Sayfalar

Taliban’ın elindeki mali kaynaklar neler?

Radikal İslamcı Taliban’ın Afganistan’da siyasi açıdan başarısında belirleyici olacak noktalardan biri de mali durumu. Peki Taliban’ın hangi mali imkânları mevcut?

 

 

ABD ve NATO güçlerinin çekildiği Afganistan’da radikal İslamcı Taliban, Kabil'i de ele geçirip zaferini ilan etti. Bu askeri zaferini siyasi zafere de dönüştürmeyi arzulayan radikal İslamcıları ciddi mali sorunlar bekliyor. Dolara ve yurt dışı yardımlara bağımlı olan Afganistan’a hem uluslararası yardımlar durduruldu hem de ülkenin büyük kısmı yurt dışında olduğu belirtilen mali kaynaklarına erişim engellendi. Peki şimdi Taliban’ın elinde hangi mali imkânlar var?

 

Ülkeye verilen insani yardımlar 

 

Dünyanın en fakir ülkelerinden biri olan Afganistan, uluslararası mali yardımlara bağımlı bir ülke. Dünya Bankası verilerine göre Afganistan’ın 2020 yılındaki gayri safi yurt içi hasılası 19 milyar 81 milyon dolar, yani yaklaşık 17 milyar euro oldu. Bunun yaklaşık yüzde 43’ünü uluslararası yardımlar oluşturdu. Radikal İslamcıların yönetimi ele geçirdiğini açıklamasından sonra ise çok sayıda ülke Afganistan’a mali yardımlarını dondurduğunu açıkladı. Bunlardan biri de Almanya. Uluslararası destek olmadan ülkenin ayakta kalamayacağını söyleyen Alman Dışişleri Bakanı Heiko Maas, Kabil’e yılda 430 milyon euro yardım planını durdurduklarını söyledi. Uluslararası Para Fonu (IMF) da Afganistan’daki siyasi istikrarsızlık nedeniyle yardımların dondurulduğunu duyurdu. Bir IMF yetkilisi, uluslararası toplumda şu anda Kabil’deki yönetimin tanınıp tanınmamasına ilişkin belirsizliğin ve tartışmanın sürdüğünü, bu zaman zarfında ülkenin kaynak talep etme hakkının bulunmadığını kaydetti. “Afganistan dış yardımlara çok korkunç şekilde bağımlı” Amerikan düşünce kuruluşu Brookings Enstitüsü uzmanlarından Vanda Felbab-Brown, bu yardımların Taliban’ın ülkede toplayabildiği mali kaynakların en az 10 katına tekabül ettiğini vurguluyor. BM Güvenlik Konseyi Yaptırımlar Komisyonu’nun geçen yıl Mayıs ayında açıkladığı bir rapora göre, Taliban’ın senede 300 milyon ila 1 milyar 500 milyon dolar gelir sağlayabildiği tahmin ediliyor.

 

Uyuşturucu ve vergi gelirleri 

 

Taliban’ın gelirini büyük ölçede suç teşkil eden faaliyetlerden sağlıyor. En önemli gelir kaynağı, eroin ve afyon üretiminde kullanılan haşhaş yetiştiriciliği. Uyuşturucu gelirinin yanı sıra radikal İslamcı Taliban’ın bir diğer önemli gelir kaynağı da işletmeleri haraca bağlamak ve insan kaçırıp fidye talep etmek. Alman hükümetinin Uyuşturucuyla Mücadele Sorumlusu üyesi Daniela Ludwig de Avrupa'daki eroin ve metamfetamin pazarının hızlıca büyümesi tehlikesine karşı uyarıyor ve “Uyuşturucu ticareti radikal İslamcı Taliban’ın en temel geliriydi ve hâlâ da öyle” diye konuşuyor. Taliban sözcüsü ise kendilerine yöneltilen suçlamaları reddediyor ve “Afganistan artık afyon yetiştirilen bir ülke olmayacak. Sıfıra düşüreceğiz” diyor. Uzmanlar, Taliban’ın açıklamalarına şüpheli yaklaşıyor. Afganistan, halihazırda dünya çapında haşhaş yetiştiriciliğinde ilk sırada. Ülkede yüz binlerce kişi bu alanda istihdam ediliyor. Amerikan düşünce kuruluşu Dış İlişkiler Konseyi (CFR) uzmanlarından Charles Kupchan, Taliban’ın en büyük gelirlerinden biri de topladığı vergiler olduğunu söylüyor. Kupchan, “Kontrolü altında bulundurduğu bölgelerdeki herşeyden vergi alma konusunda Taliman tam bir usta” diye konuşuyor. 

 

Ekonomik yardımlar 

 

Taliban’a ilk olumlu mesajı gönderen Çin’in Taliban yönetimindeki ülkeye büyük ekonomik yardımlarda bulunması pek de olası gözükmüyor. Kupchan’a göre Pekin yönetimi ticaret öncelikli düşünüyor ve hareket ediyor. IMF’nin verilerine göre Afganistan Merkez Bankası’nın rezervlerinde Nisan sonu itibariyle 9,4 milyon dolar bulunuyordu. Taliban'ın Kabil’e girişi sonrası ülkeden kaçan Merkez Bankası’nın eski başkanı Ecmel Ahmadi’ye göre Taliban’ın bu kaynakların yüzde 0,1 ila yüzde 0,2’sine erişimi mümkün olabilir. Ülkeye dolar tedarikinin sekteye uğradığını söyleyen Ahmedi, nakit para şeklindeki doların ise ülkede pek bulunamadığına işaret etti. Çok sayıda Afgan yurt dışında yaşayan akrabalarının gönderdiği paraya bağımlı yaşıyor. Para transferi hizmeti veren Western Union da ülkeye yapılan havale işlemlerini durdurduğunu açıkladı. Taliban’ın zaferini ilan etmesinden bu yana Afganistan’ın yerel para birimi de hızlı değer kaybına uğradı. 

 

AFP/ETO, HS

© Deutsche Welle Türkçe

 

https://www.dw.com/tr/talibanın-elindeki-mali-kaynaklar-neler/a-58931845

 

 

 

 

https://sinifsiztoplumplatformu.blogspot.com
https://cahit-celik.blogspot.com

Afganistan ekonomisine ne olacak?

