerji şirketleri, elektrik iletim şirketleri, inşaat şirketleri, mimarlık firmaları, bilişim ve elektronik şirketleri ile taşımacılık ve lojistik şirketlerinden oluşan "TIR Consulting" isimli danışmanlık şirketinin başkanlığını yürütüyor. 

 

Kendi oluşturduğu küresel ekonomik kalkınma ekibi, Collaborative Commons ve Third Industrial Revolution (Üçüncü Sanayi Devrimi) için IoT (Nesnelerin İnterneti / fiziksel nesnelerin birbirleriyle veya daha büyük sistemlerle bağlantılı olduğu iletişim ağı) altyapısını geliştirmek için şehirler, bölgeler ve ulusal hükümetlerle birlikte çalışıyor. 

 

Aynı zamanda ABD'nin Maryland eyaletine bağlı Bethesda kenti merkezli Ekonomik Eğilimler Vakfı'nın (FOET) kurucu başkanı. 

 

Vakıf, küresel ekonomiye dahil olan yeni teknolojilerin ekonomik, çevresel, sosyo kültürel etkilerini inceliyor. 

 

Jeremy Rifken son on yıldır Avrupa Birliği'ne ekonomi, iklim değişikliği ve enerji güvenliği alanlarında danışmanlık hizmeti veriyor. 

 

Ayrıca AB Komisyonu, Avrupa Parlamentosu ve birçok AB ve Asya ülkesinin devlet başkanına danışmanlık yapıyor. 

 

Avrupa Birliği'nin (Akıllı Avrupa olarak adlandırılan) küresel ekonomik kriz, enerji güvenliği ve iklim değişikliği üçlü sorununu ele alan Üçüncü Sanayi Devrimi uzun vadeli ekonomik sürdürülebilirlik planının baş mimarı olarak biliniyor. 

 

1945 doğumlu Jeremy Rifkin, euronews'e daha önce verdiği bir mülakatta, Üçüncü Sanayi Devrimi'nden bahsetmiş ve bunu beş başlıkta topladığını söylemişti. "Şu anda fosil yakıtları kullanarak inşaa ettiğimiz 200 yıllık bir sanayi devriminin faturasını ödüyoruz." diyen Rifkin, AB açısından bu beş başlığı şu şekilde sıralamıştı: 

 

– İlk temel ayak Avrupa Birliği’nin 2020’ye kadar ihtiyacının yüzde 20’sini yenilenebilir enerjiden karşılaması

– İkinci ayak ekonominin yeniden canlandırılması 

– Üçüncü ayak enerjiyi depolamak

– Dördüncü ayak internet devrimi ile enerji devriminin kesiştiği nokta. İnternet sayesinde bir ağ kurarak enerjinin dağıtılması sağlanacak 

– Beşinci ve son ayak ise ulaştırma

 

Rifkin, 1995 yılından bu yana Pennsylvania Üniversitesi Wharton School Yönetici Eğitim Programı'nda kürsüsü bulunuyor. 

 

Okul, CEO'lar ile üst düzey yöneticilere ticari faaliyetlerini sürdürülebilir ekonomilere dönüştürme konusunda eğitim veriyor. 

 

https://tr.euronews.com/2022/12/03/chp-genel-baskani-kilicdaroglunun-danismani-olan-abdli-ekonomist-jeremy-rifkin-kimdir

 

 

 

 

https://sinifsiztoplumplatformu.blogspot.com

https://cahit-celik.blogspot.com

İş Bankası Genel Müdürü Aran: TL mevduatta %50 oranını tutturmak gibi hedefimiz yok

Türkiye İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran, TL mevduat oranının zorlamayla bir yere vardırılacak konu olmadığını ve mudi tercihlerine saygılı olunması gerektiğini söyledi. 

 


Yazıyı asıl kaynağından okumak için, 

https://www.ekonomim.com/ekonomi/is-bankasi-genel-muduru-aran-tl-mevduatta-50-oranini-tutturmak-gibi-hedefimiz-yok-haberi-675432

tıklayın!..

