Sayfalar

OYUN–ENTRİKA–KUMPAS DEVAM EDİYOR!..


Halk oylaması Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları arasında Yüksek Seçim Kurulu sorumluluğunda ve hakemliğinde yapıldı. YSK siyasî iktidarla bütünleşerek hem oynatıcı ve hem de oyuncu durumuna düştü. 

Bir tarafta Evet diyen oynatıcı ve oyuncu olan iktidar cephesi, diğer tarafta Hayır diyen ve sadece oyuncu olan muhalefet cephesi vardır. 

AKP iktidarı devlet gücünü ve olanaklarını haksız olarak kullanmak suretiyle, halk oylaması sürecinde her türlü hukuksuz baskı şiddet zorbalık yöntemlerini öne çıkartarak ve rüşvet dağıtarak, Evet lehine propaganda yürüttü. 

Halk oylamasında tek sandık vardır. Türkiye Cumhuriyeti’nin ehil vatandaşları yurtiçinde ve yurtdışında yüzbinlerce sandıkta oy kullanmış olsalar da bütün sandıklardaki oylar aynı nitelikte olduğu için sayıları da tek sandıkta toplanır. Geçersiz oylar ayıklanır, Evet ve Hayır oyları sayılarak ayrılır, sonuç açıklanır. Yarıdan bir veya daha fazla oy alan taraf kazanır. 

Yurtdışındaki tüm sandıklarda sandık kurulu mühürü olmayan oylar geçersiz sayıldı. Yurtiçindeki sandıkların bir kısmında sandık kurulu mühürü olmayan oylar geçersiz sayıldı. Bir kısım sandıkta ise, mühürlü ve mühürsüz oylar geçerli sayıldı. Ayrıca, mühürsüz oyların da geçerli sayılacağı kararı oy verme süreci devam ederken açıklandı. 

Ayrı nitelikteki oylar bir sandıkta toplandı. Bırakalım hukukun üstünlüğünü, hukuk veya kanun devleti olmayı, mevcut durum insan aklına aykırıdır. Sadece bu gerekçe bile seçimin iptal edilmesi için tek başına yeterlidir. 

Daha önemlisi, halk oylamasından bir hafta önce İstanbul Borsası’nda bir milyar dolara yakın değerde hisse alımı yapılarak, Borsa 100 endeksinin % 3 oranında yükselmesi ve bazı bankaların hisse değerlerinin % 5-6 oranında artması sağlanmıştır. Halk oylaması sonucunu Evet lehine çevirmek için yapılan bu işlem, manipülasyon olmaktan ötedir, suç olan spekülasyon kapsamına girmektedir.

Alım işlemlerinin yapıldığı günlerde doların değeri anlamlı bir şekilde artmadığından, alımlarda ya Türkiye Varlık Fonu marifetiyle TCMB veya kayıtdışı (kara para) kullanıldığı açığa çıkmıştır. 

Sonuç itibariyle, finans oligarşisi “haraç” olarak aldığı 1,5 milyar dolar ile birlikte borsada hisse senetlerinin değer artışından elde ettiği fiftik kâr nedeniyle bir hafta içinde milyarlarca dolar kazanmıştır. Bu kazancın yanında AKP iktidarının küçük esnafa verdiği krediler ve babaannelere veya anneannelere dağıttığı paralar çekirdek parası bile değildir. 

Dört büyük bankanın 2017’nin ilk çeyreğinde kârlarının % 45 civarında artması, yukarıda belirtilen borsa işlemini açıklayan yeterli kanıttır. 

Asıl önemli olan, halk oylaması sonucunu kendi lehine çevirmek ve ne olursa olsun kazanmak üzerine kurulan kumpastır. 

1) Yukarıda belirtilen yaptırımlar halk oylamasında kazanmaya yetmez ise, kazanmak için ne yapmalı? 

2) Muhalifler halk oylamasında kazanırsa, iktidarın kazanması için ne yapmalı? 

Halk oylaması sonuçları açıklandı. Açıklamaya göre % 51,4 – % 48,6 oranında Evet diyen iktidar cephesi kazandı. 

Bizim gücümüz sonucu değiştirmeye yetmez. Görevimiz, oynanan oyunu, yapılan entrikayı, kurulan kumpası, açıkça  ortaya çıkartmaktır. 

Muhalefet “Seçim iptal edilsin!..” diye itiraz ediyor. Biz de sonuna kadar bu itirazın yanındayız. 

