Sayfalar

Soçi Mutabakatı

Cevabı merak edilen 7 soru

Ece Göksedef / BBC Türkçe


Türkiye, son bir hafta içinde Suriye'de etkili iki küresel güçle, ABD ve Rusya ile iki mutabakat metnine imza attı. Rusya ile varılan anlaşmada, Suriye ordusunun sınırın hangi bölgelerine gireceği, YPG'nin 30 kilometre güneye çekildikten sonra ayrı bir silahlı güç olarak varlığını sürdürüp sürdürmeyeceği, Türk-Rus ortak devriyesinin ne kadar süreceğiyle ilgili sorular yanıtsız. 

Suriye savaşının başında Devlet Başkanı Beşar Esad'a karşı silahlı muhalifleri destekleyen Türkiye'nin önceliği, YPG'nin ortaya çıkışı ve ülkenin dörtte birini kontrol altına almasıyla birlikte değişti. 

ABD ile 17 Ekim'de ve Rusya'yla 22 Ekim'de imzalanan mutabakatlarla da, YPG'nin Türkiye sınırından çekilmesi öncelikli amaç oldu. 

ABD ile varılan mutabakatla, Barış Pınarı Harekâtı'nın yürütüldüğü Ras'ul Ayn-Tel Abyad arasındaki 120 kilometrelik bölgeden YPG'lilerin en az 32 kilometre güneye çekilmesi ve ardından Türkiye'nin kontrolünde olacak bir güvenli bölgenin oluşturulması kararlaştırıldı. 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Rusya'nın Soçi kentinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'le yaptığı 6 buçuk saatlik görüşmede de, sınırın geri kalanı ele alındı. 

Buradan 10 maddelik bir mutabakat metni çıktı. 


Buna göre ABD ile varılan anlaşmadaki 120 kilometrelik güvenli bölgedeki durumun korunmasına, ancak sınırın geri kalanındaki bölgelerde 30 kilometre derinliğe kadar Suriye ve Rusya askerlerinin girerek YPG'nin çekilmesini sağlamasına karar verildi. 

150 saat sürecek olan bu görev, 29 Ekim'de, Türkiye saati ile 18.00'da doluyor. 

Ardından Rusya ile Türkiye ordularının, sınırın 10 kilometre güneyine kadar inecek olan ortak devriyesi başlayacak. 

Ancak metinde değinilmeyen bazı noktalar ve cevabı verilmeyen sorular da var. 

7 başlıkta inceledik: 

Mutabakat, İdlib ve Afrin dâhil tüm sınırı mı kapsıyor? 


Mutabakat muhtırasında bu konuyla ilgili iki ifade yer alıyor. Birincisi, 3. Maddede yer alan "Bu çerçevede, Tel Abyad ve Ras Al Ayn'ı içine alan 32 km derinliğindeki mevcut Barış Pınarı Harekatı alanındaki yerleşik statüko muhafaza edilecektir" ifadesi. 

Diğeri ise 5. maddede yer alan ifade: 

"Rus askeri polisi ve Suriye sınır muhafızları, Barış Pınarı Harekat alanının dışında kalan Türkiye-Suriye sınırının Suriye tarafına, YPG unsurları ve silahlarının Türkiye-Suriye sınırından itibaren 30 km'nin dışına çıkarılmasını temin etmek üzere girecektir." 

Bu ifadelere göre, Barış Pınarı Harekât alanı olan Rasulayn ve Tel Abyad arasındaki 120 kilometrelik sınırın dışında kalan tüm sınır boyunca 30 kilometrelik derinliğe kadar Rusya ve Suriye güvenlik güçlerinin gireceği anlaşılıyor.


Ancak Ankara'ya göre, "bu mutabakatın daha çok ABD'nin bölgeden çıkmasıyla oluşan boşluğun nasıl yönetileceği ile alakalı." 

ABD'nin çekilmeden önce askerinin bulunmadığı, Fırat Nehri'nin batısındaki İdlib, Afrin, Azez ve Cerablus bölgeleriyle ilgili bir atıf ise yok. 

Daha önce ABD ile varılan mutabakat kapsam dışı bırakılsa da, Eylül 2018'de Soçi'de varılan İdlib mutabakatına ya da Türkiye'nin daha önce askeri operasyon yürüttüğü Afrin ve Fırat Kalkanı bölgelerinin kapsam dışı bırakıldığına dair bir ifade mutabakat metninde yer almıyor. 

Ancak Ankara için, metinde yer alan "YPG unsurları ve silahlarının Türkiye-Suriye sınırından itibaren 30 km'nin dışına çıkarılmasını temin etmek üzere" girilecek olması şartı önemli. Kapsam dışı bırakıldığına dair bir ifadenin bulunmadığı bu alanlarda, Tel Rıfat ve Menbic dışında YPG'li yok.

Tel Rıfat ve Menbic için de ayrıca bir madde yer alıyor, buralardan YPG'nin tamamen çekileceği belirtiliyor. 

Mutabakattan önce Suriye ve Rusya'dan yapılan açıklamalarda, "Suriye sınırının güvenliğinin ancak Suriye ordusu tarafından sağlanabileceği" belirtiliyordu. 

Fırat'ın batısında kalan sınır bölgelerinde mutabakatın uygulanıp uygulanmayacağı, Suriye ordusu ve Rusya ordusunun buralara girip girmeyeceği, Türk-Rus ortak devriyesinin buralarda da yapılıp yapılmayacağı, sahadaki gelişmelere bağlı olarak izlenebilecek. 

Erdoğan'la yaptığı görüşmenin ve mutabakatın duyurulmasının ardından Putin, Esad'ı telefonla arayarak bilgi verdi.

Kremlin'den yapılan açıklamaya göre Putin, Esad'a "Türkiye ile varılan her anlaşma, tüm terör gruplarıyla mücadeleye odaklanıyor" dedi. 