Andrew Walker

BBC Ekonomi Muhabiri 



Afganistan ekonomisi “kırılganlık ve yardımlara bağımlılık ile şekilleniyor” 

 

Dünya Bankası Taliban’ın Afganistan’da kontrolü ele geçirmesinden birkaç ay önce yayımladığı notta ülkenin ekonomik görünümünü böyle değerlendiriyordu. 

 

Bugün ise, Afganistan’a yapılacak yardımların geleceği belirsizliğini korurken ülkenin ekonomik görümü daha da kırılgan. 

 

Afganistan bazı temel mineral kaynaklara sahip olsa da siyasi durum bu kaynakların kullanılmasını engelledi. 

 

Ülkenin dış yardımlara olan bağımlılığı da had safhada. 

 

Dünya Bankası verilerine göre kalkınma yardımları, ülkenin gayrisafi milli gelirinin (gayrisafi yurtişi hasıla ile aynı değil ancak çok yakın) yüzde 22’sine eşdeğer. 

 

Bu, yüksek bir oran olsa da Dünya Bankası’nın 10 yıl önce paylaştığı veri olan yüzde 49’un da oldukça altında. 

 

Afganistan’a yapılacak ekonomik yardımlarla ilgili de büyük bir belirsizlik var. 

 

Almanya Dışişleri Bakanı Heike Maas da ZDF kanalına geçen hafta yaptığı açıklamada, Taliban ülkede kontrolü eline aldığı ve şeriat kanunları getirdiği takdirde “bir sent bile” yardım yapmayacaklarını söylemişti. 

 

Başka ülkeler de gelişmeleri dikkatle izliyor. 

 

Yolsuzluk 

 

Dünya Bankası’nın “kırılganlık” vurgusu, ülkede Taliban’ın gücü eline geçirmesinden önce güvenliğe ayrılan kaynakların yüksek olması ile bağlantılı. Düşük gelirli diğer ülkelerde ortalama yüzde 3 iken Afganistan’ın güvenliğe ayırdığı bütçe, ekonomisinin yüzde 29’unu oluşturuyor. 

 

Güvenlik ve yolsuzluk kaygıları da, bir başka köklü soruna yol açıyor: Yabancı yatırımların zayıf olması. 

 

Birleşmiş Milletler verilerine göre son iki yılda yabancılar tarafından bir tane bile yeni “sıfırdan” yatırım yapılmadı. 2014’ten beri de açıklanan sıfırdan yabancı yatırımların sayısı 4 ile sınırlı. 

 

Daha düşük nüfuslu diğer Güney Asya ülkelerine bakarsak, aynı dönemde Nepal’de bunun 10 katı, Sri Lanka’da ise 50 katı sıfırdan yatırım yapılmış. 

 

Dünya Bankası, Afganistan’da özel sektörü dar olarak niteliyor. İşgücü düşük verimli tarım faaliyetlerine dayanan ülkede, hanelerin yüzde 60’ı hayvancılıktan belli bir gelir elde ediyor. 

 

Ülkede yasadışı madencilik ve elbette afyon üretimi fazla olduğu gibi, kaçakçılık ve benzeri olaylar da yaygın. Taliban için uyuşturucu ticareti önemli bir gelir kaynağı. 

 

Mineral kaynaklar 

 

Bununla birlikte, Afgan ekonomisi ABD liderliğindeki koalisyon güçlerinin 2001’de ülkeyi işgal etmesi sonrası büyüdü. 

 

Afganistan’ın resmi verileri çok güvenilir olmasa da, Dünya Bankası’nın aktardığı bu verilere göre 2003’ü takip eden 10 yıllık dönemde ekonomi yılda ortalama yüzde 9’dan fazla büyüdü. Bunu takip eden yıllarda (yardımların azalmasının da etkisiyle) büyüme hızı yavaşladı ve 2015-2020 yılları arasında yıllık ortalaması yüzde 2.5’e düştü. 

 

Ülkede var olan kaynaklar güvenlik durumunda ilerleme kaydedilir ve yolsuzlukların önüne geçilirse yabancı yatırımcılar için cezbedici olabilir. 


Uyuşturucu ticareti Taliban'ın önemli bir gelir kaynağı

 

Bakır, kobalt, kömür ve demir cevheri gibi önemli miktarda mineral kaynağı olan ülkenin, petrol, doğalgaz ve değerli taş gibi başka kaynakları da var. 

 

Cep telefonu ve elektrikli arabanın bataryalarında da kullanılan bir metal olan lityum, bu kaynaklar arasında öne çıkıyor. Sıfır karbon ulaşım araçlarına geçişte elektrikli araçların kritik bir rolü var. 

 

ABD’de yayımlanan New York Times gazetesine 2010’da bir röportaj veren ABD’nin bir üst düzey askeri yetkilisi, Afganistan’ın mineral potansiyelinin “çekici” olduğunu ancak bir sürü “soru işaretini” de içinde bulundurduğunu söylemişti. Gazete, ABD Savunma Bakanlığı’nın Afganistan’ın “Lityumun Suudi Arabistan’ına” dönüşebileceği yorumuna yer veren kayıtlarına ulaşmıştı. 

 

Buna rağmen mineral kaynakları işlenemediği gibi, Afgan halkı da bu kaynaklardan neredeyse hiç kazanç sağlayamadı. 

 

Yabancı güçler 

 

Çin'in bölgede bir oyuncu olmak istediğiyle ilgili pek çok haber var. Taliban ile Batılı güçlere kıyasla daha iyi ilişkileri olduğu anlaşılan Çin, eğer örgüt gücü elinde tutmayı başarırsa bundan yarar sağlayabilir. 

 

Öte yandan Çinli şirketler daha önce bakır ve doğalgaz operasyonları yürütme amacıyla bazı kontratlar imzalamış olsa da, pek bir gelişme olmadı. 

 

İki ülke arasındaki sınırın kısa olduğu da düşünülürse, eldeki fırsatlar Çin’in ilgisini çekecektir. 