Muhalefet daha aktif yasal eylemler yaparak iktidarı köşeye sıkıştırıp çaresiz bıraksaydı, iktidar ve dolayısıyla YSK ne yapacaktı? 

YSK hemen toplanacaktı, açıkladığı halk oylaması sonucunu oybirliği ile iptal edecekti, mühürsüz oyların geçersiz olduğuna ve oyların yeniden sayılmasına karar verecekti. 

Görülen o ki, muhalefet de bu kararı kabul edecekti. 

YSK hiçbir hile hurda çalma çırpma usulsüzlük yapmadan oyları muhalefetin gözetimi denetimi altında yeniden sayacaktı. Doğaldır ki sonuç, açıklanmış ve iptal edilmiş sonuçtan farklı çıkacaktı. Açıklanacak sonuç % 55 Evet – % 45 Hayır olacaktı. Yine iktidar kazanacaktı. Muhalefet oy hırsızı olmakla suçlanacaktı. 

1950’li yıllarda İstanbul’da “Yazı mı, Tura mı?..” oyunu oynatan kişiler vardı. Bunlar, biri oynatıcı ve ikisi çömez olmak üzere üç kişilik ekipten oluşurdu. Amaçları, göç nedeniyle Anadolu’dan İstanbula gelmiş saf insanların parasını kumpas kurup hile yaparak çalmaktı, çarpmaktı, ütmekti, söğüşlemekti. 

“Yazı mı, Tura mı?..” oynatan kişide, iki tarafı da yazı veya tura (tuğra) olan iki metal para vardır. Çömezlerin görevi, oyuncu toplamak ve oyuncuların oyuna tekli sayıda (1-3-5-7- gibi) veya bir tarafa yığılacak şekilde katılımını sağlamaktar. 

Oynatıcı kişi “Yazımı, Tura mı?..” diye sorar. “Yazı!..” diyenler bir tarafa ve “Tura!..” diyenler diğer tarafa geçer. “Yazı!..” diyenler çoğunluktaysa, oynatıcı kişi ikitarafı tura olan metal parayı havaya atar ve  yakalalayıp elinin üstüne koyar, diğer eliyle üzerini örter, oyuncuların dikkatini çektikten sonra elini paranın üstünden kaldırır. İki tarafı da tura olan parayı attığı için, tura gelmiştir. “Tura!..” diyenler çoğunlukta olursa, iki tarafı da yazı olan para atılacaktır ve yazı gelecektir. 

Oyuncuların sayısı ve bir yana yığılması ne olursa olsun, yazı tura oynatan hep kazanır.

Çünkü: 

1) Oyunda kullanılan iki para vardır, birinin iki tarafı yazıdır, diğerinin iki tarafı turadır. 

2) Paranın hileli olduğunu ve oyunda hile yapıldığını, oynatıcı ve çömezleri bilir, oyuncular bilmez. 

Gelelim asıl meseleye. Kumpasın oyun alanı; daha önce muhalefetin belediye başkanlığı kazandığı ve oy potansiyelinin % 59 – % 85 oranında olduğu yerler;

İstanbul (Adalar % 73 – Avcılar % 59 – Bakırköy % 77,7 – Beşiktaş % 82,9 – Kadıköy % 80 – Çatalca % 60,2 – Maltepe % 61 – Sarıyer % 59 – Beylikdüzü % 59 – Silivri % 59,8); Ankara (Çankaya % 78 – Yenimahalle % 58); Bursa (Mudanya % 62 – Nilüfer % 62); Hatay (Arsuz % 76,7 – Defne % 93 – Samandağı % 92,3); Antalya (Konyaaltı % 73); Sivas (Divriği % 71 – İmranlı % 63); Balıkesir (Ayvalık % 73,9); İzmir % 68,8 ; Muğla % 74,4 ; Şırnak % 75,5 ; Edirne % 70,6 ; Tekirdağ % 70,6 ; Mersin % 64 ; Diyarbakır % 67,6 ; Tunceli % 81,7 

YSK’nın 16.04.2017 tarihli öğleden önce aldığı 559 sayılı Karar; mühürsüz oylar geçersizdir. 

YSK’nın 16.04.2017 tarihli öğleden sonra aldığı 560 sayılı Karar; mühürsüz oylar geçelidir. 

Bu kararlar, YSK ve çömezleriyle sandık başkanı ve çömezlerinin elinde iki tarafı da yazı veya tura olan hileli para gibidir. 

