Sayfalar

Barış Pınarı Harekâtı

Türkiye’nin güvenli bölge talebinin karşılanmasında, Şam ile SDG’nin anlaşmasını sağlayan Rusya'nın rolü ne olacak?

Ece Göksedef 
BBC Türkçe

Türkiye ile ABD, Barış Pınarı Harekâtı'nın yapıldığı bölgede güvenli bölge kurulması için anlaştı. Sınırın geri kalanına, Rusya aracılığında SDG ile yaptıkları anlaşma sonrası Suriye ordusu yerleşti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Salı günü Soçi'de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'le görüşmesinde Türkiye'nin bu bölgelerde de güvenli bölge kurma talebini iletecek. Peki Rusya'nın yaklaşımı ne olacak? Rus uzmanlara sorduk. 

ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence başkanlığındaki Amerikan heyetinin Ankara'da yaptığı görüşmeler sonucunda, Türkiye'nin Barış Pınarı Harekâtı'na ara vermesi, YPG'nin sınırın 30 kilometre güneyine kadar geri çekilmesi, ağır silahlarının alınması ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) sorumlu olacağı bir güvenli bölgenin oluşturulması kararlaştırıldı. 

Kararı, Pence, Ankara'daki ABD Büyükelçiliği'nde, "Bugün Türkiye ile ABD, Suriye'de bir ateşkes için anlaştı" sözleriyle duyurdu. 

Ankara'nın Ağustos ayından bu yana yapılan görüşmelerde talep ettiği güvenli bölge, Fırat Nehri'nden yani Kobani'nin batısından doğuda Irak sınırına kadar uzanıyor. 

Ancak anlaşmanın, Türkiye'nin operasyonu yürüttüğü bölgeyle sınırlı kalacağı anlaşılıyor. 

Mutabakat metninde alan belirtilmiyor, sadece "Türkiye'nin kontrolündeki güvenli bölge" ifadesi yer alıyor. 

Ankara'dan dönüş yolunca uçaktaki gazetecilere konuşan, ABD Başkanı'nın Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, bu ifadeyi şöyle açıkladı: 

"Şu an Kuzeydoğu Suriye'nin ortasında,Türklerin 30 kilometre güneye inmeye çalıştıkları ve hâlâ savaştıkları bir bölge var. Şu an odaklandığımız yer burası, çünkü bu alan bizim 'Türkiye'nin kontrolündeki güvenli bölge' diye adlandırdığımız alan."

Operasyonun yürütüldüğü alanın dışında artık Suriye ordusu var 


13 Ekim'de başını YPG'nin çektiği SDG ile Şam arasında, Rusya'nın arabuluculuğu, hatta yönlendirmesiyle, bir uzlaşmaya varıldı. 

Buna göre "tüm Suriye-Türkiye sınırının" Suriye ordusu tarafından kontrol edilmesi üzerinde anlaşıldı ve Suriye askerleri, bu bölgenin büyük bir kısmına girdi. ABD askerleri de eş zamanlı olarak buradaki üslerinden çekildi. 

SDG ve Şam'ın imzaladığı metinde sadece Türkiye'nin operasyon yürüttüğü Tel Abyad-Ras'ul Ayn arası, yani Jeffrey'nin "Türkiye'nin kontrolündeki güvenli bölge" dediği alan, "şimdilik belirsiz bir pozisyonda" bırakılıyor. 

Uzlaşma metnine ulaştığını söyleyen gazeteciler Jenan Moussa ve Hassasn Hassan ile Suriyeli uzman Danny Makki'ye göre, uzlaşma şimdilik sadece belirlenen bölgelerinin Suriye ordusu tarafından güvenliğinin sağlanmasını içeriyor. 

Bu gazetecilere göre, SDG'nin kontrolündeki bölgelerdeki devlet binalarına Suriye bayraklarının çekilmesi ve uzun vadede "Beşar Esad yönetimi altındaki Suriye'nin toprak bütünlüğüne karşı bir adım atılmaması" sözü veren SDG'nin, uzun vadede Suriye ordusunda Rusya'nın kurduğu ve finanse ettiği 5. Kolordu'ya katılması öngörülüyor. 

Birçok ABD'li yetkili, Ankara'da varılan operasyonun durdurulması anlaşmasının, 13 Ekim'deki bu uzlaşma sağlanmadan önce yapılsaydı çok farklı sonuçları olabileceğini söyledi. 

Öyle bir durumda Ankara ve Washington, tüm sınır boyunu müzakere edebilirdi. Ancak şimdi tüm sınırla ilgili karara varılması için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 22 Ekim'de Soçi'de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'le yapacağı görüşmenin beklenmesi gerekiyor. 

Tüm sınırın geleceği için Putin-Erdoğan görüşmesi bekleniyor


Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, ABD heyeti ile yapılan görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, ABD'nin çekildiği ve Suriye ordusunun girdiği bu bölgelerle ilgili durumun Rusya ile müzakere edileceğini söyledi: 

"Bizim amacımız Fırat'ın doğusundan Irak sınırına kadar 444 kilometre uzunlukta hiçbir teröristin kalmaması. Bunun bir kısmını ABD ile hallediyoruz, bir kısmını Rusya ile halledeceğiz." 

Cumhurbaşkanı Erdoğan da, "Sayın Putin'le yapacağım görüşmeyi bu sürecin bir ayrı unsuru olarak kabul ediyorum" açıklaması yaptı. 

Jeffrey de gazetecilere yaptığı açıklamada, Türkiye'nin "Ruslar ve Suriyeliler ile kendi görüşmelerini yapacaklarını" belirtti ve "bu bölgelerin daha sonra Türkiye kontrolünde bir güvenli bölgeye dönüşüp dönüşmeyeceğine" bu görüşmelerde karar verileceğini, Amerikan ve Türk heyetlerinin bu detaya girmediğini söyledi. 

ABD'li heyetin Ankara'da olduğu ve anlaşmaya varıldığı günün sabahında, Putin'in Suriye Özel Temsilcisi Alexander Lavrentyev de Ankara'daydı ve Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın'la görüştü. 

Peki Rusya'nın arabulucu ve yönlendirici olduğu, SDG ile Şam arasında yapılan anlaşmaya ilgili neler biliniyor? Bu anlaşma bundan sonraki süreci ve Erdoğan-Putin görüşmesini nasıl etkileyecek? 

Rusya'nın, Türkiye'nin istediği güvenli bölgeye yaklaşımı nasıl?


2015 yılında Suriye'deki savaşa dahil olan Rusya, Esad'ın güçlenmesine ve kaybettiği toprakları büyük oranda yeniden kazanmasına yardımcı oldu. 

Esad'ın meşruiyetini kaybettiğini savunan Ankara ile de kuzey batı Suriye'de işbirliği yapan Rusya, Türk hükümetine, Esad'ın meşruiyetini kabul etmesi ve görüşmeye başlaması konusunda çağrılar yaptı. 

Ağustos ayında Washington ile Ankara arasında güvenli bölge görüşmeleri başladığında da Moskova'dan, Suriye topraklarında atılacak herhangi bir adım için "Suriye devletiyle görüşülmesi gerektiği" açıklaması geldi. 