Esad da ülkesindeki "tüm terör gruplarıyla mücadeleye devam edeceğini, Suriye topraklarındaki herhangi bir işgali sonlandırmak için çalışacağını" söyledi. Suriye-Türkiye sınırına ordusunu sevk etmeye hazır olduğu bilgisini Putin'e verdi. 

Mutabakatın 2. maddesinde Rusya ve Türkiye için, "Terörizmin tüm şekil ve tezahürleriyle mücadele etme ve Suriye topraklarındaki ayrılıkçı gündemleri boşa çıkarma yönündeki kararlılıklarını vurgularlar" ifadesi yer alıyor. 

Şam ve Moskova, İdlib'deki Nusra ve diğer silahlı grupları "terörist" olarak gördüğünü ifade ediyor. 

Şam, Afrin ve Fırat Kalkanı Bölgesi'ndeki Türkiye destekli muhalifleri de "terörist" olarak kabul ediyor. 

Sınırdan çekildikten sonra YPG'lilere ve silahlarına ne olacak? 


Bu sorunun yanıtı da mutabakat metninde yer almıyor. 

Varılan uzlaşmaya göre YPG'liler, silahlarıyla birlikte sınırın 30 kilometre güneyine çekilecek. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rus mevkidaşı Putin'le düzenlediği ortak basın açıklamasında YPG'nin geride bıraktığı tahkimat ve mevzilerin imha edileceğini de söyledi. 

Ankara'da yapılan değerlendirmeler, Rusya'nın, silahlarıyla birlikte güneye çekilecek olan YPG'lilerin "eğitimli ve silahlı bir güç olarak" gözden çıkarılamayacağı yönünde. 

YPG'nin ayrı bir silahlı güç olarak muhafaza edilmesi yerine Esad'ın kontrolüne alınması için Suriye ordusuna katılabileceği, Rusya'nın 2016 sonunda kurduğu ve finanse ettiği 5. Kolordu'ya entegre edilebileceği öngörülüyor. 

Şam, Rusya'nın aracılığıyla YPG ile 13 Ekim'de yaptığı anlaşma kapsamında Türkiye sınırına gelmişti. Ardından Lavrentyev, Suriye ordusu ile Türkiye askerleri arasında herhangi bir çatışma çıkmasını engellemek için Rusya'nın devriye yapacağını duyurmuştu. 

Basın açıklaması sırasında Putin de, "Suriye yönetimi ile ülkenin kuzey doğusunda yaşayan Kürtlerin kapsamlı bir diyalog başlatması çok önemli" dedi. 

Şam ile YPG'nin teması, yine Rusya aracılığıyla devam ediyor.

ABD, askerlerinin büyük bir kısmını Irak sınırı üzerinden kuzey doğu Suriye'den çekse de, güneyde, özellikle Deyrezzor'da ve bazı petrol kuyularının olduğu bölgelerde kalmaya devam ediyor. Burada YPG ile ABD'nin işbirliği devam ediyor. 

YPG'lilerin ABD askerinin bulunduğu bölgelere gidişine izin verilip verilmeyeceği de bilinmiyor.

Türkiye'nin hedeflediği 444 kilometrelik güvenlik bölge oluşturulacak mı? 


Mutabakat metninde "güvenli bölge" ifadesi geçmiyor. 

ABD ile varılan mutabakatta, TSK'nın kontrolünde olacak "güvenli bölge" oluşturulacağı belirtiliyordu. 

Ancak Rusya ile imzalanan metinde, herhangi bir bölge belirtilmeden "Mültecilerin güvenli ve gönüllü şekilde geri dönüşlerini kolaylaştırmak maksadıyla ortak çalışma yapılacaktır." cümlesi yer alıyor. 

Türkiye'nin 444 kilometre yeni bir yapılaşma ve yerleşim yerleri oluşturmayı hedeflediği güvenli bölge, şimdilik sadece 120 kilometrelik alanda uygulanacak. 

Rusya ile varılan mutabakata göre YPG buralardan çekilecek ve iki ordu ortak devriye yapacak ama güvenli bölge inşasına dair bir detay ya da net bir ifade, mutabakatta yer almıyor. 

Rusya ile ortak devriye ne kadar süreyle yapılacak? 


YPG'nin çekilmesinin sağlanacağı 150 saatlik süre, 29 Ekim Salı günü, Türkiye saati ile 18:00'de doluyor. 

Ardından "Mevcut Barış Pınarı Harekat alanı sınırlarının batısı ve doğusunda 10 km derinlikte Kamışlı şehri hariç Türk-Rus ortak devriyeleri başlayacak." 

Türk yetkililer, bu devriyeler için herhangi bir süre kısıtlaması olmadığını, ucunun açık olduğunu belirtiyor.

Suriye askerleri 150 saatin sonunda sınırda kalacak mı? 


Suriye ordusunun Rus askerleriyle birlikte Çarşamba günü 12:00 itibariyle gireceği sınır bölgelerinden YPG'nin çekilmesinin ardından buralarda kalıp kalmayacağına dair bir bilgi de mutabakat metninde yer almıyor. 

Ankara'ya göre, Suriye ordusu, bu bölgelerde kalacak. 

Halihazırda Fırat'ın doğusunda, Barış Pınarı Harekâtı'nın dışında kalan bölgelerin önemli bir kısmında Suriye ordusu zaten aktif. ABD askerlerinin çekilmesiyle birlikte 14 Ekim'den itibaren bu bölgelere Suriye ordusu girmişti. 

Suriye ordusu şimdi bulunduğu yerlerden de, mutabakat uyarınca 23 Ekim ve sonrasında gireceği bölgelerden de, 150 saatlik sürenin dolması sonrasında çekilmeyecek. 

Fırat'ın batısıyla ilgili belirsizlik ise sürüyor.