Halk oylaması itiraz üzerine yeni bir karar alınarak açıklanmış sonuç iptal edilirse, mühürsüz oyların geçersiz olduğuna ve oyların yeniden sayılmasına karar verilirse, kumpas kurulan alanda kullanılan mühürsüz geçersiz oyların % 70’i muhalefetin olacaktır. Burada % 70 – % 30 sonuç belirleyici orandır. 

YSK 06.04.2017 tarihinde saat 12.00’de aldığı 560 sayılı kararı değiştirebilir mi? Aynı tarihli 559 sayılı kararı nasıl değiştirdi ise, 560 sayılı kararı da aynen öyle değiştirebilir. “Sehven yazılmıştır” veya “yazımda hata olmuştur” gerekçesiyle değiştirilmesinin mümkün olduğunu, biz söylemiyoruz, YSK üyesi söylüyor. 

Zaten kumpası kuranlar, 559 ve 560 sayılı kararların gerekçelerini karmaşık ve zor anlaşılır biçimde yazmıştır, illüzyonu ve karmaşıklığı artırmak için “Evet” mühürü hikâyesini katmıştır. Ayrıca, sandık kurulu mühürü öne basılmış, arkaya basılmış, öne çıkmış, gibi ıvır zıvır şeyleri karmaşık cümlelerle yazarak 298 sayılı yasanın 101’inci maddesini ve 131/1 sayılı genelgeyi sulandırmıştır. 

Mühürsüz oyların azlığının veya çokluğunun önemi yoktur. En alt tabanı bulduktan sonra, mühürsüz oylar çoğaldıkça, sonradan mühürlenen oyların sayısı artar. Lakin, sonuç değişmez, oran değişir. 

Kumpas kurulan alan muhalefetin ortalama % 70 ve iktidarın % 30 oy aldığı  iller ve ilçeler olduğu için; bu orandan ve açıklanan toplam oy sayısından, iktidarın ve muhalefetin aldığı oylar arasındaki farktan  hareket ederek, 478 oy hata payı ile, en alt taban olan 3.447.000 sayısını hesapla tesbit ettik. 

İllerde ve ilçelerde bu sayının altına inmemek koşulu ile daha fazla sayıyı hesaba katmak, oy oranını yükseltir ama kazananı değiştirmez. Bu nedenle yuvarlama yaparak hesabımızda 4.000.000 sayısını alacacağız. 

Muhalefet itiraz edince, YSK mühürsüz oyları geçersiz saydığında; 
25.157.463 Evet + 23.779.141 Hayır = 48.936.004 geçerli oy olduğu, 
25.157.463 – 23.779.141 = 1.378.322 fark ile Evet kazandığı görüldü. 

4.000.000  mühürsüz geçersiz oy dağılımı;

4.000.000 x 0,30 = 1.200.000  mühürsüz geçersiz Evet oyu 
4.000.000 x 0,70 = 2.800.000  mühürsüz geçersiz Hayır oyu 

25.157.463 – 1.200.000 = 23.957.463  geçerli Evet oyu 
23.779.141 – 2.800.000 = 20.979.141  geçerli Hayır oyu  

23.957.463 + 800.000 (İlk sayımda mühürsüz olan, arkası mühürlenince geçerli sayılan Evet oyları) = 24.757.463 Evet 

24.757.463 (Evet) + 20.979.141 (Hayır) = 45.736.604 (yeni geçerli oy),
24.757.463 – 20.479.141 = 3.778.322  oy farkıyla Evet kazanır!

24.757.463 ÷ 45.736.604 = % 54,13  Evet, 
20.979.141 ÷ 45.757.604 = % 45,86  Hayır olur.

Muhalefet kazansaydı, iktidar itiraz edecekti. YSK mühürsüz oyların geçersiz olduğuna ve oyların yeniden sayılmasına karar verecekti. 

Bu durumda;

25.157.463 Hayır, 23.779.141 Evet, 48.936.604 geçerli oy olsaydı; 

4.000.000 mühürsüz oy dağılımı (4.000.000 x 0,70 = 2.800.000 Hayır, 4.000.000 x 0,30 = 1.200.000 Evet) sonucu değiştirecekti;

25.157.463 (Hayır) – 2.800.000 (Geçersiz) = 22.357.463 
23.779.141 (Evet) – 1.200.000 (Geçersiz) = 22.579.141 olacaktı. 

Mühürsüz oylar geçerli sayıldıktan sonra Evet oylarının arkasının mühürlenmesi, oyların yeniden sayılabileceğinin kanıtıdır. Geçerli sayılmış oyların sonradan mühürlenmesinin başka bir mantığı yoktur. 