Rus tankları ve Suriye ordusunun sınırda yerleştiği bölgelerden çekilmesi beklenmiyor. Zira iki taraf da "sınırın Suriye ordusu tarafından korunması gerektiğini" açıkça ifade etti.

'Sınırda Rus ve Suriye ordularının olması, güvenliği sağlayabilir' 


22 Ekim'deki Erdoğan-Putin zirvesi öncesi BBC Türkçe'nin sorularını yanıtlayan, Rus Diplomatlar Birliği Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Andrey Baklanov, "Güvenli bölge oluşturmak iyi bir fikir değil" diyor: 

"Rusya'nın sınırın geri kalanında da güvenli bölge oluşturmak isteyen Türkiye ile görüşeceği söyleniyor. Bu durum yeni bir savaşın başlangıcı bile olabilir. Başka seçenekler olmalı. Türkiye güvenli bölge istiyorsa kendi topraklarında oluşturabilir, başka bir ülkenin topraklarında olması sadece Suriye ve Türkiye için değil, tüm bölge için tehlikeli. 

"Türkiye'nin bazı güvenlik endişeleri var ve biz buna saygı duyuyoruz. Ancak burada güvenliği sağlamanın yolu Suriye ve Rus ordularının da sınırda olması olabilir. Sayın Erdoğan'ın önerdiğinden çok daha iyi bir fikir olabilir bu." 

Kremlin'le olan yakın ilişkileriyle bilinen Moskova merkezli Valdai Club adlı düşünce kuruluşunda Ortadoğu Uzmanı olarak çalışan Baklanov, Suriye hükümeti ile SDG arasında varılan anlaşmanın sadece belirli bir bölgedeki güvenliği sağlamaya odaklandığını söylüyor: 

"Bundan sonrası için Rusya'nın ve hatta İran'ın da katılımıyla bazı düzenlemeler yapılabilir. Türkiye'nin tek taraflı olarak bazı taleplerde bulunması yerine Astana deneyiminden yararlanılması çok daha faydalı olur." 

'Putin'in hedefi Erdoğan'la arasını açmadan Şam'ın pozisyonunu güçlendirmek' 


Rus Ortadoğu Uzmanı Andrei Ostalsky de, Putin'in gündeminde Ortadoğu'daki gücünü artırmak ve bunu iç politikada kullanmak olduğunu söylüyor: 

"Rusya son dönemde Esad'ın pozisyonunu güçlendirecek her fırsatı kullanıyor. Putin çok başarılı bir teknokrat ama bir strateji uzmanı değil, şimdi sahada ne olup bittiğine bakacak, gelişmeleri kendi hedefleri için kullanabilir mi, kullanabilirse bunu nasıl yapabilir, onu planlayacak. 

"Kendi hedefleri derken, Şam'ın pozisyonunu güçlendirmekten bahsediyorum. Çünkü bu durum, Putin'in Rusya içindeki gücünü de artıracak. Buna bir halkla ilişkiler çalışması da diyebiliriz. 

"Rusya'nın bölge için ne kadar önemli olduğunu, Ortadoğu'da Amerika'nın yerini aldığını, diğer ülkelerin ne yapmak isterse istesin Rusya'yla koordinasyon kurmak zorunda olduğunu Rus seçmenin görmesini istiyor." 

BBC Türkçe'nin sorularını yanıtlayan Ostalsky'ye göre Putin, daha fazla çatışma istemiyor. Oluşturmak istediği imaj "Ortadoğu'ya barış getiren lider." Bu sebeple de hem Erdoğan'ı hem Esad'ı memnun edecek bir yaklaşım benimseyecek.

'Rusya, YPG'nin Suriye ordusuna katılmasını ve Esad'ın kontrolünde olmasını tercih eder' 


Şam'ın pozisyonu güçlendirmek için de, Ankara'nın istediği "tüm sınırda güvenli bölge" yerine sınırda Suriye ordusunun kalmasını tercih edecek olan Putin, Erdoğan'la ters düşmemek için bir orta yol arayacak: 

"Esad'ın mümkün olduğu kadar fazla toprağa hâkim olacağı, Erdoğan'ın da kabul edeceği bir uzlaşma arayacak. Bu arada Şam ve Ankara'nın açıkça görüşmesi için her türlü imkanı zorlayacaktır ama bu şimdilik zor görünüyor. Tabii bölgeye barış getiren lider olmak istediği için bu iki ülke arasındaki herhangi bir çatışmaya izin vermez." 

Ostalsky, Putin'in, YPG'yi de kontrol altında tutmak isteyeceğini ve bunun da Erdoğan'ı memnun edeceğini söylüyor: 

"Putin, hem Kürtlerle güven ilişkisi kurmak hem de Erdoğan'la iyi ilişkisini sürdürmek istiyor. Bu sebeple Erdoğan'la nasıl bir uzlaşmaya varabileceğine bakacak. Bir yandan da Şam'ın pozisyonunu güçlendirmek için, zaten YPG'nin ayrı bir silahlı güç olarak kalması onu memnun etmez. Bunun yerine Suriye ordusuna katılmasını ve böylece ülkedeki tüm silahlı güçlerin Esad'ın kontrolünde olmasını ister." 

Ankara'nın önceliği YPG'nin çekilmesi 


Ankara'nın önceliği ise, "güvenli bölge" olarak talep ettiği sınır boyundan YPG'nin tamamen çekilmesi. Ardından bu bölgenin kim tarafından kontrol edileceği ise, bir sonraki aşamada Rusya ile görüşülecek. 

Ancak Ankara, "Suriye ordusunun geri dönüşünü, YPG'nin bölgeden tamamen çekilmesi koşuluyla kabul edeceğini" söylüyor. 

Cuma günü yabancı gazetecilerin sorularını yanıtlayan Erdoğan, "tek şartının YPG'nin bu bölgelerden çekilmesi olduğunu" bir kez daha söyledi. Menbic ve Tel Rıfat'ta bunun sağlanmadığını, diğer bölgelerden de çekilmemesi durumunda "buna müsaade edilemeyeceğini" belirtti: 

"YPG'nin temizlendiği yerlerin rejim kontrolünde olması bizim için rahatsızlık sebebi değildir. Menbic'de terör örgütleri varsa, burası terör örgütlerinden temizlendi diyemeyiz. Biz bunu Sayın Putin'le görüştük. Terör örgütleri Menbic'den, Kobani'den çıkarılırsa bizim için hiçbir mesele yok." 

Ancak YPG'nin güneye çekildikten sonra ne olacağı, hangi pozisyonda kalacakları, burada silahlı ayrı bir grup olarak varlıklarını koruyup korumayacakları ve siyasi çözüm sürecinde söz hakları olup olmayacağı, belirsizliğini koruyor.

Rusya, Şam ile Ankara arasında temas kurulmasında ısrarcı 


9 Ekim'de başlayan Barış Pınarı Harekâtı sonrası Rusya'dan ilk kapsamlı açıklama, bir gün sonra Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'dan geldi. Lavrov bir yandan Türkiye'nin "güvenlik kaygılarını anladıklarını" söylerken bir yandan da, bu kaygıların 1998'de Suriye ve Türkiye'nin imzaladığı Adana Mutabakatı çerçevesinde çözülmesi çağrısı yapıyordu. 