Ankara'nın, Türkiye destekli Suriyeli muhaliflerin olduğu bölgelerde Suriye ordusunun yeni bir çatışmaya yol açacak faaliyetlerini yakından takip edeceği belirtiliyor. 

30 Ekim'de Cenevre'de Anayasa Komitesi'nin toplantısına kadar ve görüşmeler sırasında da Suriyeli muhaliflerin Fırat'ın batısındaki durumunu koruması hedefleniyor.

Adana Mutabakatı nasıl uygulanacak? 


Mutabakatta, Rus lider Putin'in Ocak ayından bu yana gündeme getirdiği, Ankara ve Şam arasında teması zorunlu kılan Adana Mutabakatı da yer alıyor: 

"Her iki taraf Adana Anlaşması'nın önemini teyit eder. Rusya Federasyonu mevcut koşullarda Adana Anlaşması'nın uygulanmasını kolaylaştıracaktır." 

Bu ifade, tek bir maddede değinilen Adana Mutabakatı'nın uygulanması için Rusya aracılığıyla iki başkent arasında temasın başlayacağı şeklinde yorumlanıyor. 

Ancak buna dair net bir ifade yok, herhangi bir zaman ya da koşul da mutabakat muhtırasında belirtilmiyor. 

Rusya lideri Putin'in Suriye Özel Temsilcisi Lavrentyev, Barış Pınarı Harekâtı başladıktan sonra yaptığı bir açıklamada "Türkiye ile Suriye'nin, Rusya aracılığıyla temas halinde olduğunu" söylemişti. 

BBC Türkçe'ye konuşan Beşar Esad'ın danışmanı Buseyna Şaban da, iki ülke yetkililerin görüşüp görüşmediği dair soruyu "Türk hükümeti ile bir bağlantı yok. Siyasette her şey mümkün. Şimdi bir bağlantı yok ama ileride ne olabileceğine dair bir fikrim yok. Ama Türk işgalciler çekilmeli ve kendi topraklarına dönmeliler" diye yanıtlamıştı. 

Adana Mutabakatı, "Suriye yönetiminin PKK ve uzantılarının kendi topraklarını kullanarak Türkiye'ye tehdit oluşturmasını önlemeyi" amaçlıyor ancak 2011'den bu yana fiilen uygulanamıyor. Putin'in Ocak ayında bu protokolü gündeme getirmesinin amacının Türkiye ile Suriye arasında diyaloğun başlatılması olduğu belirtiliyor. 

Aynı mutabakat, tarafların bu taahhütlerin yerine getirilmesini sağlamak ve gözlemek için bazı mekanizmalar kurmasını da sağlıyor. Suriye ve Türkiye'nin üst düzey güvenlik yetkilileri arasında doğrudan telefon hattı kurulması, diplomatik temsilciliklerde güvenlik işleri için özel temsilcilerin atanması bunlardan sadece birkaçını oluşturuyor. 

Kamışlı neden ortak devriye yapılacak yerlerin dışında bırakıldı? 


Mutabakat metninde, YPG'nin 30 kilometre güneye çekilmesinin ardından yapılacak olan Türk-Rus ortak devriyesinin alanı belirtilirken "Mevcut Barış Pınarı Harekat alanı sınırlarının batısı ve doğusunda 10 km derinlikte Kamışlı şehri hariç Türk-Rus ortak devriyeleri başlayacaktır" denilerek Kamışlı kapsam dışı bırakılıyor. 

Suriye'deki savaşın ikinci yılında, Temmuz 2012'de kuzeydoğu sınırında Esad'ın ordusu çekilirken, YPG bu bölgelerin kontrolünü almıştı. 

Ancak Suriye ordusu, Kamışlı şehir merkezindeki bazı bölgelerden ve havalimanından çekilmedi. 

Bugüne kadar havalimanının kontrolünü elinde tuttu. Şehirdeki devlet binalarında da, diğer bölgelerdeki YPG bayraklarının aksine Suriye bayrağı var. 

Burada Şam tarafından görevlendirilen memurlar görev yapmaya ve maaşları da Şam tarafından ödenmeye devam ediyor. 

Buradan da 30 kilometre derinliğe kadar olan bölgeden YPG'liler çekilecek. Ancak sonrasında Türk ordusu Kamışlı'ya girerek Rus ordusuyla ortak devriye yapmayacak. 

Kamışlı, sınırın hemen diğer tarafında, sadece birkaç yüz metre ileride başlıyor. Ortak devriye görevi sınıra sıfır noktasında ve Kamışlı'nın doğusunda Irak sınırına kadar olan bölgede yapılacak, sadece şehir merkezi kapsam dışı bırakılıyor.

23 Ekim 2019






Türkiye-ABD mutabakatı uygulanabilir mi?

Barış Pınarı Harekâtı: Türkiye-ABD mutabakatı uygulanabilir mi, Rusya'nın rolü neden kritik?

Fehim Taştekin 
Gazeteci-Yazar

ABD Başkanı Donald Trump'ın "haşince sevgi" gösterisi ve yaptırımları ağırlaştırma tehdidi eşliğinde Türkiye ile sağlanan ateşkes, 17 Ekim'de saat 22.00'de yürürlüğe girse de, tarafların mutabakat tarifleri birbirini tutmuyor. 

Ortak açıklamaya göre Türkiye ve ABD, Halk Koruma Birlikleri'nin (YPG) elindeki ağır silahların toplanması, muharip mevzilerinin yok edilmesi ve güvenli bölge kurulması planında mutabık kaldı. 

Güvenli bölge Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) kontrolünde olacak. 

Barış Pınarı Harekâtı'na, YPG'nin güvenli bölgeden 120 saat içinde geri çekilmesi için ara verilecek. Harekât, bu geri çekilmenin tamamlanmasını müteakip durdurulacak. 

Kritik çerçeve böyle.