 

Çin’in özel ya da devlet tüm kurumları, Afganistan’da başarılı olacağından emin olmak isteyecektir. Güvenlik kaygısı ve yolsuzluk gibi unsurların bu kaynaklardan yeterince çıkarabilmelerine engel olacağını düşünürlerse, herhangi bir vaatte bulunmaktan kaçınacaklardır. 

 

Çin ya da diğer ülkelerden potansiyel yatırımcıların aklındaki soru, Taliban’ın onların ihtiyaç duyduğu koşulları yaratma konusunda daha önceki Afgan yönetimlere göre daha esnek olup olmayacağı. 

 

Afganistan ekonomisinin geleceğini etkileyecek bir başka unsur da, kadınların çalışma hayatına katılımı. 

 

Geçtiğimiz on yılda 15 yaş üstü kadınların işgücüne katılım oranı ciddi bir artış gösterse de, 2019’da yayımlanan verilere göre yüzde 22 olan bu oran, uluslararası standartların halen altında. 

 

Taliban yönetimi altında bu kazanımların kaybedilmesi ihtimali yüksek. Bu da ekonomik görünüme daha çok zarar verir. 

 

Kısa vadede, ekonomik istikrar konusundaki belirsizlik çok baskın. Çok sayıda insanın bankalara koşup paralarını çekmeye çalıştığı bildiriliyor. 

 

Taliban, banka yöneticileri, dövizciler ve dükkan sahiplerinin can ve mal güvenliğini koruyacaklarını söylüyor. Ancak güvenliklerinin soru işareti yaratıyor olması bile şok edici. Yatırımcıların Afganistan ekonomisinin çalışmaya devam edeceğine, müşterilerin de paralarının güvende olduğuna güveniyor olması gerek. Bu da hemen olmayacak. 

 

18 Ağustos 2021

 

https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-58250916

 

 

 

 

 

https://sinifsiztoplumplatformu.blogspot.com

https://cahit-celik.blogspot.com

Merkez Bankası faiz indirebilir mi, indirirse enflasyon düşer mi?

Prof. Dr. Selva Demiralp

Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi

 

 

Geçtiğimiz hafta içinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan para politikasını yakından ilgilendiren iki önemli mesaj verdi.

 

"Ağustos sonrası enflasyon düşecek" 

"Sonraki dönemde faizler de düşeceği için enflasyon tekrar yükselmeyecek" 

 

12 Ağustos'ta gerçekleşecek Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu toplantısı öncesinde bunlar oldukça kritik mesajlar. Çünkü bir taraftan TCMB'yi faiz indirimine çağırırken öte yandan uzun süredir tartıştığımız faiz-enflasyon ilişkisini tekrar gündeme taşıyor. 

 

Ağustos sonrası enflasyon düşer mi? 

 

Temmuz itibarıyla yüzde 19 seviyesine ulaşan enflasyon, eğer önümüzdeki beş aylık dönemde geçtiğimiz iki senenin ortalamalarına paralel bir seyir izlerse seneyi yüzde 17,5 civarında bitirebilir. 

 

Bu oran, Kasım ve Aralık aylarında geçen seneki yüksek seyir tekrar etmezse bir miktar aşağı gelebilir. Ancak TCMB beklenti anketine göre o durumda bile sene sonu enflasyonu yüzde 16,3 seviyesinde bekleniyor. Özetle, Ağustos sonrası dönemde enflasyonun bir miktar düşmesi konusunda genel bir beklenti mevcut. Ancak:

 

Sene sonu enflasyon beklentisi kağıt üzerinde yüzde 14 olan, piyasa beklentisi bunun en az iki puan üzerinde olan bir Merkez Bankası'nın faiz indirimine gitmesi doğru mudur? Faiz indirimine giderse enflasyon düşer mi artar mı?

 

Faiz enflasyon ilişkisi

 

Politika faizi ve enflasyon arasındaki nedensellik ilişkisi üzerine çok yazıp çizdik. Yine de şu noktaların altını tekrar çizmekte fayda var: 

 

Faiz, hem enflasyonu artırıcı hem de azaltıcı iki kanalı harekete geçirir. Nedir bu kanallar? 

 

    – Faiz, üretici açısından borçlanma maliyetidir. Dolayısı ile faiz arttığında borçlanma maliyeti ve bunun getirdiği enflasyonist baskı da artar. 


      – Daha uzun vadede, yüksek faiz kur ve talebi aşağı çekeceği için enflasyon düşer. 

 

Zıt yönde çalışan bu iki kanaldan ikincisi daha büyük bir etkiye sahiptir. Yani yüksek faizin ekonomi üzerindeki net etkisi enflasyonun azalmasıdır. 

 

Bu nedenle faiz artışı sonrası beklentiler de aşağı yönlü revize edildiğinden enflasyonu aşağı çekecek üçüncü bir kanal da devreye girer. Bunları nereden mi biliyoruz? Bu konuda yapılan ampirik çalışmalar bize bunu gösteriyor. 

 

Peki ya, "Akademik çalışmaya ne gerek var, faizi ve enflasyonu aynı anda grafiğe koyalım, eğer faiz artarken enflasyon düşüyorsa o zaman inanırız, ama eğer faiz artarken enflasyon da artıyorsa inanmayız" denirse? 

 

İşte orada durmak gerek. Çünkü değişkenler arasındaki nedensellik ilişkisi çıplak gözle ayırt edilemeyebilir. Hele de iki değişken aynı anda birbirini etkiliyorsa, yani bir taraftan enflasyon yükselince Merkez Bankası faiz artırırken öbür taraftan yüksek faiz kısa vadede enflasyonu artırıcı, uzun vadede azaltıcı bir etki yapıyorsa bu karmaşık ilişkinin altından basit bir grafikle çıkamayız. Biraz daha açmak için enflasyon ve faizin bir arada olduğu grafiğe bir göz atalım:

 

 

Görülen o ki iki değişken aynı anda artıp azalıyor. Ancak bu gördüğümüz ilişki korelasyondur. Yani bir nedensellik göstermek zorunda değildir. Eğer bir nedensellik varsa da onun yönü hakkında bilgi vermeyebilir. Yani faiz yüksek olduğu için mi enflasyon artıyor yoksa enflasyon yüksek olduğu için mi faiz artıyor onu grafiğe bakarak anlayamazsınız. 