Bu anlaşma, sınır güvenliğini sağlamak için birlikte hareket etmesini öngörüyor. Bu durumda Ankara ve Şam'ın yeniden görüşmeye başlaması gerekiyor. 

Erdoğan, operasyonun ilk günlerinde Rus mevkidaşı Putin'le iletişim halinde olduğunu ve yapıcı tutum sergilediğini belirtti. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne gelen Türkiye'nin operasyonunu kınama teklifini de Rusya ve ABD veto etti. 

Ancak bu süreçte Rusya, Ankara'ya, Şam'la iletişime geçme çağrısı yapmaya devam etti. Bir yandan da SDG ile Şam arasında müzakerelere arabuluculuk ediyorlardı. 

Anlaşma imzalandıktan sonra Rusya'dan gelen açıklamaların tonu değişti, 14 Ekim'de Rus Dışişleri Bakanlığı bir açıklama yaparak "Türkiye'nin operasyonu Suriye'nin toprak bütünlüğünü sağlama hedefiyle bağdaşmamaktadır" dedi. 

En sert açıklama ise Putin'in Suriye Özel Temsilcisi Alexander Lavrentyev'den geldi. Salı günü Lavrentyev, "Türkiye-Suriye sınırının güvenliğinin, tüm sınıra konuşlandırılacak Suriye ordusu askerleri tarafından sağlanması gerektiğini" söyledi. 

Ankara ile Şam'ın görüştüğünü de belirten Lavrentyev, "Türkiye'nin Suriye'deki operasyonu kabul edilemez" ifadelerini kullandı. 

Erdoğan'ın Putin'le telefon konuşması ve 22 Ekim'de görüşmek üzere anlaşmalarının ardından Lavrov bir kez daha Suriye ve Türkiye'nin görüşmeye başlaması gerektiğini söyledi. 

ABD anlaşmada kritik bir rol oynadı 


13 Ekim'de varılan anlaşma gereği, bazı bölgelerde Rus askerinin öncülüğünde olmak üzere Menbic, Kobani, Ayn İsa, Tel Tamir, Tabka, Rakka, Kamışlı, Derik ve Malikiye bölgelerine Beşar Esad'a bağlı güçler yerleşti. 

Bu bölgelerden ABD askeri tamamen çekildi.

Şimdiye kadar SDG, daha güneydeki petrol ve doğal gaz sahalarının kontrolünü bırakmadı. Bu bölgeler için Esad yönetimiyle bir anlaşmaya şimdilik varılmadı. Kuzeyden çekilen ABD askerlerinin de bu bölgelere konuşlandırıldığı biliniyor. 

ABD'nin, Türkiye'nin operasyonu başladıktan 4 gün sonra imzalanan bu uzlaşmadan Rusya aracılığıyla haberdar olduğu, önemli bir rol de oynadığı görülüyor.
Şam ve SDG arasındaki müzakerelerle ilgili ilk açıklamayı, ABD Savunma Bakanı Mark Esper, uzlaşmaya varılan 13 Ekim günü duyurdu: 

"Suriye'nin kuzeyinde kalan yaklaşık bin Amerikan askerini olabildiğince hızlı ve güvenli bir şekilde tahliye etmeye hazırlanıyoruz. Bu askerler güneye kaydırılacak. Son 24 saat içinde, SDG'nin Suriyeliler ve Ruslarla kuzeyde Türklere karşı koymak için bir anlaşma arayışında olduğunu öğrendik." 

Bir gün sonra Rusya Genelkurmay Başkanı Valery Gerasimov, ABD Savunma Bakanı Mark Milley telefonla görüştü. Görüşmede, ABD'nin Suriye'den askerlerini çekme kararıyla ilgili "ortak çıkarlar" ele alındı. 

ABD ile Rusya'nın yakın işbirliği içinde hareket ederek kuzey Suriye'deki bazı bölgelerde hakim güçleri değiştirdiğini, Newsweek'e konuşan ABD Savunma Bakanlığı'ndan (Pentagon) üst düzey bir yetkili de doğruladı. 

Salı günü yayımlanan Newsweek haberine göre ABD ordusu Menbic'ten çekilirken, Rus ordusunun Esad güçleriyle birlikte bölgede konuşlanmasına yardımcı oldu. 

Emrin Pazartesi günü geldiğini ve 24 saat içinde çekilmenin tamamlanması için çalıştıklarını belirten yetkili, "Uzun süredir bölgede olduğumuz için, Rus güçlere, daha önce güvenli olmayan bölgelere hızlıca giriş yapmaları konusunda yardımcı olduk. Bu, aslında bir 'devir-teslim'. Ayrılırken olabildiğince hızlı olmak için taşınacak her şeyimizi alıp, taşınamayan hassas malzemeleri yok ettik." dedi. 

Aynı gün ABD Başkanı Donald Trump, Pence ve Dışişleri Bakanı Mike Pompeo'nun Ankara'ya gelerek "ateşkes" için Cumhurbaşkanı Erdoğan'la görüşeceklerini açıkladı. 

Perşembe günkü görüşmeden "operasyonun durdurulması" kararı çıktı. 

BBC Türkçe'ye bilgi veren bir Türk güvenlik yetkilisi, ABD'nin İran'ın Irak sınırında geçerek Suriye'nin güneydoğusunda etkisini artırmasını istemediğini, bu sebeple güneydeki varlığını koruyarak YPG ile işbirliğine devam edeceğini söyledi. 

Trump da, ABD askerlerinin güneyde Fırat Nehri yakınlarındaki askeri üste varlığını sürdüreceğini açıkladı. 

Fırat Nehri'nin karşı tarafında, İran'a bağlı milis gruplar var. Zaman zaman bu milis gruplarla YPG arasında küçük çaplı çatışmalar da çıkmıştı. 

YPG'nin katılacağı iddia edilen 5. Kolordu da, Suriye ordusunun 2016 sonunda Rusya'nın oluşturduğu ve komutasını elinde bulundurduğu bir parçası. Bu kolordudaki askerlerle İran'a bağlı milisler arasında küçük çaplı çatışmalar çıktığı da, uluslararası basına zaman zaman yansıyor.


19 Ekim 2019







Suriye’nin geleceğini Ruslar dizayn ediyor

Ahmet Heuckeroth / Barış Kaygusuz
© Deutsche Welle Türkçe 

Barış Pınarı Harekâtı sürerken, gazeteci Hüsnü Mahalli Suriye’de yaşanan tüm süreçlerin önceden planlandığını savundu. DW Türkçe’ye konuşan Mahalli, Suriye’nin geleceğini Rusların dizayn ettiğini söyledi.

Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine yönelik giriştiği askeri operasyonun ardından bölgede peş peşe sıcak gelişmeler yaşanırken, gazeteci Hüsnü Mahalli Suriye’de yaşananları DW Türkçe için değerlendirdi.