Manevra alanı bırakan muğlaklık 


Amerikan heyetine başkanlık eden ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, "Türkiye ve ABD, Suriye'de ateşkes için anlaşmıştır" derken Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, ateşin kesileceği bu duruma "ateşkes" denilmesine karşı çıktı. 


Açıklamada, YPG'nin tam olarak nerelerden çekileceği ve güvenli bölgenin sınırlarının ne olacağına dair herhangi bir ifade yer almaması mutabakatın uygulanabilirliğine dair kuşkulara yol açıyor. 

Taraflara manevra alanı bırakan bu muğlaklığı herkes kendi pozisyonuna göre dolduruluyor. Türk tarafı 32 km (20 mil) derinliğinde ve 444 km uzunluğunda güvenli bölgenin kurulacağını belirtip, bu alanı TSK'nın kontrol edeceğini söylüyor. 

ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, mutabakattaki güvenli bölgeyi, "Türkiye'nin şu an faaliyet gösterdiği yerlerin 30 kilometre derinliği" olarak tanımlıyor. 

Mutabakatın muhatabı olarak Ankara'daki toplantı sırasında Amerikalıların irtibatta kaldığı Suriye Demokratik Güçleri'ne (SDG) göre anlaşma, tüm sınır için değil Grê Sipî (Tel Ebyad) ve Serekaniye (Ras'ul Ayn) arasındaki bölgeyle sınırlı. 

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Komutanı Mazlum Abdi de bu iki bölge dışındaki yerler için görüşme olmadığını belirtmekle kalmayıp, "Güçlerimiz halen kendi yerlerindeler" diyor. 

Benzer muğlaklık 7 Ağustos'ta ABD ile Türkiye arasında Müşterek Harekât Merkezi'nin kurulmasını öngören mutabakatta da vardı. O zaman metinden bağımsız olarak Türkiye 32x480 km'lik alandan bahsederken Kürtler, mutabakatın Tel Ebyad ile Ras'ul Ayn arasında 120 kilometre uzunluğunda ve yerine göre 5, 9 ve 14 kilometre derinliğinde bir alanda geçerli olduğunu söylüyordu.

Kürtlerin Şam'la mutabakatı ne öngörüyor? 


Halihazırda Rusya'nın arabuluculuğunda 13 Ekim'de Kürtlerle varılan anlaşma gereği Suriye ordusu, Türkiye'nin harekât alanı olarak deklare ettiği bazı bölgelere girmiş durumda. 

Kürtlerin Şam'la mutabakatı, Suriye ordusunun Derik'ten Menbic'e kadar bütün sınırları kontrol etmesini öngörüyor. Bu çerçevede Suriye ordusu Menbic ve Kobani'nin yanı sıra Türkiye'nin ilan ettiği 32 km derinliğindeki güvenli bölgenin sınırını oluşturan M-4 karayolunun üzerindeki Tel Temir ile altındaki Ayn İsa ve Tabka'ya intikal etti. 

Kamışlı'da sınırı kapısı ve havaalanı, Haseke'de ise kent merkezinde öteden beri sınırlı sayıda Suriye askeri mevcut. 

Kürt kaynaklara göre Suriye ordusu, Ras'ul Ayn ve Tel Ebyad'a da girmek istiyordu fakat Rusya, Türkiye ile olası çatışmaları önlemek için bunu engelledi. 

Fırat'tan Dicle'ye kadar TSK'nin kontrolünde bir güvenli bölge tasavvuru hala geçerliyse, Suriye ordusu bölgeye intikal etmişken bu nasıl olacak? Kürtlerin "Kabul ettik" dediği iki bölgenin dışındaki yerlerden çekilme olacak mı?

'Menbic' belirsizliği 

 

Pence, diğer bölgelere ilişkin olarak Türkiye'nin Kobani'de askeri faaliyette bulunmama sözü verdiğini söylerken, Çavuşoğlu ABD'ye herhangi bir garanti vermediklerini ancak Menbic ve Kobani'de artık Rusya ve Suriye güçlerinin olması nedeniyle buraları Rusya ile görüşeceklerini belirtiyor. 


BBC'ye konuşan Kürt kaynaklara göre, Türkiye'nin çizdiği çerçeve ne olursa olsun YPG/SDG sadece Tel Ebyad ve Ras'ul Ayn hattından çekilecek. Ancak buralarda daha önce oluşturulan yerel askeri meclisler ve yerel yönetim varlığını sürdürecek. Bu iki yer dışında kalan bölgelerde de değişiklik olmayacak. 

Ayrıca Kürtler Tel Ebyad ve Ras'ul Ayn dışındaki bölgelere Suriye ordusunun konuşlanmasını öngören sürecin devam ettiğine dikkat çekiyor. Beşinci günün sonunda ne olur kestirmek zor ama Türkiye'nin farklı bölgelere yeni müdahaleleri, Suriye ordusunun konuşlanmasını daha da hızlandırabilir. 

Amerikan tarafı YPG'nin güvenli bölgenin altına çekilmesini sağlama sorumluluğunu üstlendiklerini söylüyor ancak bu, Müşterek Harekât Merkezi çalışır durumdayken bile sadece Tel Ebyad ve Ras'ul Ayn arasında sözkonusu olabilmişti. 

"Barış Pınarı Harekâtı"na paralel olarak kendi güçlerini güneye indirmiş olan ABD'nin bunu şimdi ne ölçüde sağlayabileceği meçhul. Bir diğer açmaz, YPG'nin elindeki ağır silahlarının toplanması ve mevzilerinin imha edilmesi taahhüdünde öne çıkıyor. Amerikalılar sahadan çekilmişken bunu kim yapacak? Ya da "kendilerini varoluşsal tehdit altında hisseden" Kürtlere bu nasıl kabul ettirilecek. Kürt yetkililer daha önce Müşterek Harekât Merkezi'yle koordineli olarak bu adımları Tel Ebyad ve Ras'ul Ayn'da attıklarını, bu sayede Türkiye'nin bölgeye kolayca girdiğini ve bu hatanın tekrarlanmayacağını söylüyordu. 