 

Bütün bunlar aslında oldukça teknik kavramlar. Ancak bu kavramlar gündemi o kadar meşgul ediyor ki açıklanmaları gerekiyor. Bir başka örnek vererek açıklayalım. Pandemi döneminde vaka sayıları artınca kapanmalar artıyor, kapanmalar artınca vaka sayıları azalıyor. Bu durumda vaka sayılarını ve kapanma dönemlerini eş zamanlı olarak aynı grafiğe koyduğumuzda tıpkı faiz ve enflasyon grafiğinde olduğu gibi pozitif bir korelasyon görürüz. 

 

Çünkü kapanma kararı sonrası vaka sayılarının azalması zaman alır. Eğer bu dinamik ilişki doğru ayrıştırılamazsa kapanma olunca vakalar artıyor gibi ters nedensellik çıkarımları yapılabilir. 

 

İşte nedenselliği çıplak gözle ya da basit mantıkla ayrıştırmanın mümkün olmadığı zamanlarda bilimsel metotlar devreye girer. Faiz ve enflasyon arasında da benzer bir iki taraflı nedensellik var. Faiz artarsa maliyetler artıyor ve enflasyonu tetikliyor. Ancak enflasyon artarsa da Merkez Bankası faiz artırıyor ki kur ve talep baskısı azalsın. Bu durumda net etki nedir? 

 

Aslında biraz dikkatli düşünen okuyucular konunun dışında olsalar da net etkiyi tahmin edebilirler. Çünkü eğer nette Merkez Bankası'nın faiz artırımı enflasyonu düşürmese böyle bir adım atılmaz. Bilakis Merkez Bankası inisiyatifi altında olan faizi daha da düşürür ki enflasyon da düşsün. Ancak mekanizma o şekilde işlemiyor. İşte bu nedenle tüm dünyada enflasyonist baskılar faiz artırmak sureti ile gideriliyor.

 

Faiz indirim çağırısı enflasyonu artırıyor

 

Yüzde 5'lik hedefin neredeyse dört katı bir enflasyonu bağımsız bir Merkez Bankası'nın bile düşürebilmesi kolay değil. Fiyatlama davranışlarının giderek bozulduğu, global enflasyonist baskıların yüksek olduğu, Fed'in sıkılaşma için fırsat kolladığı bir ortamda TCMB'nin bir faiz indirimine gidebilmesi çok zor. Çünkü faiz indirimi enflasyonu düşürmeyip bilakis hem kur kanalı hem de talep ve beklenti kanalı ile enflasyonu daha da artıracaktır. 

 

Son bir noktanın altını çizmek isterim. Cem Çakmaklı ve Gökhan Şahin Güneş ile yaptığımız araştırmanın sonuçlarına göre siyasi kanattan gelen faiz indirim çağırılarının akabinde TL'deki değer kaybı 2013 sonrası dönemde giderek artıyor. Son dönemde, bu tür çağrılar sonrası TL'nin ortalama 30 baz puan değer kaybettiğini gözlemliyoruz. Bu çalışmadan yola çıkarak şunu söyleyebiliriz: TCMB üzerindeki siyasi baskılar ve faiz indirimi çağırıları malesef kuru, piyasa faizlerini ve enflasyonu daha çok artırıyor. Bu durum, işi zaten zor olan TCMB'nin misyonunu daha da ulaşılmaz hale getiriyor. 


9 Ağustos 2021

 

https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-58143875

 

 

 

 

 

https://sinifsiztoplumplatformu.blogspot.com

https://cahit-celik.blogspot.com

Taliban: Afganistan’da yeniden güçlenen örgüt

Ece Göksedef

BBC Türkçe

 

 

1990'ların başından bu yana dışarıdan desteklerle Taliban ismiyle oluşturulan ve Afganistan'da şeriat kanunlarını uygularken muhaliflerine yönelik katliamlar gerçekleştiren, kadınlara dini gerekçelerle acımasızca baskılar uygulayan ve ABD işgalinin başında yenilse de 20 yılın sonunda daha güçlü şekilde ortaya çıkan silahlı grup kimdir? 

 

ABD askerleri, 20 yıldır savaştığı Taliban'la anlaşarak, ilk aşamada belirtilen şartlar da yerine getirilmeden Afganistan’dan çekiliyor. Bu çekilmeyi fırsat olarak gören Taliban da, sınır kapıları dahil olmak üzere birçok bölgeyi hızla ele geçiriyor. 

 

Ele geçirdiği yerlerde hükümete bağlı okulları, hastaneleri ve mahkemeleri de kapatarak kendi acımasız kurallarını uygulamaya koyuyor. 

 

2001’de ABD'nin Afganistan işgali başladığında yönetimden düşen ancak zaman içinde bazı bölgelere geri dönen ve bugün -bağımsız kaynaklar doğrulamasa da- ülkenin yüzde 85’ini kontrol ettiğini iddia eden Taliban’ın oluşumunu ve bugüne nasıl geldiğini inceledik. 

 

Afganistan: İmparatorluklar mezarlığı 

 

Afganistan’da çatışmalar ve işgaller, yıllar içinde 
milyonlarca insanın evlerini terk etmesine yol açtı

 

Bugünlerde ABD işgalini ve çekilmesini konuşsak da Afganistan, on yıllardır birçok ülkenin işgaline maruz kaldı. Ancak hiçbiri güçlü bir merkezi yönetim oluşturmakta başarılı olamadı. 

 

Öyle ki, Afganistan için kullanılan bir ifade var: İmparatorluklar mezarlığı. 

 

Bu ifade ne anlama geliyor? Ülke, Çin, İran ve Orta Asya gibi güçlü devletlerin bulunduğu bir coğrafyanın tam ortasında, göç ve ticaret yollarının ortasında kalmış; çok sayıda farklı aşiret, etnik grup ve farklı dillerin konuşulduğu, farklı kültürlerin oluşturduğu bir yapıya sahip. 