Suriye’de yaşanan tüm süreçlerin önceden planlandığını savunan Mahalli, Suriye’nin geleceğini Rusların dizayn ettiğini, Ankara’nın ise İdlib’den vazgeçmiş olabileceğini söyledi. Suriye’nin genelinde çok kısa süre içerisinde daha net bir fotoğraf oluşacağını ifade eden Mahalli, Türkiye’nin düzenlediği askeri harekâtın gerçek kazananının ise Suriye devleti olduğunu belirtti. 

Mahalli ayrıca Rojava’daki Kürtlere Suriye devleti tarafından bazı haklar tanınacağını tahmin ettiğini söyledi. 

"Gelişen bütün süreçler planlanmış”

Esad rejimine bağlı güçlerin Suriye Demokratik Güçleri ile anlaşarak ülkenin kuzeyine yönelmesinin ardından Türk Silahlı Kuvvetleri ile Suriye ordusunun karşı karşıya gelme ihtimali üzerine konuşan Mahalli, “Karşı karşıya geleceklerini sanmıyorum. Gelişen bütün süreçler planlanmış diye düşünüyorum. Öyle olmasa Türkiye, Fırat’ın doğusuna girmezdi, Rusya da buna izin vermezdi. Dolayısıyla Menbiç’e ya da Kobani’ye ya da Haseke’de Suriye askerlerinin ilerleyişi devam ederken, askeri anlamda karşılaşma çok tehlikeli boyutlarda gerçekleşirdi. Onun için böyle bir olasılık görmüyorum. Bu süreç nasıl planlandıysa öyle devam edecek diye düşünüyorum. Ruslar açısından nereye kadar çizildiyse oraya kadar gidilecek. Suriye hükümeti ile PYD arasında devam eden görüşmeler de Rusların kontrolünde devam ediyor. Dolayısıyla Suriye’nin geleceğini şu anda iç dinamiklerin dışında Ruslar dizayn ediyor.” ifadelerini kullandı. 

ABD’nin Suriye’den çekilmesinin Rusya ile yapılan bir ön anlaşmayla gerçekleştiğini düşündüğünü söyleyen Mahalli, “Amerikalılar çekiliyor. Yalnız Amerikalılar değil, Fransızlar, İngilizler ve İtalyanlar da var. Onlar da çekilecek. Suriye’nin geleceğiyle ilgili olarak, yalnız Fırat’ın doğusuyla ilgili değil, bir dizayn hazırlığı söz konusu. Bugün Suudi Arabistan’a yarın Birleşik Arap Emirlikleri’ne gidecek olan Putin’in Arap medyasına verdiği demeç göz önünde bulundurulursa ciddi bir toparlanmadan söz edilebilir. Hiçbir şey kendiliğinden gelişmedi. Uzun süredir çalışılıyor. Başta Astana ve Soçi olmak üzere. Dikkat ederseniz İdlib’den kimse söz etmiyor. Yoksa hatırlayın, İdlib ne kadar gündemdeydi. Her şeyin belli bir zaman dilimi için dizayn edildiğini düşünüyorum. Kısa süre içerisinde her şeyin netleşeceğini tahmin ediyorum.” şeklinde konuştu. 

“Ankara büyük olasılıkla İdlib’den vazgeçti” 

Suriye’de yaşanan gelişmeler ışığında ‘Ankara İdlib’den vaz mı geçti?’ sorusuna ‘Büyük olasılıkla’ şeklinde yanıt veren Mahalli, “Çünkü başka türlü olmaz. Putin’in Arap medyasına verdiği demeçte, İdlib’de teröristlerin olmasına izin vermeyecekleri yönünde bir cümlesi vardı. Nusra Örgütü kendini feshedecek. Suriyeli olanlar Suriye devleti ile Türkiye arasında bir şekilde formülize edilecek. Yabancı olanlar için de tıpkı Trump’ın Erdoğan’a ‘Şu IŞİD’çilerin çaresine bak’ dediği gibi, Putin’in de Erdoğan’a ‘Şu Nusra’cıların çaresine bak’ dediğini biliyoruz. Dolayısıyla Fırat’ın doğusunda fotoğraf netleşince Fırat’ın batısında da benzer gelişmeler yaşanacağını düşünüyorum.” dedi. 

“Kürtlere bölgede bir takım haklar verilecek” 

Türkiye'nin operasyonu, ABD'nin Suriye'den çekilmesi ve Esad rejimiyle Suriye Demokratik Güçleri'nin yakınlaşmasının ardından Kürtlere ne olacağıyla ilgili de değerlendirmelerde bulunan Mahalli, bunu anlamak için bugünkü gelişmeleri değerlendirmenin yeterli olmayacağını, tarihsel süreçlere de bakılması gerektiğini vurguladı. 

Mahalli, “Bu bölgelerin haritaları İngiltere ve Fransa tarafından çizilirken, ne yazık ki Kürtlere bir şey verilmedi. Belki o zaman planlanmıştı, Kürtler bu dört ülke arasında sıkışsın kalsın ve bu dört ülke yüz yıl süreyle bu Kürtlerle uğraşsın dursun. Nitekim öyle de oldu. Tarihte ilk Kürt cumhuriyeti olan Mahabad Cumhuriyeti 1946’da kurulduğu zaman Ruslar tarafından, Sovyetler tarafından desteklenmişti. Bir yıl sonra Amerikalılar kazık attı, Cumhuriyet dağıldı. Sonraki tüm süreçlerde Batılı ülkeler Kürtlere hep ihanet etti. Önce destek verdi, sonra bıraktı. Irak’ta da, Türkiye’de de, İran’da da. Maalesef hep böyle oldu.” ifadelerini kullandı. 

Şu andaki süreçte Suriye devleti ile Kürtlerin bir araya gelerek anlaşacaklarını düşündüğünü ve bu anlaşma çerçevesinde Rojava’da Kürtlere bir takım haklar tanınacağını tahmin ettiğini belirten Hüsnü Mahalli, “Bu dört ülke kendi Kürtleriyle kavga ederken, komşu ülkelerinin Kürtlerine destek verdi. Bu ülkelerin tümünde Kürtler kendi aralarında kavga etti. Türkiye’de Türk devleti PKK’yla savaşırken, 100-150 bin civarında köy korucusu Türk devletiyle oldu. Kuzey Irak’ta Barzani ve Talabani hep kavga etti. Bir tek Suriye’de devletle Kürtler savaşmadı tarih boyunca. Tarihsel ve sosyolojik birçok şeyi bir araya getirirsek bugünü anlayabiliriz. Şu andaki süreçte Suriye devletiyle Kürtlerin bir oturup anlaşacaklarını tahmin ediyorum. Kürtlere, Rojava denilen bölgede bir takım hakların verileceğini tahmin ediyorum. Suriye devletinin de yaptığı hatalardan ders alacağını düşünüyorum.” şeklinde konuştu. 

“Harekâtın kazananı Suriye devleti olacak” 

Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde SDG’nin kontrolündeki bölgelere yönelik düzenlediği askeri operasyonun Suriye devletinin işine yarayacağını söyleyen Mahalli, “Bu harekâtın kazananı Suriye devleti olacak. Düzenleme öyle yapıldı. Bu Astana’da başladı aslında. Hatta biraz geriye gidersek, Haziran 2016’da Erdoğan’ın Putin’den özür dilemesiyle başladı. Çünkü bu tür büyük olaylar, ayaküstü olmuyor. Hele hele karşınızda Putin gibi bir çar söz konusuysa her şey en ince şekilde planlanmıştır.” dedi. 