 


 

https://sinifsiztoplumplatformu.blogspot.com

https://cahit-celik.blogspot.com

Altılı Masa’nın Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem Anayasa Değişikliği Önerisi’nde neler var?

euronews  •  Son güncelleme: 28/11/2022 - 10:08

Altılı Masa'da yer alan siyasi partilerin liderleri

Altılı Masa, Anayasa değişikliği önerisini “Şimdi Demokrasi Zamanı” sloganıyla açıkladı. Tasarıya göre partili cumhurbaşkanlığı dönemi sona erecek. Anayasaya özgürlükçü bir anlayış kazandırılacak. Meclis güçlü, yargı bağımsız, yürütme istikrarlı olacak. Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’de yeni hükümet kurulmadan mevcut hükümet düşürülemeyecek. Parti kapatma zorlaştırılacak. Hayvan hakları Anayasaya girecek. Kadına şiddetten suçlu bulunanlar milletvekili olamayacak.

Cumhuriyet Halk Partisi, DEVA Partisi, Demokrat Parti, Gelecek Partisi, İYİ Parti ve Saadet Partisi Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’e geçiş için üzerinde uzlaştıkları anayasa değişikliği önerilerini liderler Kemal Kılıçdaroğlu, Ali Babacan, Gültekin Uysal, Ahmet Davutoğlu, Meral Akşener ve Temel Karamollaoğlu’nun katıldığı toplantıda açıkladı.

Buna göre Altılı Masa, ortak programlarla sahaya çıkacak. 

Tasarıyı hazırlayan komisyon üyeleri önümüzdeki günlerde medya organlarını, baroları, sivil toplum kuruluşlarını, meslek örgütlerini, iş dünyasını, sendikaları, kadın ve gençlik örgütlerini ziyaret edecek. Ayrıca altı siyasi parti Türkiye genelinde ortak programlar düzenleyerek sivil toplumla bir araya gelecek.

Kuvvetler ayrılığı tesis edilecek

Altılı Masa'nın Anayasa değişikliği önerisi 84 maddeden oluşuyor. Kuvvetler ayrılığının vurgulandığı yeni sistemde yasamanın etkin ve katılımcı, yürütmenin istikrarlı, şeffaf ve hesap verebilir, yargının ise bağımsız ve tarafsız olması hedefleniyor. Uzlaşılan metinde “Güçlü, özgürlükçü, demokratik, adil bir sistem inşa etme kararlılığı içindeyiz” ifadelerine yer veriliyor. Altılı Masa'nın anayasa değişikliği paketinden öne çıkanlar şöyle:

Partili cumhurbaşkanlığı dönemi kapanacak

Cumhurbaşkanı 7 yıllığına halk tarafından seçilecek ve seçimle beraber partisiyle ilişkisi sona erecek. Görevi sona eren bir cumhurbaşkanı, seçimle gelinen siyasi bir görev üstlenemeyecek. Cumhurbaşkanına, TBMM Başkanı vekalet edecek. Cumhurbaşkanının kanunlar üzerindeki zorlaştırıcı veto etkisi sona erdirilip geri gönderme hakkı veriliyor

Anayasaya özgürlükçü anlayış kazandırılacak

Altılı Masa'nın teklifi, Anayasayı temel hakları “ödev” olarak vurgulayan ve hürriyetleri ödev kavramıyla sınırlayan anlayıştan arındırıyor. Anayasaya özgürlükçü bir anlayış kazandırılıyor. Anayasadan otoriter anlayışın izleri siliniyor. Anayasada “temel hak ve ödevler” yerine “temel hak ve hürriyetler” düzenleniyor.

“İnsan onuru” Anayasanın temel esası olacak

Anayasanın temel hakları düzenleyen ilk maddesine “İnsan onuru dokunulmazdır ve anayasal düzenin temelidir” ifadesi ekleniyor. Bu vurguyla beraber Anayasanın insan onurunu esas alan bir bakış açısı kazanması sağlanıyor. Devletin temel işlevinin insan onurunu korumak ve ona saygı göstermek olduğu vurgulanıyor.