 

Böyle bir coğrafyada, kanunsuz bir devlet yapısında, çoğunlukla birbirine rakip hatta düşman olan her aşiret ya da etnik grup, kimliğini korumak için kendi bölgesinde sağlam yapılar, evler, fiziksel anlamda kale gibi korunan köyler inşa etmiş ya da dağları siper almış durumda. 

 

Bu yapıdaki bir ülkeye girip merkezi yönetim oluşturmak da kolay olmamış. 

 

1979’da başlayan Sovyet Rusya işgali de güçlü bir merkezi yönetim kurmaya yetmedi. Üstelik bu kez, ülkenin bu durumundan faydalanan bir de grup ortaya çıktı: Taliban. 

 

Ancak Taliban'ın temelleri Sovyet işgalinin çok öncesinde yatıyor. 

 

Pakistan’ın ayrılıkçı Peştu hareketlere karşı desteklediği İslamcı gruplar

 

Eğitim kampında mücahitler 

 

Afganistan'ın yüzde 84’ü Sünni Müslümanlardan oluşuyor. Ülkenin karışık etnik yapısında en kalabalık nüfusu, yüzde 38’le Peştular oluşturuyor. Çoğu da ülkenin güneyi ve doğusunda bulunuyor. Yaklaşık aynı sayıda, yani 15 milyon civarında Peştu da ülkenin güneydeki komşusu olan Pakistan’ın kuzeyinde yaşıyor. 

 

Bölgedeki İngiliz yönetimi 1947’de sona erip Pakistan bağımsız bir ülke olduğunda, ülkedeki Peştular Afganistan'daki Peştularla birleşerek “Peştunistan” isimli bağımsız bir ülke kurma taleplerini gündeme getirdi. 

 

Pakistan’la bölgedeki Peştular arasında gerilim sürerken 1971’de Bangladeş, yıllar önce İslami bir birliktelik altında kurulmuş olan Pakistan’dan ayrılarak bağımsız bir ülke oldu. Bu ayrılık, Pakistan yönetimi için etnik farklılıkların dinin birleştiriciliğinden üstün geldiğinin göstergesi oldu. Ve Afganistan’daki Peştuların etnik kimlik savunuculuğu, Pakistan için daha ciddi bir güvenlik tehdidi olmaya başladı. 

 

Böyle bir ortamda Pakistan, Afganistan’da Peştular arasında İslami bir hareketin yayılması için destek vermeye başladı. Böylece etnik milliyetçi duyguların bastırılması hedeflendi. 

 

Pakistan’ın istihbarat servisi Servislerarası İstihbarat (Inter-Services Intelligence - ISI), bu amaç doğrultusunda bölgeden getirdiği birçok ‘mücahit’e kendi topraklarında, sınır bölgelerinde dini ve askeri eğitim verdi. Bu öğrenciler, yıllar sonra Taliban’ın temelini oluşturacaktı. Taliban, Peştuca “talebeler” anlamına geliyor. 

 

Pakistan, eğitimler sırasında öne çıkan, başarılı ve cesur gördüğü öğrencileri de ABD’nin bölgedeki yetkililerine tanıttı.

 

Mücahitler, işgalci güçlerden ele geçirilen tankların üzerinde

 

Sovyet işgaline karşı desteklenen gruplar

 

1978’de sol görüşlü ve Sovyet destekli askerler darbeyle iktidara geldiğinde, bu İslamcı muhalefet, Pakistan ve ABD'nin desteğiyle ülkeye girerek silahlı bir isyan başlattı. 

 

Aralık 1979’da Sovyet lider Leonid Brejnev, doğrudan bir müdahaleyle Kızıl Ordu’yu Afganistan’a gönderdi. 

 

Sovyet işgali, Pakistan’dan gelerek silahlı isyan başlatan ‘mücahitler’e halk desteğini artırarak daha fazla büyümelerine yol açtı. Büyümelerinin tek sebebi bu değildi; ABD ve Suudi Arabistan’dan gelen yüklü miktardaki maddi yardımlar da, halihazırda Pakistan’da oluşturulup bekleyen hareketin güçlenmesine yol açtı.

 

Sovyet askerleri Afganistan'da


Bu arada, Pakistanlı araştırmacı gazeteci Ahmed Rashid’e göre, 1971’de 900 olan Pakistan’daki medrese sayısı 1988’de 8 binin üzerine çıkmıştı. Sınırlarda kayıt dışı 25 bin okul daha vardı. 

 

Afganistan üzerine çalışan ve bu konuda birçok kitabı da bulunan Amerikalı akademisyen Barnett Rubin’in araştırmalarına göre; 1980’de ABD, Sovyetlere karşı savaşan bu mücahitlere 30 milyon dolarlık yardım gönderdi. Sovyet ordusunun istikrarı sağlayamamasında başarılı oldukları görüldüğünde, mücahitlere ABD’den giden yardım sadece 1985’te 250 milyon dolara ulaşmıştı. Suudi Arabistan da her yıl aynı miktarlarda yardım gönderiyordu. 1980’lerin ikinci yarısında sadece ABD’den giden yardım yıllık 630 milyon dolara ulaşmıştı. Bu miktara Suudi Arabistan, İsrail ve Çin’den gelen yardımlar dahil değil…

 

1985’te ABD Başkanı Ronald Reagan, mücahitlere Stinger uçaksavar füzesi verilmesine karar verdi. Stingerlar ve diğer silahların dağıtımından ise Pakistan sorumluydu. Karaçi ya da İslamabad havalimanlarına getirilen silahlar, ISI aracılığıyla Afganistan sınırındaki radikal İslamcı muhalif gruplara dağıtıldı. 

 

1989’da Sovyetler çekildikten sonra ABD’nin mücahitlere yardımı yeniden yıllık 250 milyon dolara indi. Bir süre sonra da tamamen kesildi.