Suriye’deki problemlerin çok kısa süre içerisinde çözüleceğine inandığını söyleyen Mahalli, “Suriye devletinin kurtarılması, toprak bütünlüğünün sağlanması, terör örgütlerinin bitirilmesi gerekiyordu. Zaman zaman aksamalar oldu, kopma noktasına gelindi. Türkiye baştan beri Suriye’de ideolojik olarak davranıyor. Onun kompleksleriyle zaman zaman problemler çıktı. Ama Putin çok sakin bir şekilde bütün problemleri aştı. Olağanüstü bir şey çıkmazsa, Suriye’de çok kısa süre içerisinde birçok problem çözülmüş olur.” ifadelerini kullandı. 






Trump'ın tavır değişikliği ne anlama geliyor?

Suriye sınırında hazırlık: Trump'ın Fırat'ın doğusuna askeri operasyon konusundaki tavır değişikliği ne anlama geliyor? 

İrem Köker BBC Türkçe


Türkiye'nin uzun zamandır dile getirdiği Suriye'nin kuzeydoğusunda, Fırat Nehri'nin doğusundaki bölgeye yönelik askeri operasyonunun yakında başlaması bekleniyor. 

Ankara operasyonun, Suriye'nin kuzeyindeki "terör unsurlarının temizlenmesi" ve oluşturulacak güvenli bölgeye mültecilerin yerleştirilmesi amacıyla gerçekleştirileceğini söylüyor. 

Söz konusu bölge, Kürtlerin kontrolü altında. Askeri olarak ise ana gövdesini Demokratik Birlik Partisi'nin (PYD) silahlı kanadı Halk Savunma Birlikleri (YPG) ile Kadın Savunma Birlikleri'nin (YPJ) oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) tarafından kontrol ediliyor. 

SDG, ABD'nin Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütüne karşı mücadelesinde sahadaki en önemli müttefiki olmasına karşın, Türkiye tarafından YPG, PYD ve YPJ ile PKK'nın bir uzantısı ve "terör örgütü" olarak nitelendiriliyor. 

Türkiye, güvenli bölge önerisini 2012'den gündeme getiriyor. Ancak bu öneriye, hem eski ABD Başkanı Barack Obama hem de halefi Donald Trump bugüne kadar sıcak bakmıyordu. 

Son olarak, yaz ayları boyunca Türkiye ile ABD arasında güvenli bölge kurulması konusunda görüşmeler yürütüldü. Oluşturulan ortak güvenlik mekanizması, SDG'nin ağır silahlarını geri çekmesi, SDG'nin sınırdan içeriye çekilmesi ve ABD ile Türk askerlerinin ortak devriye uçuşları yapmasını öngörüyordu. 

Bu nedenle, Trump'ın Türkiye'nin Fırat'ın doğusuna operasyon düzenlemesine yönelik itirazı geri çekerek, doğrudan bir askeri müdahalenin önünü açması da bu anlamda önemli bir politika değişikliğine işaret ediyor. 

Trump'ın bu kararına bazı Kongre üyeleri sert tepki gösterirken, analistler görevden azil soruşturması nedeniyle zor bir dönemden geçen Başkan'ın iç politikaya yönelik bir hamle yaptığı görüşünde. 

ABD'de Trump yönetimine yakın isimler ise bu kararın bir politika değişikliği olmadığını, aksine ülkenin Orta Doğu politikasıyla tutarlı bir adım olduğunu savunuyor. 

Trump neden böyle bir karar aldı? 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Trump'ın telefon görüşmesinin ardından yapılan açıklamada, özellikle iki nokta ön plana çıktı. 

Bunlardan ilki ABD'nin Türkiye'nin operasyonuna katılmayacağı yönündeki ifade oldu. 

Açıklamada, "Türkiye, yakında Kuzey Suriye'ye yönelik uzun zamandır planladığı operasyonu başlatacak. ABD Silahlı Kuvvetleri, bu operasyonu desteklemeyecek ve bir parçası da olmayacak ve kontrol ettiği topraklarda 'Halifelik' ilan eden IŞİD'i mağlup eden ABD güçleri, bu operasyona yakın noktalarda olmayacak" denildi. 

Böylece ABD'nin Fırat'ın doğusunda, Türkiye'nin operasyon düzenlemesi beklenen bölgedeki askerlerini geri çekeceği ve operasyona dahil olmayacağı net bir dille ifade edildi. 

Açıklamada ikinci vurgu da ABD'nin IŞİD ile mücadelesine yönelikti. 


IŞİD'in mağlup edildiğini belirten Beyaz Saray; Fransa, Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinin Suriye'nin kuzeyinde yakalanan militanları geri almak istemediklerini belirtti. 

Açıklamada, "ABD, çok uzun sürme ve vergi mükelleflerine çok büyük bir maliyet getirme ihtimali olan bir süreç boyunca bu kişileri elinde tutmayacak. Türkiye, son iki yıl içerisinde bu bölgede yakalanan IŞİD militanlarından sorumlu olacaktır" dedi. 

Trump ise Pazartesi günü Twitter hesabından yaptığı açıklamada, ABD'nin "IŞİD'i yüzde 100 yenilgiye uğrattığını" ancak özellikle Avrupa'dan gelen IŞİD militanlarını kıta ülkelerinin geri almak istemediğini kaydetti. 

ABD Başkanı, "Kürtler bizimle savaştı ama bunun için para ve ekipman desteği aldılar. Türkiye ile on yıllardır savaşıyorlar. Ben bu savaşı yaklaşık 3 yıl boyunca geciktirmeye çalıştım ama artık bizim için, çoğu aşiret mücadeleleri olan sonu gelmeyen saçma savaşlardan geri çekilme ve askerlerimizi eve getirmenin vakti geldi" dedi. 

Karar Washington'da nasıl yankılandı? 

Trump'ın kararı, ABD'de sadece muhalifler değil, kendisine yakın bazı isimler tarafından da eleştiriyle karşılandı. 

Washington kaynakları, bu politika değişikliğinin Trump'tan kaynaklandığı ve savunma ile dış politika bürokrasisine rağmen alındığı görüşünde. Trump yönetimine yakın bazı isimler ise bu kararın IŞİD'le mücadele ve Suriye stratejisine uygun olduğunu savunuyor.

Trump'a yakınlığıyla bilinen Fox News, bu kararın Washington'da "şok dalgaları" yarattığını yazdı. Fox News'a konuşan ABD'li yetkililer, Savunma Bakanlığı'nın (Pentagon) bu karara "tamamen hazırlıksız yakalandığını" söyledi. 

Haberde, bu kararın bazı yetkililer tarafından IŞİD'le mücadelede ABD'nin yanında olan Kürtlere "ihanet" niteliğinde görüldüğü belirtildi. 

Trump'ın dış politikasının en önemli destekçilerinden biri olan Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham, konuyla ilgili Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ile bir görüşme ayarlamaya çalıştığını söyledi. 