YSK Başkanı doğru söylüyor. “Filigramlı olmayan sahte oy sandıklara girmemiştir!..” diyor. Yani “Bizden başka hile yapan olmadı!..” diyor. Ama filigramlı geçersiz Evet oy pusulası arkasına sandık kurulu mühürü basılınca (canlı görüntüleri vardır) geçerli olmuştur. Bu işlem, filigramlı sahteciliktir. 

Adamlar diyor ki, Türk parasında olduğu gibi oy pusulasında da sahteciliği önlemek için filigram vardır, filigram asıldır. Bu bir kıyasımukassim yapmaktır. Türk parasında filigram vardır ama, filigramlı paranın üzerinde TCMB Başkanı’nın imzası yoksa o para geçerli olmaz.

Ayıptır, doğru dürüst hakim olan kıyasimukassim yapmaz. 

Biz insaflı davrandık. Türkiye genelinde 800.000 Evet oyunun arkasının mühürlendiğini kabul ettik. Sandık başına 5 oy düşüyor. 

Sonradan mühürlenme işi, her sandıkta yapılmadı, muhalefetin güçlü olduğu illerde ve ilçelerde yapıldı. 

22.579.141 + 800.000 (Geçersiz olduğu halde sonradan arkası mühürlenerek geçerli sayılan Evet oyları) = 23.379.141 Evet,
22.357.463  Hayır 

Yeni genel geçerli oy sayısı;  
23.379.141 + 22.357.463 = 45.736.604 
23.379.141 – 22.357.463 = 1.021.678 fark ile yine Evet kazandı!.. 

23.379.141 ÷ 45.736.604 = % 51,1  Evet, 
22.357.463 ÷ 45.736.604 = % 48,9  Hayır! 

Kumpas nasıl çalıştı? 

Kumpas, iktidarın emriyle YSK üyesi üç kişi ve bir de çömez olmak üzere dört kişi tarafından kuruldu. Bunlar baş oynatıcıdır. YSK üyesi üç kişi, 16.04.2017 tarihli üç kararı ve gerekçesini hazırladı (559 sayılı karar, 560 sayılı karar, oylamadan sonra devreye girecek olan itirazlara verilecek cevap ve gerekçeler). 

YSK bu kararlar ile ilgili emir ve talimatları il ve ilçe seçim kurulları marifetiyle sandık kurulu başkanlarına sözlü olarak iletmekle en büyük oynatıcı olduğunu belli etmiştir. Sandık kurulu başkanları, sandık başında ve çevresinde Başbakan’dan daha yetkilidir. Sandık kurulu üyeleri, sadece verilen işleri yapar, tutanakları tutar, itirazı varsa şerh koyar, yardımcı oynatıcıdır. 

Kumpas alanı olarak ağırlıkla muhalefetin çok güçlü olduğu iller ve ilçeler seçilmiştir. 

Sandık kurulu başkanları halk oylaması başlamadan önce mühürsüz oyların geçerli olacağını bilmektedir. Oylama başladığı andan itibaren çömezleriyle birlikte seçmenlerin eline mühürsüz oy pusulası verildiği bazı bölgelerde açığa çıkmıştır. 

Oynatıcıların en büyük kozu, mühürsüz oyların geçerli olacağını bilmesidir. Oy kullanacak vatandaşların bunu bilmemesidir. 

Sonuç :

1) Bu kumpas, içeriği aynı olmakla beraber farklı biçimde kulanılmaya devam edecektir. 

2) İktidarın hedefi nehirin ötesindedir. İktidar hedefine ulaşmak için köprü yapmıştır. Halk oylaması mücadelesinde muhalefetin önüne aşılmaz dağ koymuştur. Muhalefet cephesi, aşılmaz dağı delmiştir ama, köprüyü yıkamamıştır. 

3) Muhalefet cephesinin önündeki görev, iktidarın hedefine ulaşmasını engellemek için köprüyü yıkmaktır. Yeni hedefe göre, yeni strateji ve bu stratejiyi uygulamak için yeni kadrolar şarttır. 




Sınıfsız Toplum Platformu

Köprüden önce son çıkış!..