Ateşkesten sonra Ras'ul Ayn'ın yarısını elinde tutmaya devam eden SDG mevzilerine yönelik atışların tekrarlanması da çekilme planının gerçekleşme olasılığını düşürüyor. 

Durumu karmaşıklaştıran bir diğer faktör Kürtlerin Suriye ordusuyla çalışmaya başlamış olması. Kürtleri köşeye sıkıştıran her durum Suriye ordusunun bölgeye intikalinin önünü açıyor. Baskı mekanizması bu minvalde devam ederse, SDG'nin üniformasını değiştirip Suriye ordusuna entegre olması seçeneği öne çekilebilir.

Rusya'nın rolü kritik önemde 

 

Daha önemlisi pazarlığın bir tarafında Rusya'nın olması mutabakattaki muğlak noktalarda Moskova'nın rolünü kritik hale getiriyor. Moskova'dan gelen Rusya'nın Suriye Özel Temsilci Aleksandr Lavrenti, Amerikan heyetiyle eş zamanlı olarak Ankara'da Türk tarafıyla temastaydı. 120 saatlik sürenin son saatlerinde Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Soçi'de Rusya lideri Vladimir Putin'le görüşüyor olacak. 


Rusların dediği de belli: 

"Kontrol Suriye ordusuna bırakılmalı, Kürtlerle sorun Şam'la yapılacak müzakerelerle çözülmeli." 

Kuvvetle muhtemel Putin, Erdoğan'a çıkış yolu olarak bir an önce Esad'la el sıkışması yönünde telkinlerde bulunacak. 

Kürtlerle ABD'lilerin neler yapabilecekleri bir kenara, bu mutabakatın uygulanabilmesi önemli ölçüde Rusya'nın mevcut pozisyonunu değiştirmesine bağlı. 

Barış Pınarı Harekâtı'nın dengeleri bozmasını fırsata çeviren Rusya bir taraftan Amerikan güçlerinin bölgeden uzaklaşmasını koordine ederken diğer taraftan SDG ile sağladığı mutabakat sayesinde Suriye ordusunun bölgeye intikalini sağlıyor.

Şam'ın müttefiki İran da Kürtlerin Suriye devletiyle diyaloğunu bir an önce ilerletmek için Rusya ile anlayış birliğine vardı. 

Amerikan-Türk uzlaşmasının, sahada Şam cephesi lehine gelişen bu yeni süreci tersine çevirmesi zor. Rusya'nın Şam ile Ankara arasında üstlendiği "sigorta" ve "fren" rolünün sınırlayıcı yansımaları bir yana, ateşkes anlaşmasının Suriye devletini bağlayan bir tarafı da yok. 

19 Ekim 2019






Barış Pınarı Harekâtı

Türkiye’nin güvenli bölge talebinin karşılanmasında, Şam ile SDG’nin anlaşmasını sağlayan Rusya'nın rolü ne olacak?

Ece Göksedef 
BBC Türkçe

Türkiye ile ABD, Barış Pınarı Harekâtı'nın yapıldığı bölgede güvenli bölge kurulması için anlaştı. Sınırın geri kalanına, Rusya aracılığında SDG ile yaptıkları anlaşma sonrası Suriye ordusu yerleşti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Salı günü Soçi'de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'le görüşmesinde Türkiye'nin bu bölgelerde de güvenli bölge kurma talebini iletecek. Peki Rusya'nın yaklaşımı ne olacak? Rus uzmanlara sorduk. 

ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence başkanlığındaki Amerikan heyetinin Ankara'da yaptığı görüşmeler sonucunda, Türkiye'nin Barış Pınarı Harekâtı'na ara vermesi, YPG'nin sınırın 30 kilometre güneyine kadar geri çekilmesi, ağır silahlarının alınması ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) sorumlu olacağı bir güvenli bölgenin oluşturulması kararlaştırıldı. 

Kararı, Pence, Ankara'daki ABD Büyükelçiliği'nde, "Bugün Türkiye ile ABD, Suriye'de bir ateşkes için anlaştı" sözleriyle duyurdu. 

Ankara'nın Ağustos ayından bu yana yapılan görüşmelerde talep ettiği güvenli bölge, Fırat Nehri'nden yani Kobani'nin batısından doğuda Irak sınırına kadar uzanıyor. 

Ancak anlaşmanın, Türkiye'nin operasyonu yürüttüğü bölgeyle sınırlı kalacağı anlaşılıyor. 

Mutabakat metninde alan belirtilmiyor, sadece "Türkiye'nin kontrolündeki güvenli bölge" ifadesi yer alıyor. 

Ankara'dan dönüş yolunca uçaktaki gazetecilere konuşan, ABD Başkanı'nın Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, bu ifadeyi şöyle açıkladı: 

"Şu an Kuzeydoğu Suriye'nin ortasında,Türklerin 30 kilometre güneye inmeye çalıştıkları ve hâlâ savaştıkları bir bölge var. Şu an odaklandığımız yer burası, çünkü bu alan bizim 'Türkiye'nin kontrolündeki güvenli bölge' diye adlandırdığımız alan."

Operasyonun yürütüldüğü alanın dışında artık Suriye ordusu var 


13 Ekim'de başını YPG'nin çektiği SDG ile Şam arasında, Rusya'nın arabuluculuğu, hatta yönlendirmesiyle, bir uzlaşmaya varıldı. 

Buna göre "tüm Suriye-Türkiye sınırının" Suriye ordusu tarafından kontrol edilmesi üzerinde anlaşıldı ve Suriye askerleri, bu bölgenin büyük bir kısmına girdi. ABD askerleri de eş zamanlı olarak buradaki üslerinden çekildi. 