Tereddüt halinde yorum hürriyet lehine yapılacak

Anayasa’nın 13. maddesine “Hürriyet esas sınırlama istisnadır. Tereddüt halinde yorum hürriyet lehine yapılır” hükmü ekleniyor. Böylece temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması düşüncesinden temel hak ve hürriyetlerin üstünlüğü dönemine geçiliyor.

Eleştiri hürriyeti güvence altına alınacak

Düşünce, kanaat ve ifade hürriyeti tek bir maddede düzenleniyor. Anayasanın 25. maddesinde yapılacak değişiklikle eleştiri hürriyeti güvence altına alınıyor. Keyfi sınırlamaların önüne geçiliyor.

Hayvan hakları ilk kez Anayasaya girecek

Anayasanın 56. maddesinde yapılan değişiklikle Anayasada sağlık hakkı ve çevre hakkı yeniden düzenlenirken hayvan hakları ilk kez anayasal güvenceye kavuşturuluyor.

Parti kapatma zorlaştırılacak

Siyasi parti kapatma davalarının açılması zorlaştırılıyor. Şiddete başvurma ya da şiddeti teşvik hariç olmak üzere parti kapatma davalarının açılabilmesi için ihtar şartı getiriliyor. Kapatma davasının açılabilmesi, TBMM’nin üçte ikisinin oyuyla alınacak izne bağlanıyor. Milletvekillerinin meclis kürsüsünde kullandığı ifadelerin parti kapatma davalarında delil olamayacağı düzenleniyor. Bu davalardan çıkabilecek yaptırımlara idari para cezası ekleniyor.

Dokunulmazlığın kaldırılması zorlaştırılacak

Milletvekillerinin sadece ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü halinde dokunulmazlıktan faydalanamayacağı düzenleniyor. Anayasanın 83. maddesinde Anayasanın 14. maddesine yapılan atıf metinden çıkarılıyor. Dokunulmazlığın kaldırılması için üye tam sayısının salt çoğunluğu ile karar alınacağı hükmü getiriliyor. Milletvekili düşme kararında bireysel başvuru yoluna gidilmiş ise Anayasa Mahkemesinin kararının bekleneceği düzenleniyor.

Kadına şiddetten suçlu bulunanlar milletvekili olamayacak

Affa uğramış olsalar bile cinsel saldırı, çocukların cinsel istismarı, kadına yönelik kasten yaralama ve edimi ifasını fesat karıştırma suçlarından hüküm giymiş olanların milletvekili seçilme yeterliliğine sahip olamayacağı hükmü getiriliyor.

Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvurunun alanı genişletilecek

Anayasa Mahkemesi’nin üye sayısı 15’ten 22’ye çıkarılıyor. Üyelerden 20’sinin TBMM, 2’sinin cumhurbaşkanı tarafından seçilmesi öngörülüyor. Mahkemenin bölüm sayısı 2’den 4’e yükseltiliyor. Anayasada veya Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde düzenlenen hakların ihlali iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolu açılıyor.

Uluslararası anlaşmalardan çekilme kararı açıkça TBMM’nin uygun bulmasına bağlanacak

Türkiye’nin taraf olduğu bir uluslararası anlaşmadan çekilme için TBMM’nin uygun bulması şartı Anayasada açıkça düzenleniyor.

Herkes Meclis Araştırma Komisyonu’nun davetine uyacak

Meclisin denetim yetkisi güçlendiriliyor. Şeffaf ve hesap verebilir bir yönetim için hükümete hesap sorulabilmesini sağlayacak araçları artırıp etkili kılınıyor. Muhalefete bir yasama yılında en az yirmi gün gündemi belirleyerek genel görüşme açma hakkı tanınıyor. Herkesin Meclis Araştırma Komisyonunun davetine uymak zorunda olduğu düzenleniyor.