Graham, bu kararın basına yansıdığı şekliyle olması halinde "felakete mahkum" olduğunu belirtti ve söz konusu planın hayata geçirilmesi halinde, Senato'da kararın iptal edilmesini isteyen bir karar çıkartacaklarını söyledi.

Graham daha sonra Fox televizyonunda katıldığı canlı yayında, Başkan'ın IŞİD'in yenilgiye uğratıldığı yönündeki açıklamalarının doğru olmadığını belirterek, Türkiye'nin Suriye'ye girmesi halinde Kongre ile ilişkilerinin bozulacağını aktardı. 

Graham, "Türkiye'nin Suriye'ye adımını atması halinde, ordusu ve ekonomisine yaptırım uygulanması için elimden gelen her şeyi yapacağım" dedi. 

Trump'ın seçildikten sonra yaptığı ilk atamalardan biri olan ancak kısa bir süre önce istifa eden ABD'nin eski BM Büyükelçisi Nikki Haley de kararı eleştiren isimlerden biri oldu. 

Haley, #TurkeyIsNotOurFriend (Türkiye dostumuz değil) etiketiyle birlikte paylaştığı Twitter mesajında, "Eğer arkamızı kollamalarını istiyorsak, her zaman müttefiklerimizi desteklememiz gerekir. Kürtler, Suriye'de IŞİD'e karşı başarılı mücadelemizde kilit rol oynadı. Onları ölüme terk etmek büyük bir hata" dedi. 

Bu karar neden şaşkınlık yarattı? 

BBC Türkçe'nin sorularını yanıtlayan analistlerden ABD merkezli düşünce kuruluşu Bipartisan Policy Center'ın ulusal güvenlik programında çalışan Türkiye uzmanı Nicholas Danforth, yapılan açıklamanın Washington'da yarattığı şaşkınlığın ABD'de karar mercilerinde bozukluğu ortaya koyduğunu söyledi. 

Nicholas Danforth, "Bu açıklamanın Washington'da yarattığı şok aslında ABD politika yapma sürecinin ne kadar bozuk olduğunun da bir göstergesi. Bu karar, ABD'nin bugüne kadar yürüttüğü Suriye politikasının da sona erdiğini ortaya koyuyor" dedi. 

Danforth, Trump'ın aslında bir yılı aşkın bir süredir Suriye'deki ABD askerlerini çekmek istediğini ve ABD'nin bundan sonrasında da IŞİD konusunda yeni bir stratejiye ihtiyaç duyacağını belirtti. 

Pentagon tarafından kısa bir süre önce hazırlanan bir rapora göre, şu anda Suriye'nin kuzeyinde bulunan kamplarda yaşayan IŞİD militanları ve aile üyelerinin sayısı 45 bin civarında. Raporda, 10 bin kadar militanın da tutuklu olduğu belirtildi. 

Türkiye ise Suriye'de tutuklu bulunan IŞİD militanlarıyla ilgili ortaya atılan sayıların "abartılı" olduğunu söylüyor. 

Trump'a yakın düşünce kuruluşlarından Heritage Foundation'ın ulusal güvenlik ve dış politikadan sorumlu Başkan Yardımcısı James Carafano'ya göre, bu karar ABD'nin hem Orta Doğu hem de IŞİD'le mücadele stratejisine uygun atılmış bir adım. 

Carafano, "Bu kararı, ABD politikasında bir değişim olarak görmüyorum. ABD'nin politikası (Suriye) rejimiyle mücadelede istikrarlı bir bölgenin oluşması. Ve bu karar da Türk hükümetinin güvenli bölgeye girmek, sınırlarını koruma altına almak ve mültecilerin yeniden yerleştirilmesine olanak tanımak gibi yapacağını söylediği şeyleri hayata geçirmesi halinde, ABD politikasıyla uyumlu" dedi. 

Carafano, "Bana göre Trump'ın en önemli seçim vaadi, ABD askerlerinin çıkarlarına uygun olarak gerekli yerlerde, gerektiği kadar kalacağı yönündeydi ve seçmenler de bunu yapmasını bekliyor. Şimdi Suriye'den askerlerin çekilmesi de bu vaade uygun bir adım" diye konuştu. 

Türkiye'nin müdahalesiyle bu bölgenin IŞİD'in eleman ve lojistik destek alamayacağı bir alana dönüşmesinin de ABD'nin politikasına uygun olduğunu belirten Carafano, Türk hükümetinin verdiği sözü tutmaması halinde ABD'nin de bu durumun kendi politikasına uyumlu olup olmadığını gözden geçirmek durumunda kalacağını ifade etti. 

Trump, akşam saatlerinde konuyla ilgili başka Tweetler de attı. Bu mesajlarda ABD Başkanı, Türkiye'nin "çizilen çerçeveyi aştığını" düşmesi halinde, "Türk ekonomisini, daha önce yapmıştım, tamamen yerle bir ederim ve mahvederim. Avrupa ve diğerleriyle birlikte yakalanmış olan IŞİD militanları ve ailelerine gözkulak olmalıdır. ABD, IŞİD'in kontrol ettiği toprakların tamamını ele geçirerek, kendisinden beklenenden fazlasını yaptı" dedi. 

Trump bu kararla neyi amaçlıyor? 

Peki Trump, bürokrasi ve Senato'nun itirazlarına rağmen, Suriye'nin kuzeydoğusuyla ilgili neden politika değişikliğine gitti? 

Trump'ın hamlesi, azil soruşturması nedeniyle zor bir dönemden geçtiği bir zamanda iç politikaya yönelik atılmış bir adım olarak görülüyor. 

ABD Başkanı, Twitter üzerinden yaptığı açıklamada da ABD'nin bundan sonra yalnızca kendi çıkarına uygun yerlerde ve kazanmak adına savaşa gireceğini söyledi. 

Brown Üniversitesi'nde doktora çalışmalarını sürdüren ve aynı zamanda Ankara merkezli TUM Strateji'nin Araştırma Direktörü olan Selim Sazak'a göre, şartların değişmesi nedeniyle aslında tavır değiştiren ABD politika yapıcıları değil, Başkan Trump. 

Bu hamlenin iç politikaya yönelik bir adım olarak görülmesi gerektiğini aktaran Sazak, "Trump'ın seçim vaatlerinden birisi Orta Doğu'daki mevcut savaşları bitirmek ve Amerika'nın enerjisini öncelikle Çin'e, sonra da İran'a yöneltmekti. Dolayısıyla aslında Trump ile Erdoğan en başından beri aynı şeyi istiyordu" dedi. 

Sazak, Trump'ın Suriye'den geri çekilme planlarını hayata geçirmesi konusunda elini bağlayanın ABD güvenlik bürokrasisi olduğunu ve eski Savunma Bakanı Jim Mattis'in istifa nedenleri arasında bunun da bulunduğunu belirtti. 