SDG ve Şam'ın imzaladığı metinde sadece Türkiye'nin operasyon yürüttüğü Tel Abyad-Ras'ul Ayn arası, yani Jeffrey'nin "Türkiye'nin kontrolündeki güvenli bölge" dediği alan, "şimdilik belirsiz bir pozisyonda" bırakılıyor. 

Uzlaşma metnine ulaştığını söyleyen gazeteciler Jenan Moussa ve Hassasn Hassan ile Suriyeli uzman Danny Makki'ye göre, uzlaşma şimdilik sadece belirlenen bölgelerinin Suriye ordusu tarafından güvenliğinin sağlanmasını içeriyor. 

Bu gazetecilere göre, SDG'nin kontrolündeki bölgelerdeki devlet binalarına Suriye bayraklarının çekilmesi ve uzun vadede "Beşar Esad yönetimi altındaki Suriye'nin toprak bütünlüğüne karşı bir adım atılmaması" sözü veren SDG'nin, uzun vadede Suriye ordusunda Rusya'nın kurduğu ve finanse ettiği 5. Kolordu'ya katılması öngörülüyor. 

Birçok ABD'li yetkili, Ankara'da varılan operasyonun durdurulması anlaşmasının, 13 Ekim'deki bu uzlaşma sağlanmadan önce yapılsaydı çok farklı sonuçları olabileceğini söyledi. 

Öyle bir durumda Ankara ve Washington, tüm sınır boyunu müzakere edebilirdi. Ancak şimdi tüm sınırla ilgili karara varılması için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 22 Ekim'de Soçi'de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'le yapacağı görüşmenin beklenmesi gerekiyor. 

Tüm sınırın geleceği için Putin-Erdoğan görüşmesi bekleniyor


Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, ABD heyeti ile yapılan görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, ABD'nin çekildiği ve Suriye ordusunun girdiği bu bölgelerle ilgili durumun Rusya ile müzakere edileceğini söyledi: 

"Bizim amacımız Fırat'ın doğusundan Irak sınırına kadar 444 kilometre uzunlukta hiçbir teröristin kalmaması. Bunun bir kısmını ABD ile hallediyoruz, bir kısmını Rusya ile halledeceğiz." 

Cumhurbaşkanı Erdoğan da, "Sayın Putin'le yapacağım görüşmeyi bu sürecin bir ayrı unsuru olarak kabul ediyorum" açıklaması yaptı. 

Jeffrey de gazetecilere yaptığı açıklamada, Türkiye'nin "Ruslar ve Suriyeliler ile kendi görüşmelerini yapacaklarını" belirtti ve "bu bölgelerin daha sonra Türkiye kontrolünde bir güvenli bölgeye dönüşüp dönüşmeyeceğine" bu görüşmelerde karar verileceğini, Amerikan ve Türk heyetlerinin bu detaya girmediğini söyledi. 

ABD'li heyetin Ankara'da olduğu ve anlaşmaya varıldığı günün sabahında, Putin'in Suriye Özel Temsilcisi Alexander Lavrentyev de Ankara'daydı ve Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın'la görüştü. 

Peki Rusya'nın arabulucu ve yönlendirici olduğu, SDG ile Şam arasında yapılan anlaşmaya ilgili neler biliniyor? Bu anlaşma bundan sonraki süreci ve Erdoğan-Putin görüşmesini nasıl etkileyecek? 

Rusya'nın, Türkiye'nin istediği güvenli bölgeye yaklaşımı nasıl?


2015 yılında Suriye'deki savaşa dahil olan Rusya, Esad'ın güçlenmesine ve kaybettiği toprakları büyük oranda yeniden kazanmasına yardımcı oldu. 

Esad'ın meşruiyetini kaybettiğini savunan Ankara ile de kuzey batı Suriye'de işbirliği yapan Rusya, Türk hükümetine, Esad'ın meşruiyetini kabul etmesi ve görüşmeye başlaması konusunda çağrılar yaptı. 

Ağustos ayında Washington ile Ankara arasında güvenli bölge görüşmeleri başladığında da Moskova'dan, Suriye topraklarında atılacak herhangi bir adım için "Suriye devletiyle görüşülmesi gerektiği" açıklaması geldi. 

Rus tankları ve Suriye ordusunun sınırda yerleştiği bölgelerden çekilmesi beklenmiyor. Zira iki taraf da "sınırın Suriye ordusu tarafından korunması gerektiğini" açıkça ifade etti.

'Sınırda Rus ve Suriye ordularının olması, güvenliği sağlayabilir' 


22 Ekim'deki Erdoğan-Putin zirvesi öncesi BBC Türkçe'nin sorularını yanıtlayan, Rus Diplomatlar Birliği Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Andrey Baklanov, "Güvenli bölge oluşturmak iyi bir fikir değil" diyor: 

"Rusya'nın sınırın geri kalanında da güvenli bölge oluşturmak isteyen Türkiye ile görüşeceği söyleniyor. Bu durum yeni bir savaşın başlangıcı bile olabilir. Başka seçenekler olmalı. Türkiye güvenli bölge istiyorsa kendi topraklarında oluşturabilir, başka bir ülkenin topraklarında olması sadece Suriye ve Türkiye için değil, tüm bölge için tehlikeli. 

"Türkiye'nin bazı güvenlik endişeleri var ve biz buna saygı duyuyoruz. Ancak burada güvenliği sağlamanın yolu Suriye ve Rus ordularının da sınırda olması olabilir. Sayın Erdoğan'ın önerdiğinden çok daha iyi bir fikir olabilir bu." 

Kremlin'le olan yakın ilişkileriyle bilinen Moskova merkezli Valdai Club adlı düşünce kuruluşunda Ortadoğu Uzmanı olarak çalışan Baklanov, Suriye hükümeti ile SDG arasında varılan anlaşmanın sadece belirli bir bölgedeki güvenliği sağlamaya odaklandığını söylüyor: 

"Bundan sonrası için Rusya'nın ve hatta İran'ın da katılımıyla bazı düzenlemeler yapılabilir. Türkiye'nin tek taraflı olarak bazı taleplerde bulunması yerine Astana deneyiminden yararlanılması çok daha faydalı olur." 