 

Mücahitler, Sovyet ordusundan geriye kalanlarla - 1988
 

Ancak artık ellerinde güçlü ağır silahlar olan bir grup, zaman içinde katliamlar düzenleyen, çocukları ve gençleri zorla silah altına alan, Afgan halkının günlük hayatına kısıtlamalar getiren, kadınların birçok hakkını elinden alan ve kurallara uymayanları vahşi bir şekilde cezalandıran bir güce dönüştü.

 

İşgal sonrası Taliban’ın yönetime gelişi 

 

Sovyet işgalinin ardından komünist yönetim 1992’ye kadar iktidarda kalabildi. 

 

Ardından dış güçlerce desteklenen ve yeterince silahla donatılan ‘mücahit gruplar’ alan kavgasına başladı. Bu esnada insan kaçırmalar, cinayetler, hırsızlık, tecavüz ve sokak çatışmaları, Afgan sivillerin günlük hayatının parçası haline geldi. 

 

Hem mücahit grupların hem aşiretlerin mücadelesi sebebiyle 1992-1996 arasında iyice artan kargaşa ortamında Taliban, istikrarı yeniden sağlayacağı sözüyle gittikçe daha fazla aşiret tarafından desteklendi. 

 

Taliban’ın 1990’ların başında, muhtemelen 1993’te Peştuların Ghilzai ve onların da Hotak aşiretinden gelen, Sovyetlere karşı savaşırken yaralanmış da olan Molla Muhammed Ömer tarafından kurulduğu tahmin ediliyor. 

 

Bu esnada Molla Ömer’in, iki aşiret arası mücadelede kaçırılan iki masum genç kadını kurtarıp aşiretlerine teslim ettiğine yönelik efsaneler Afganistan’da yayılmaya başladı.

 

Moskova, Sovyetlerin müdahalesi sırasında dünyayla 

Afganistan'daki günlük hayattan fotoğraflar da paylaştı – 1981

 

Yönetimini ele geçirdiği ilk büyük şehir, son yıllarda suç merkezi haline dönüşmüş olan ve Peştuların çoğunlukta olduğu Kandahar oldu. 1994’te iki gün içinde tamamını ele geçirdiği Kandahar’da suç oranlarının düştüğü söylentileri hızla yayıldı. Burada ordudan ve Sovyetlerden kalan birçok ağır silahı da ele geçiren Taliban, Pakistan’la sınır kapısının kontrolünü de aldı. Birkaç ay içinde İran sınırındaki Herat’a girdiler. 1995’te Afganistan’ın 30 bölgesinden dokuzu, Taliban kontrolüne girmişti. 

 

Eylül 1996’da Başkent Kabil’e giren Taliban, Peştu karşıtı olarak gördüğü ve yozlaşmanın sebebi olarak ilan ettiği Tacik kökenli devlet başkanı Burhanettin Rabbani’yi görevden aldığını ve yönetimi ele geçirdiğini duyurdu. 

 

Ancak yayılan bu efsanelerin sert uygulamalarla sağlanan “istikrarın” arkasındaki gerçekle Afgan halkı, zaman içinde karşılaştı.

 

Taliban’ın uygulamaları ve halk desteği 

 

Taliban, medreselerdeki Suudi-Vahabi öğretisiyle şekillenen şeriat kuralları ve daha fazla toprak sahibi olmayı önceleyen İslamiyet öncesi Peştu hukukunun iç içe geçtiği bir düzeni benimsemişti. 

 

“Adaleti sağladığı ve zalim ağaların korkusu olduğu”na dair söylentiler yayılırken 1997’de, şehirdeki silahlı gruplar Mezar-ı Şerif’ten Taliban'ı çıkarmayı başardı. Taliban yaklaşık bir buçuk yıl sonra şehre yeniden girdiğinde, aralarında sivillerin de olduğu binlerce kişiyi öldürerek bilinen ilk katliamını gerçekleştirdi. 

 

Bunlara rağmen her yeni şehri ele geçirdiğinde Taliban’ın savaşçıları ve gücü arttı. Yerel düzeyde birbiriyle savaşan aşiretler ya da gruplar arasından güçlü olana destek verip karşılığında yeni üyeler edindi. Bazı gençleri ve çocukları da zorla silah altına aldı. 

 

“Burada akşam 8’e, bazen 9’a kadar dükkânımı açık tutabiliyorum. Taliban’ın olmadığı yerlerde hava karardıktan sonra güvenli olmaz, dükkânınızı açık tutamazsınız.”

 

O dönem uluslararası basının girdiği Afganistan’da, Herat’taki bir bakkal sahibi böyle söylüyordu. 

 

Ancak akşam 9’a kadar açık olan o dükkâna sadece belli bir uzunlukta sakalı olan erkekler ya da yanında erkek bir refakatçisi olan burkalı kadınlar gidebiliyordu.

 

Taliban, ele geçirdiği bazı yerlerde aşiretlerden destek görürken 
bazı yerlerde halk, baskılara dayanamayarak çevre ülkelere göç etti

 

İlk başlarda sokaklarda çatışmaların olmadığı ve ticaretin yeniden başlayabildiği ortamda bu işleyiş, çoğunluğu Müslüman olan bir toplumda bir miktar karşılık bulmuşa benziyor. 

 

Ancak Taliban sert uygulamalarını artırdıkça durum değişti. 

 

10 yaşından büyük kızların ve kadınların eğitim hakkının olmadığı, vücutlarının hiçbir yeri görünmeyecek şekilde burka giymek zorunda oldukları Taliban kontrolündeki bölgelerde, “meşru sayılmayan” bir erkekle konuştuğu anlaşılan kadınlar taşlama, kırbaç gibi cezalara çarptırılıyordu. Sakalı “yeterince uzun olmayan” erkekler de hapse atılıyor, hırsızların elleri kesiliyordu. Müzik dinlemek, televizyon izlemek yasaklandı. Farklı fikirdeki insanlar ve farklı dini azınlıklara yönelik cezalar da baş keserek öldürmeye kadar katılaştı. Sünni Müslümanlara ait olmayan ibadet yerleri yerle bir edildi. 