Milletin meclisi, bütçe yetkisine kavuşacak

Bütçe yetkisi Meclise iade ediliyor. Hükümetlerin politikalarını Bütçe Kanununun sınırlarına uygun olarak yürütmelerini sağlamak amacıyla Kesinhesap Anayasada ayrı bir maddede düzenleniyor. Değişikliğe göre, Kesinhesap Komisyonu kuruluyor ve başkanının ana muhalefet partisinin milletvekili olması şartı getiriliyor.

Yeni hükümet kurulmadan mevcut hükümet düşürülemeyecek

Hükümet, başbakan ve bakanlar hakkında gensoru verme yetkisi tesis ediliyor. Bu yenilikle, Bakanlar Kurulu aleyhine verilen güvensizlik önergelerine yeni Başbakanın isminin eklenmesi zorunlu kılınıyor. Böylece meclis, istikrarın gereği olarak ancak yeni hükümeti kurmakta birleşebilirse mevcut hükümeti düşürebilecek.

HSK kapatılacak

Hakimler ve Savcılar Kurulu kapatılarak Hakimler Kurulu ve Savcılar Kurulu kuruluyor. Yargı bağımsızlığının sağlanması için Adalet Bakanı ve yardımcısının Hakimler Kurulu üyesi olmasına son veriliyor.

OHAL KHK’larına son verilecek

OHAL KHK’ları kaldırılıyor. Olağanüstü Hallere ilişkin tedbirlerin Olağanüstü Hal Kanunu ile düzenleneceği ve Olağanüstü Hal Kanunu ile bu kanundan kaynaklı idari eylem ve işlemlere karşı yargı yolunun kapatılamayacağı düzenleniyor.

Savunma ve iddia makamı eşitlenecek

Hakim ve savcılara coğrafi teminat getiriliyor. Savunmanın bağımsızlığı vurgulanıyor. Yargılama sürecinin temel unsurlarından biri olan savunma makamı, ilk defa, bir anayasa hükmüyle düzenlenerek bu makamın iddia makamıyla eşit bir statüye kavuşturulması sağlanıyor. Her ilde bir baro olacağı açıkça Anayasada düzenleniyor.

Sayıştay ve YSK yüksek mahkeme olacak

Sayıştay yüksek mahkeme statüsüne kavuşturuluyor. Kurumun denetim yetkisinin kapsamı genişletiliyor. Yüksek Seçim Kurulu Anayasada yargı bölümünde bir yüksek mahkeme olarak düzenleniyor, kurulun niteliği açıklığa kavuşturuluyor. Yüksek Seçim Kurulunun seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkına ilişkin kararları Anayasa Mahkemesinin denetimine açılıyor.

RTÜK üyeleri gazeteci ve akademisyenlerden oluşacak

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun üye yapısında çoğulculuk sağlanıyor. RTÜK üyeleri, basın mensupları ile iletişim ve hukuk fakültesi öğretim üyeleri arasından seçiliyor. Üye seçiminde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin nitelikli çoğunluğu aranıyor. Kurulun çoğulculuk, özerklik ve tarafsızlık esaslarına bağlı olarak çalışacağı vurgulanıyor.

Belediye başkanlarının görevden uzaklaştırılmasına Danıştay karar verecek

İçişleri Bakanlığı’nın belediye başkanlarını ve meclis üyelerini görevden uzaklaştırma yetkisi kaldırılıyor. Onun yerine Danıştay kararı şartı getiriliyor. Görevden uzaklaştırmanın en fazla altı ay sürebileceği düzenleniyor.

YÖK kaldırılacak

Yükseköğretim Kurulu kaldırılıyor. Üniversitelerin akademik, idari ve mali özerklikleri ihlal edilmemek kaydıyla planlama ve koordinasyon kurulu olacak Yükseköğretim Üst Kurulu düzenleniyor. 

https://tr.euronews.com/2022/11/28/altili-masanin-guclendirilmis-parlamenter-sistem-anayasa-degisikligi-onerisinde-neler-var

 

 

 

https://sinifsiztoplumplatformu.blogspot.com

https://cahit-celik.blogspot.com