ABD'de başkanlık seçimlerinin yaklaştığını ve Kongre'de başlatılan azil süreci soruşturması nedeniyle Başkan'ın işinin giderek zorlaştığını belirten, Sazak, "Çin'le ticaret savaşı, Meksika sınırına duvar inşa edilmesi gibi diğer vaatlerde kaydadeğer bir başarı gösterilemedi. Trump şimdi 'Askerlerimizi eve getireceğim dedim ve getirdim; Amerika'nın parasını Amerikan halkı için harcayacağız' diye aylarca konuşacak ve böyle bir şeye ihtiyacı var. Üstelik ticaret savaşları ya da göçmen politikasının aksine bu, görünürlüğü yüksek ama vatandaşa gündelik etkisi olmayan bir başarı" dedi. 

ABD'nin IŞİD ile mücadele kapsamında Suriye'de 2 bin civarında askeri bulunuyor. Bu askerlerin önemli bir bölümü, ABD'nin IŞİD'e karşı sahadaki en önemli askeri müttefiki olan SDG'nin kontrolü altında olan bölgelerde yer alıyor. 

ABD'nin ayrıca Suriye'nin kuzeyinde yine Kürtlerin kontrolü altında olan altı yerde hava üssü, Haseke'de de radar üssü bulunuyor.





Suriye sınırında hazırlık

5 soruda Fırat'ın doğusunda yapılacağı açıklanan operasyon

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump arasında dün akşam yapılan telefon görüşmesinin ardından Türkiye'nin Suriye'nin kuzeyine yönelik olası operasyonunun da kısa süre içerisinde başlaması bekleniyor. 

Görüşmede, ABD askerlerinin Fırat Nehri'nin doğusunda kalan kısımdan çekilmesi ve burada tutulan Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) militanlarının sorumluluğunun da Türkiye'ye verilmesi öngörülüyor. 

Türkiye, son dönemlerde yaptığı sınıra askeri yığınak çalışmalarına ise bugün itibarıyla hız verdi. Erdoğan bugün yaptığı konuşmada, ABD askerlerinin çekilmeye başladığını söyledi. 

Reuters haber ajansına konuşan üst düzey bir Türk yetkili de Türkiye'nin büyük olasılıkla operasyon bölgesindeki ABD askerleri çekilene kadar bekleyeceğini belirtti. 

Türkiye'nin düzenleyeceği operasyonun ayrıntıları ise henüz bilinmiyor.


Türkiye'nin operasyon düzenlemek istediği bölge kimin kontrolünde? 

Türkiye'nin operasyon düzenlemek istediği bölge, Suriye'nin kuzeyinde, Fırat Nehri'nin doğusunda kalan bölgeyi kapsıyor. 

Bu bölge, Kürt güçlerin kontrolü altında bulunuyor. Bölgenin yönetim farklı özerk bölgeler arasındaki koordinasyonu sağlamak adına kurulan Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi'ne bağlı. 

Askeri olarak ise Suriye Demokratik Güçleri (SDG) tarafından kontrol ediliyor. SDG'nin ana gövdesini Kürtlerin kurduğu Demokratik Birlik Partisi'nin (PYD) silahlı kanadı Halk Savunma Birlikleri (YPG) ile Kadın Savunma Birlikleri (YPJ) oluşturuyor. 

SDG, başta ABD olmak üzere Batı'nın IŞİD'e karşı sahadaki en önemli müttefiki konumunda bulunmasına karşın Türkiye tarafından PYD ve YPG ile birlikte PKK'nın uzantısı ve "terör örgütü" olarak nitelendiriliyor. 

Türkiye'nin operasyon düzenlemek istediği alan aynı zamanda, Suriye'deki iç savaşın henüz ilk yıllarında Kürtler tarafından özerklik ilan edilen bölgeyi de içeriyor. 

Fırat'ın doğusunda kalan bu bölgede Suriye ordusu ile Kürt güçler arasında çatışma yaşanmadı. Suriye ordusu iç savaşın henüz başlarında kendi isteğiyle buralardan çekilerek, yönetime Kürtlere bıraktı. 

Daha sonra ise bu bölgede yaşanan çatışmalar ağırlıklı olarak Kürt güçler ile radikal İslamcı gruplar arasında oldu. 

Bölgenin bir bölümü, bir dönem IŞİD'in kontrolüne geçti. Ancak ABD'nin önderliğindeki IŞİD ile mücadele koalisyonunun desteğiyle özellikle 2014'ten sonra yürütülen operasyonlarla tekrar Kürt grupların kontrolü altına girdi. 

Türkiye de Ağustos 2016'da başladığı Fırat Kalkanı operasyonuyla, sınırın Suriye tarafında, Cerablus ile Azez arasındaki hatta IŞİD'in kontrolüne son vererek, buraya asker ve kendisine bağlı Özgür Suriye Ordusu'nun güçlerini yerleştirdi. 

Türkiye'nin Ocak 2018'de düzenlediği Zeytin Dalı Harekâtı ile Afrin'i de almasının ardından sınırın İdlib'e kadar olan kesimini kontrolü altına almış oldu. 

Böylece, Fırat Nehri, Türkiye ile Kürt güçler arasında doğal bir sınır oluşturmaya başladı. 

Türkiye neden operasyon düzenlemek istiyor? 

Türkiye, bugüne kadar Suriye'ye yönelik iki sınır ötesi kapsamlı operasyon düzenledi. 

Türkiye, Ağustos 2016'daki Fırat Kalkanı Operasyonu ve Ocak 2018'deki Zeytin Dalı Harekatı ile ilgili yaptığı açıklamalarda, sınırın Suriye tarafından IŞİD ve SDG'nin düzenlediği saldırılara maruz kaldığını ve bu nedenle de amacının "terör tehdidini" azaltarak, güvenliğini artırmak olduğunu söylüyordu. 

Türkiye, ayrıca, bu bölgelere, kendi topraklarında yaşayan Suriyelilerin yerleştirileceğini de belirtiyordu. 

Fırat'ın doğusuna yönelik olası operasyon için de benzer amaçlar dile getiriliyor. Türkiye, uzun zamandır sınırın Suriye tarafından 25-30 kilometre içeride bir güvenli bölge kurulması ve kendisine yönelik tehditlerin azalmasının yanı sıra buraya mültecilerin yerleştirilmesi gerektiğini söylüyordu. 

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, attığı Twitter mesajlarında, operasyonun Suriye'nin toprak bütünlüğü içerisinde iki amacı olduğunu belirterek, "Terör unsurlarını temizleyerek sınırlarımızı güvence altına almak ve mültecilerin güvenli bir şekilde dönüşünü sağlamak" dedi. 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da, Suriye'nin kuzeyinde, 910 kilometrelik sınır hattı boyunca, 30 kilometre derinlikteki güvenli bölgede konutlar inşa edilmesi ve böylece şu anda çadırkentler ile kamplarda yaşayan Suriyelilere "insanca yaşama imkanı" sağlanacağını söyledi. 

Erdoğan, Eylül ayı başında yaptığı bir açıklamada, "250 metrekarelik, yerel mimarisiyle konutlar yapsak. 300 metrekare de olabilir. Bir de çevresinde şöyle bir ufak, 100-150 metrekare bahçesi olsa, onu da ekip biçse. Bu insanlar hiç olmazsa, hazır balık değil, balık tutmayı da orada öğrenmiş olur. Bunu yapalım" diye konuştu. 