 

Asya Vakfı isimli ABD merkezli vakfın 2009’da yaptığı araştırmada, çoğunluğu Peştular ve kırsal kesimde yaşayan Afganlar olmak üzere halkın yarısına yakını, Taliban’a sempati duyuyordu. O dönem halk, ABD askerlerinin sivil kayıplara da yol açan operasyonlarına da tepkiliydi. 

 

Aynı vakfın Birleşmiş Milletler’in de desteğiyle 2019’da yaptığı araştırmaya göre ise Taliban’a duyulan sempati yüzde 13,4’e inmişti.

 

ABD işgali sonrası Taliban: Düşüş ve güçlenerek geri dönüş 

 

2001’de İkiz Kuleleri ve Pentagon’u hedef alan saldırılardan El Kaide’yi sorumlu tutan ABD’deki George Bush yönetimi, Taliban’dan El Kaide liderlerini istedi. Taliban ise suçlulukları kanıtlanırsa cezalarını İslami şekilde vereceklerini açıklayınca, ABD’nin Afganistan müdahalesi başladı. 

 

O sırada Taliban, ülkenin yüzde 90’ını kontrol ediyordu. 2001’in sonunda ise Kabil’i ve birçok yerde yönetimi bırakıp çoğunlukla Pakistan’a kaçtılar. Yıllardır örgütün yönetildiği yerlerden biri olan Kandahar sınırındaki Quetta’da yeniden bir araya geldiler.

 

ABD askeri ilk olarak 2001’in sonunda Afganistan’a indi 

 

Afganistan’da ABD ve NATO öncülüğündeki birliklerin desteğiyle yeni bir hükümet kurulsa da, hava operasyonları, sivil kayıplara yol açan ev baskınları ve yerel aşiretler arasında yeniden başlayan mücadele, halkın Taliban’a olan sempatisinin bazı bölgelerde artmasına yol açtı. 

 

Bir süre sonra Taliban geri dönecek ve yabancı askerlere karşı saldırılara başlayacaktı. 

 

Öyle ki 2012’de Başkent Kabil’de ve NATO’nun güçlü üslerinde çok geniş çaplı saldırılar düzenleyecek güce erişti.

 

Afgan ordusunda kadın askerler de eğitim alıyor


2014’te ABD ve NATO artık Afgan ordusunun eğitileceğini ve kendilerinin doğrudan savaşa katılmayacağını duyurduktan sonra Taliban, en kanlı saldırılarını düzenlemeye başladı. Bu saldırıların ardından kırsalda bazı bölgelerin kontrolünü de yeniden eline aldı. 

 

“İşgalci güç” olarak tanımladığı ABD ile çeşitli dönemlerde masaya oturan Taliban, nihayet Şubat 2020’de ABD’nin çekilmesi karşılığında bazı şartları yerine getireceğine dair taahhütler verdi. 

 

Bu aşamada Afgan hükümetiyle oturduğu müzakere masasını “ABD’nin kukla hükümeti olduğu” gerekçesiyle hiçbir zaman sonlandırmadı. 

 

ABD’nin 20 yılın sonunda hedeflerine ulaşamadan ve hangi şart altında olursa olsun ayrılacağının farkında olan Taliban, Afganistan’ın yönetimini yeniden ele geçirmeye ve uluslararası alanda da tanınmaya çalışıyor. Bu sebeple Rusya, Çin, Orta Asya ülkeleri, Arap ülkeleri, Katar, Pakistan ve Türkiye gibi devletlerle temasını sürdürüyor. 

 

Bu aşamada eski katı uygulamalarının bazılarını da yumuşattığını savunuyor. Örneğin kız çocuklarının kadın öğretmenlerden ders alabildiği bazı okullara izin verdiğini iddia ediyor. 

 

ABD müdahalesi sonrası şehirlerde eğitim görerek doktor olan kadınların kadın hastanelerinde çalışmasına ve dönem dönem kırsal kesime giderek kadınları tedavi etmesine izin verdiğini, ülkeye giren gazetecilere anlatıyor. 

 

Bunların ne kadarı gerçek, ne kadarı görüntü verme çabası, Taliban’ın ele geçirdiği yerlerden kaçan binlerce Afgan mülteciye bakarak anlaşılabilir.

 

Taliban’ı kim yönetiyor, gelirleri nereden geliyor? 

 

Taliban’ın yönetici kadrosunun çoğu Sovyet müdahalesi zamanı Kızıl Ordu’yla savaşan mücahitlerden oluşuyor. 

 

Kurucu lider, ABD işgali öncesi Afganistan’ı da yönetmiş olan Molla Muhammed Ömer. 

 

Ömer’in 2013 yılında hayatını kaybettiği, 2015’te Taliban tarafından açıklandı. Ağustos 2015’te örgütün başına Molla Ömer’in sağ kolu Molla Muhammed Mansur getirildi. 

 

Molla Mansur’un 2016’da Pakistan’da ABD’nin düzenlediği bir hava saldırısında hayatını kaybetmesi sonrası Mevlevi Haybatullah Akhunzade geldi. Akhunzade’nin siyasi, dini ve askeri kararlarda son sözü söyleyecek mutlak otoritesi var.

 

2001 sonrası Taliban karşıtı bazı mücahit gruplar, 

ABD ile anlaşarak silahlarını teslim etti

 

Liderin hemen altındaki Rahbari Şurası ise 26 üyeden oluşuyor. Bu şura da tüm askeri ve siyasi kararların verildiği ana merci. 

 

Şura’da Akhunzade’nin üç yardımcısı var: Kurucu liderlerden Molla Ömer’in oğlu Molla Muhammed Yakup, Taliban’ın kurucularından Molla Abdulgani Baradar ve El Kaide’yle de çok yakın bağları bulunan Hakkani Ağı’nın başındaki Siraceddin Hakkani. 

 

Molla Abdul Hakim de, Taliban’ın “adalet yapısının” yani yargının başındaki isim, bu sebeple kendisine “başsavcı” da deniliyor. 

 

Şura’nın içinde 17 komisyon bulunuyor. Bunlar eğitim, sağlık, askeri konular, istihbarat, iç siyaset, ekonomi gibi konulardan sorumlu “bakanlıklar” olarak görev yapıyor. 