'Putin'in hedefi Erdoğan'la arasını açmadan Şam'ın pozisyonunu güçlendirmek' 


Rus Ortadoğu Uzmanı Andrei Ostalsky de, Putin'in gündeminde Ortadoğu'daki gücünü artırmak ve bunu iç politikada kullanmak olduğunu söylüyor: 

"Rusya son dönemde Esad'ın pozisyonunu güçlendirecek her fırsatı kullanıyor. Putin çok başarılı bir teknokrat ama bir strateji uzmanı değil, şimdi sahada ne olup bittiğine bakacak, gelişmeleri kendi hedefleri için kullanabilir mi, kullanabilirse bunu nasıl yapabilir, onu planlayacak. 

"Kendi hedefleri derken, Şam'ın pozisyonunu güçlendirmekten bahsediyorum. Çünkü bu durum, Putin'in Rusya içindeki gücünü de artıracak. Buna bir halkla ilişkiler çalışması da diyebiliriz. 

"Rusya'nın bölge için ne kadar önemli olduğunu, Ortadoğu'da Amerika'nın yerini aldığını, diğer ülkelerin ne yapmak isterse istesin Rusya'yla koordinasyon kurmak zorunda olduğunu Rus seçmenin görmesini istiyor." 

BBC Türkçe'nin sorularını yanıtlayan Ostalsky'ye göre Putin, daha fazla çatışma istemiyor. Oluşturmak istediği imaj "Ortadoğu'ya barış getiren lider." Bu sebeple de hem Erdoğan'ı hem Esad'ı memnun edecek bir yaklaşım benimseyecek.

'Rusya, YPG'nin Suriye ordusuna katılmasını ve Esad'ın kontrolünde olmasını tercih eder' 


Şam'ın pozisyonu güçlendirmek için de, Ankara'nın istediği "tüm sınırda güvenli bölge" yerine sınırda Suriye ordusunun kalmasını tercih edecek olan Putin, Erdoğan'la ters düşmemek için bir orta yol arayacak: 

"Esad'ın mümkün olduğu kadar fazla toprağa hâkim olacağı, Erdoğan'ın da kabul edeceği bir uzlaşma arayacak. Bu arada Şam ve Ankara'nın açıkça görüşmesi için her türlü imkanı zorlayacaktır ama bu şimdilik zor görünüyor. Tabii bölgeye barış getiren lider olmak istediği için bu iki ülke arasındaki herhangi bir çatışmaya izin vermez." 

Ostalsky, Putin'in, YPG'yi de kontrol altında tutmak isteyeceğini ve bunun da Erdoğan'ı memnun edeceğini söylüyor: 

"Putin, hem Kürtlerle güven ilişkisi kurmak hem de Erdoğan'la iyi ilişkisini sürdürmek istiyor. Bu sebeple Erdoğan'la nasıl bir uzlaşmaya varabileceğine bakacak. Bir yandan da Şam'ın pozisyonunu güçlendirmek için, zaten YPG'nin ayrı bir silahlı güç olarak kalması onu memnun etmez. Bunun yerine Suriye ordusuna katılmasını ve böylece ülkedeki tüm silahlı güçlerin Esad'ın kontrolünde olmasını ister." 

Ankara'nın önceliği YPG'nin çekilmesi 


Ankara'nın önceliği ise, "güvenli bölge" olarak talep ettiği sınır boyundan YPG'nin tamamen çekilmesi. Ardından bu bölgenin kim tarafından kontrol edileceği ise, bir sonraki aşamada Rusya ile görüşülecek. 

Ancak Ankara, "Suriye ordusunun geri dönüşünü, YPG'nin bölgeden tamamen çekilmesi koşuluyla kabul edeceğini" söylüyor. 

Cuma günü yabancı gazetecilerin sorularını yanıtlayan Erdoğan, "tek şartının YPG'nin bu bölgelerden çekilmesi olduğunu" bir kez daha söyledi. Menbic ve Tel Rıfat'ta bunun sağlanmadığını, diğer bölgelerden de çekilmemesi durumunda "buna müsaade edilemeyeceğini" belirtti: 

"YPG'nin temizlendiği yerlerin rejim kontrolünde olması bizim için rahatsızlık sebebi değildir. Menbic'de terör örgütleri varsa, burası terör örgütlerinden temizlendi diyemeyiz. Biz bunu Sayın Putin'le görüştük. Terör örgütleri Menbic'den, Kobani'den çıkarılırsa bizim için hiçbir mesele yok." 

Ancak YPG'nin güneye çekildikten sonra ne olacağı, hangi pozisyonda kalacakları, burada silahlı ayrı bir grup olarak varlıklarını koruyup korumayacakları ve siyasi çözüm sürecinde söz hakları olup olmayacağı, belirsizliğini koruyor.

Rusya, Şam ile Ankara arasında temas kurulmasında ısrarcı 


9 Ekim'de başlayan Barış Pınarı Harekâtı sonrası Rusya'dan ilk kapsamlı açıklama, bir gün sonra Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'dan geldi. Lavrov bir yandan Türkiye'nin "güvenlik kaygılarını anladıklarını" söylerken bir yandan da, bu kaygıların 1998'de Suriye ve Türkiye'nin imzaladığı Adana Mutabakatı çerçevesinde çözülmesi çağrısı yapıyordu. 

Bu anlaşma, sınır güvenliğini sağlamak için birlikte hareket etmesini öngörüyor. Bu durumda Ankara ve Şam'ın yeniden görüşmeye başlaması gerekiyor. 