Temmuz ayında açıklanan verilere göre, Türkiye'de kayıtlı olarak 3,6 milyon Suriyeli yaşıyor. Yine Temmuz ayında yapılan açıklamalara göre, bugüne kadar ülkesine temelli geri dönüş yapan Suriyeli sayısı da 337 binin üzerinde. 

Türkiye, Fırat'ın doğusunda kurulacak olan güvenli bölgeye 2 milyon Suriyelinin yerleştirilebileceğini savunuyor. 

Bölgenin Kürtler açısından önemi nedir? 

Fırat'ın doğusunu oluşturan bölge, Suriyeli Kürtler açısından büyük önem taşıyor. 

Suriyeli Kürtler, 2012 yılında özerklik ilan etti. 2018 yılında da Rojava olarak bilinen bölgede Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi kuruldu. 

Kürtlerin ilan ettiği bu özerk yönetimin kapsadığı alanlar içerisinde Afrin, Fırat, Cezire, Menbic, Rakka, Tabka ve Deyrizzor yer alıyor ve bunların önemli bir bölümü Fırat Nehri'nin doğusunda bulunuyor. 

Bu bölgelerden Afrin'i Türkiye, halihazırda kendisine bağlı Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) güçleri ile birlikte kontrol altında tutuyor. 

Bu nedenle, Türkiye'nin olası operasyonu, Kürtlerin ilan etmiş olduğu bu özerk yönetim bölgelerinin önemli bir kısmını doğrudan etkilemesi bekleniyor. 

Özellikle etkilenecek yerler Fırat bölgesi içinde yer alan Kobani ve Tel Abyad, Cezire kantonu içindeki Haseke, Serekaniye ile Türkiye'nin Irak sınırına doğru ilerlemesi halinde Kamışlı ve Derik bölgeleri olarak sıralanıyor. 

Suriye Demokratik Güçleri (SDG)# sabah saatlerinde yaptığı açıklamada, Türkiye'nin olası operasyonunun bölge için olumsuz sonuçları da beraberinde getireceğini ve topraklarını "ne pahasına olursa olsun savunacaklarını" söyledi. 

SDG'nin açıklamasında, ABD'nin geri çekilmesinin ve kurulan güvenlik mekanizmasının çökmesinin ilk sonucunun da, "Rusya'nın desteklediği Suriye rejim güçlerinin Menbic şehrine doğru askeri hareket düzenlemesi" olacağı belirtildi. 

ABD'nin tutumu nasıl değişti? 

ABD, Türkiye'nin Fırat'ın doğusuna operasyon konusunu gündeme getirmesinden bu yana böyle bir harekata sıcak bakmadığı biliniyor. 

Özellikle ABD Savunma Bakanlığı'ndan (Pentagon) bugüne kadar yapılan açıklamalarda, Türkiye'nin tek başına hareket etmesinin çok ciddi sonuçlar doğuracağı uyarısı yapıldı. 

Yaz ayları boyunca Türkiye ile ABD arasında konuyla ilgili çok sayıda görüşme gerçekleştirildi. 

Yapılan görüşmelerde, güvenli bölgenin derinliği, güvenli bölgenin kontrolünün kimde olacağı ve bu bölgelerden Kürt güçlerinin çıkartılması, üzerinde uzlaşma sağlanamayan üç konuyu oluşturuyordu.

O dönemde ABD'li yetkililer, önceliklerinin Türkiye ile SDG arasında çatışmanın engellenmesi olduğunu söylüyordu. 

Görüşmelerin sonunda Ağustos ayında "güvenli bölgenin" oluşturulmasına yönelik olarak bir ortak güvenlik mekanizması geliştirildi. 

Bu mekanizma kapsamında, Türkiye ile ABD, Suriye'nin kuzeyinde Kürtlerin kontrolü altında olan bölgede orta devriye uçuşları yapmaya başladı. 

SDG de buradaki bazı noktalardan geri çekilerek, güneye doğru indi. Ayrıca, sınırda yer alan Tel Abyad ve Serekaniye'deki ağır silahlarını da geri çekti. 

ABD'nin IŞİD ile mücadele kapsamında Suriye'de 2 bin civarında askeri bulunuyor. 

Bu askerlerin önemli bir bölümü, ABD'nin IŞİD'e karşı sahadaki en önemli askeri müttefiki olan SDG'nin kontrolü altında olan bölgelerde yer alıyor. 

ABD'nin ayrıca Suriye'nin kuzeyinde yine Kürtlerin kontrolü altında olan altı yerde hava üssü, Haseke'de de radar üssü bulunuyor. 

ABD askerleri ayrıca, SDG ve YPG'ye silah, mühimmat ve eğitim de sağlıyordu. 

Tüm bu gelişmelerin ışığında Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump'ın dün akşam yaptığı görüşmeden çıkan karar da Washington'ın konuyla ilgili politikasında önemli bir değişime işaret ediyor. 

Beyaz Saray'dan görüşmenin ardından yapılan açıklamada, ABD askerlerinin bölgeden çekileceği, askeri operasyona dahil olmayacağı ve son iki yıldır yakalanmış olan tüm IŞİD militanlarından da bundan böyle Türkiye'nin sorumlu olacağı ifade edildi. 

Trump, akşam saatlerinde attığı mesajda, Türkiye'nin "çizilen çerçeveyi aştığını" düşmesi halinde, "Türk ekonomisini, daha önce yapmıştım, tamamen yerle bir edeceğini" söyledi. 

Trump, Avrupa ve diğerleriyle birlikte yakalanmış olan IŞİD militanları ve ailelerine gözkulak olmalıdır. ABD, IŞİD'in kontrol ettiği toprakların tamamını ele geçirerek, kendisinden beklenenden fazlasını yaptı" dedi. 

Kim, ne tepki verdi? 

Türkiye ile ABD arasında, Suriye'nin kuzeyine yönelik gelinen son nokta başta Suriye ve Rusya olmak üzere bölgedeki diğer aktörleri de yakından ilgilendiriyor. 

Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov, Suriye'nin toprak bütünlüğünün mutlaka korunması gerektiğini ve Türkiye'nin de bu konuda Rusya'nın görüşünü paylaştığını bildiklerini söyledi. Peskov, "Türkiye'deki meslektaşlarımızın, her koşul altında bu pozisyona bağlı kalacaklarını umuyoruz" dedi. 

Peskov ayrıca, Suriye'de "yasadışı bulunan" tüm yabancı askeri güçlerin çekilmesi yönündeki çağrılarını da yineledi. 

Birleşmiş Milletler (BM) de Suriye'nin kuzeydoğusunda "en kötüsüne" hazırlandıklarını belirtti. 

BM'nin Suriye İnsani Yardım Koordinatörü Panos Moumtzis, Cenevre'de yaptığı açıklamada, "Neler olacağını bilemiyoruz. En kötüsüne hazırlanıyoruz" dedi ve BM'nin insani yardım koridorlarının güvenliği konusunda kaygılı olduğunu söyledi. 

Avrupa Birliği ise yaptığı açıklamada, Türkiye'nin "meşru kaygılarını" anlamakla birlikte, askeri yöntemlerle sürdürülebilir çözümlere ulaşılamayacağını defalarca dile getirdiğini vurguladı.