 

Yönetim biriminin dışında bölgesel yapılanmalar var. Burada da uzlaşılan aşiretlerin liderleri, 1980’lerde ülkeden mülteci olarak kaçan ancak daha sonra Taliban çatısı altında savaşmak için ülkeye dönen savaşçılar var. 

 

Birleşmiş Milletler raporlarında yerel düzeyde en tehlikeli ve “tahmin edilemeyen” grup olarak görünen en alt düzeyde ise, Taliban’ın gelirlerini büyük oranda sağlayan haşhaş tohumlarının ekilmesinden, afyon üretiminden ve bu tarlalarla ticaret yollarının güvenliğinden sorumlu eğitimsiz, çoğu okuma yazma bilmeyen silahlı gençler var. 

 

Ülkede, dünya afyon üretiminin yüzde 90’dan fazlasının yapıldığı tahmin ediliyor. Afganistan’da, Birleşmiş Milletler’in 2018 raporunda da, Taliban’ın bir yılda bu illegal uyuşturucu trafiğinden 400 milyon dolar kazandığı tahmini yer alıyor. Aynı zamanda yönetimi ele aldığı yerlerde zorla topladığı ‘vergi’ gelirleri, yer altı kaynaklarının çıkarılıp satılması ve uluslararası yardımlardan da gelir elde ediyor.

 

ABD işgali sırasında Taliban, bazı bölgelerde Sovyet işgalinin sona erişinin 
yıldönümünde kutlama yaparak güç gösterisine devam etti – 2003


El Kaide’yle bağlara gelirsek; örgütün ilk lideri Molla Muhammed Ömer'in El Kaide sempatisi, sadece ideolojik bir yakınlıktan kaynaklanmıyordu. 1996’da Usame bin Ladin’in Afganistan’a sığınması, beraberinde El Kaide’den birçok silah, mühimmat ve para yardımı gelmesini sağladı. Taliban bu sebeple uluslararası tanınırlık için çabalarken bile El Kaide üyeleri için güvenli bir liman olmaya devam etti. 2020’deki bir Birleşmiş Milletler (BM) raporuna göre, El Kaide hâlâ Taliban’a kaynak ve eğitim sağlamaya devam ediyordu. 

 

Taliban’ın uluslararası işbirlikleri ve 20 yılın sonunda tanınma arayışı

 

Afganistan’ı yönettiği dönemde Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’yle yakın teması olan Taliban, 2013’te Katar’ın başkenti Doha’da bir ofis açtı. 

 

Bugün ülkenin bazı önemli şehirlerini kontrol eden ve NATO’nun tahminlerine göre 85 binden fazla savaşçısı olan grup, 2015’te Rusya ve Çin’le temasa başladı. 

 

Çin’le, ülkenin doğu sınırında bulunan El Kaide üyelerinin burada barınmasına izin vermeme ve Çin’e buradan saldırı düzenlenmemesi konusunda anlaşmaya vardı. Çin, Sincan Özerk Bölgesi'ndeki Uygurları sınırda El Kaide’yle işbirliği yapmakla suçluyor.

 

Bunun karşılığında Pekin yönetimi, Afgan hükümetiyle bazı altyapı yatırımları ve maden ocaklarında çalışmak üzere anlaşmalar yaptı. Anlaşma yapılan yerlerin bir kısmında Taliban kontrolü var. 

 

Rusya da, her ne kadar Sovyetlere karşı savaşan “mücahitler”den oluşmuş olsa da, yıllar sonra güçlenen Taliban’la 2017’de doğrudan temas kurarak yeni dönemde bölgede söz sahibi olma şansını kaybetmemeye çalıştı. Temaslar sonrası, bazı Taliban yöneticilerini yaptırım listesinden çıkardı. Örgüt, Rusya arabuluculuğunda Orta Asya ülkeleriyle de temas kurdu. 

 

BM'nin Taliban’a ve birçok yöneticisiyle üyesine karşı alınmış yaptırım kararları bulunuyor. 

 

Taliban, Suudi Arabistan’la bazı gerilimler yaşadığı 2015’ten bu yana İran’la da temas halinde ve Afganistan’da güçlenen IŞİD’in ülkeye bir tehdit oluşturmaması zemininde görüşmeler yürütüyor.

 

Katar’da Taliban'la görüşmelere katılan heyette 
ABD, Rusya, Çin ve Pakistan’dan yetkililer vardı

 

Doha’daki ofis üzerinden Taliban’ın birçok Avrupa ülkesiyle de dolaylı teması var: Almanya, Fransa, Norveç ve Türkiye de bunların arasında. 

 

Afganistan’da NATO kapsamında sınırlı bir askeri birlik bulunduran Türkiye, Taliban’a karşı doğrudan savaşa hiç katılmadı. Bazı Taliban yöneticilerinin zaman zaman Türkiye’ye gittiğine yönelik iddialar da Batı basınında yer aldı. 

 

Bugün Kabil’deki Hamid Karzai Uluslararası Havalimanı’nın güvenliğini sağlama planları yapan Türkiye, Taliban’la temas halinde. 

 

Hindistan da kısa bir süre önce, yeni dönemde Afganistan’da gücü eline alan Taliban’la temas kurulduğunu açıkladı. 

 

Son olarak Taliban’ın ilerleyişi karşısında, Afganistan’daki güçlerini ABD ile birlikte geri çeken İngiltere’den de dikkat çeken bir açıklama geldi. İngiliz Genelkurmay Başkanı Sir Nick Carter, Taliban’ın bugün 2001’dekine göre “daha açık fikirli olduğunu” söyledi. 

 

14 Temmuz’da Daily Telegraph’a bir röportaj veren Savunma Bakanı Ben Wallace da, Taliban’ın hükümete girmesi ihtimali sorulduğunda “Hükümette kim olursa olsun, belirli uluslararası normları karşılıyorsa, İngiltere o hükümetle çalışacaktır” diyerek Taliban’ın tanınması yönünde bir mesaj vermiş oldu. 

 

21 Temmuz 2021 

 

https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-57913781

 

 

 

 

https://sinifsiztoplumplatformu.blogspot.com
https://cahit-celik.blogspot.com