Erdoğan, operasyonun ilk günlerinde Rus mevkidaşı Putin'le iletişim halinde olduğunu ve yapıcı tutum sergilediğini belirtti. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne gelen Türkiye'nin operasyonunu kınama teklifini de Rusya ve ABD veto etti. 

Ancak bu süreçte Rusya, Ankara'ya, Şam'la iletişime geçme çağrısı yapmaya devam etti. Bir yandan da SDG ile Şam arasında müzakerelere arabuluculuk ediyorlardı. 

Anlaşma imzalandıktan sonra Rusya'dan gelen açıklamaların tonu değişti, 14 Ekim'de Rus Dışişleri Bakanlığı bir açıklama yaparak "Türkiye'nin operasyonu Suriye'nin toprak bütünlüğünü sağlama hedefiyle bağdaşmamaktadır" dedi. 

En sert açıklama ise Putin'in Suriye Özel Temsilcisi Alexander Lavrentyev'den geldi. Salı günü Lavrentyev, "Türkiye-Suriye sınırının güvenliğinin, tüm sınıra konuşlandırılacak Suriye ordusu askerleri tarafından sağlanması gerektiğini" söyledi. 

Ankara ile Şam'ın görüştüğünü de belirten Lavrentyev, "Türkiye'nin Suriye'deki operasyonu kabul edilemez" ifadelerini kullandı. 

Erdoğan'ın Putin'le telefon konuşması ve 22 Ekim'de görüşmek üzere anlaşmalarının ardından Lavrov bir kez daha Suriye ve Türkiye'nin görüşmeye başlaması gerektiğini söyledi. 

ABD anlaşmada kritik bir rol oynadı 


13 Ekim'de varılan anlaşma gereği, bazı bölgelerde Rus askerinin öncülüğünde olmak üzere Menbic, Kobani, Ayn İsa, Tel Tamir, Tabka, Rakka, Kamışlı, Derik ve Malikiye bölgelerine Beşar Esad'a bağlı güçler yerleşti. 

Bu bölgelerden ABD askeri tamamen çekildi.

Şimdiye kadar SDG, daha güneydeki petrol ve doğal gaz sahalarının kontrolünü bırakmadı. Bu bölgeler için Esad yönetimiyle bir anlaşmaya şimdilik varılmadı. Kuzeyden çekilen ABD askerlerinin de bu bölgelere konuşlandırıldığı biliniyor. 

ABD'nin, Türkiye'nin operasyonu başladıktan 4 gün sonra imzalanan bu uzlaşmadan Rusya aracılığıyla haberdar olduğu, önemli bir rol de oynadığı görülüyor.
Şam ve SDG arasındaki müzakerelerle ilgili ilk açıklamayı, ABD Savunma Bakanı Mark Esper, uzlaşmaya varılan 13 Ekim günü duyurdu: 

"Suriye'nin kuzeyinde kalan yaklaşık bin Amerikan askerini olabildiğince hızlı ve güvenli bir şekilde tahliye etmeye hazırlanıyoruz. Bu askerler güneye kaydırılacak. Son 24 saat içinde, SDG'nin Suriyeliler ve Ruslarla kuzeyde Türklere karşı koymak için bir anlaşma arayışında olduğunu öğrendik." 

Bir gün sonra Rusya Genelkurmay Başkanı Valery Gerasimov, ABD Savunma Bakanı Mark Milley telefonla görüştü. Görüşmede, ABD'nin Suriye'den askerlerini çekme kararıyla ilgili "ortak çıkarlar" ele alındı. 

ABD ile Rusya'nın yakın işbirliği içinde hareket ederek kuzey Suriye'deki bazı bölgelerde hakim güçleri değiştirdiğini, Newsweek'e konuşan ABD Savunma Bakanlığı'ndan (Pentagon) üst düzey bir yetkili de doğruladı. 

Salı günü yayımlanan Newsweek haberine göre ABD ordusu Menbic'ten çekilirken, Rus ordusunun Esad güçleriyle birlikte bölgede konuşlanmasına yardımcı oldu. 

Emrin Pazartesi günü geldiğini ve 24 saat içinde çekilmenin tamamlanması için çalıştıklarını belirten yetkili, "Uzun süredir bölgede olduğumuz için, Rus güçlere, daha önce güvenli olmayan bölgelere hızlıca giriş yapmaları konusunda yardımcı olduk. Bu, aslında bir 'devir-teslim'. Ayrılırken olabildiğince hızlı olmak için taşınacak her şeyimizi alıp, taşınamayan hassas malzemeleri yok ettik." dedi. 

Aynı gün ABD Başkanı Donald Trump, Pence ve Dışişleri Bakanı Mike Pompeo'nun Ankara'ya gelerek "ateşkes" için Cumhurbaşkanı Erdoğan'la görüşeceklerini açıkladı. 

Perşembe günkü görüşmeden "operasyonun durdurulması" kararı çıktı. 

BBC Türkçe'ye bilgi veren bir Türk güvenlik yetkilisi, ABD'nin İran'ın Irak sınırında geçerek Suriye'nin güneydoğusunda etkisini artırmasını istemediğini, bu sebeple güneydeki varlığını koruyarak YPG ile işbirliğine devam edeceğini söyledi. 

Trump da, ABD askerlerinin güneyde Fırat Nehri yakınlarındaki askeri üste varlığını sürdüreceğini açıkladı. 

Fırat Nehri'nin karşı tarafında, İran'a bağlı milis gruplar var. Zaman zaman bu milis gruplarla YPG arasında küçük çaplı çatışmalar da çıkmıştı. 

YPG'nin katılacağı iddia edilen 5. Kolordu da, Suriye ordusunun 2016 sonunda Rusya'nın oluşturduğu ve komutasını elinde bulundurduğu bir parçası. Bu kolordudaki askerlerle İran'a bağlı milisler arasında küçük çaplı çatışmalar çıktığı da, uluslararası basına zaman zaman yansıyor.


19 Ekim 2019