Milli Piyango yılbaşı biletleri piyasaya çıkar çıkmaz bir tanecik “çeyrek bilet” alırım. O yıl verilecek büyük ikramiyenin çeyreği bana çıkmış gibi bol keseden harcama yaparım. Yat kat ev araba çiftlik falan filan alırım. Yurtiçi ve yurtdışı gezmelere çıkarım. Piyango sonuçları açıklanırken uçtuğumu anlarım. Her yıl bu böyle olur. Anayasa’nın ilga edilmesi yasasına halk oylamasında “Hayır” oyu verecek olanlar, aynen yılbaşı bileti almış gibi uçuyor. “Hayır” oyu vereceklerin oranı % 76’ya kadar çıkıyor. Doğru dürüst siyasetçi olduğunu iddia edenler % 63’ü garanti görüyor. Toplumu kandırmak için her türlü yanlış yapılıyor. Hak hukuk adalet masalları anlatılıyor. Toplumu germenin sakıncaları açıklanıyor. Ulusal sorun öne çıkarılıyor. Selefi sünni tarikatların önü açılıyor. Devlet gücünü ve olanaklarını haksız olarak kullanmak suretiyle örtülü padişahlık dayatılıyor. 16 Nisan’da oylama yapılacak. Sandıktan “Evet” çıkarsa, “Hayır” oyu vereceğini açıklamış yurttaşlar ile “Evet” tercihi yaptığını oylamadan önce açıklamamış olanlar, gericiliğin odağı olmuş partinin pençesinden nasıl kurtulacak? Dersimli Kemal ve Cengiz Bakkal bunu düşündü mü?.. 



NEREDEN NEREYE!..


Said Nursî’yi her türlü süfli çıkar için istismar ederek kullanan günümüzdeki  siyasetçilere, Padişah Abdülhamit’e karşı İttihat ve Terakki Cemiyeti [Partisi]’nin öncülüğünde gerçekleştirilen 1908 Temmuz İnkılabı’nın doğal sonucu olarak ilan edilen İkinci Meşrutiyet’in üçüncü gününde Selanik Hürriyet Meydanı’ndaki kürsüden, İttihat ve Terakki mensubu Bediüzzaman Said Nursî  cevap veriyor.

« Ey vatan evlatları, … Demek ki, şimdiye kadar mezarda idik. Çürüyorduk. Şimdi bu İttihad-ı millet ve Meşrutiyet ile rahm-i madere geçtik. Neşvüname bulacağız. Yüz bu kadar sene geri kaldığımız mafe-i terakkiden inşallah, mucize-i Peygamber ile şömendöfer kânun-u şer’iyye-i esasiyeye amelen ve  burak-ı meşveret-i şer’iyeye fikren bineceğiz ve vahşendengiz sahray-i kebiri bir zamanı kesirde, tekemmülü mebâdi cihetiyle tayyetmekle beraber milel-i müsabaka edeceğiz. Zira kâh öküz arabasına binmişler, yola gitmişler, biz birdenbire şömendöfer ve balon gibi mebâdiye bineceğiz, geçeceğiz. … »

109 yıl önceki bu konuşmayı bugünkü dille ifade edelim :

« Ey vatan evlatları, …

Demek ki, şimdiye kadar mezarda idik. Çürüyorduk. Şimdi milletçe gönül ve işbirliği ile başardığımız Meşrutiyet’le yeniden doğuyoruz. Gelişeceğiz. Yüzlerce sene geri kaldığımız medeniyet dünyasından, imanımızın ve kuvvet kaynağımız Peygamber’in gayesi yolundaki yolundaki mucizelerinden ilham alarak usul-ü meşveret [demokrasi] yolumuzda şömendöfer [tren] sür’atiyle ilerleyeceğiz. Onlar, bugünkü sonuçlara, öküz arabasına binmekle başlıyarak erişmişler. Amma biz?.. Biz balonla [uçakla], şömendöferle zamanı yutacağız, onlara erişeceğiz. Yabancı ülkelerde, garpta medeni ilerlemelere terakkilere yardım edecek varlıkları, fenleri, sanayii memnuniyetle alacağız. Amma bu hayatın tortusu ve günahları olan fenalıkları almıyacağız.

Ey hamiyetli vatan evlatları, …

Cemiyet millî ruhu bu yola çevirmekle bizim saadetimize yol açtı. Biz de bazı lezzetlerimizi terk ile onlara yardım edeceğiz. Zira o nimet sofrasında kendileriyle beraber oturuyoruz. Fasid fikir sahipleri, istibdad ve mezalimi arzulayanlar çıkabilir. Mazinin gömdüğü istibdadı veya seller arasında izler bırakarak kaybolmuş zulümleri bir daha temaşe etmemek için ikisinin arasına aşılmaz bir demir sed çekmek istiyorum. Çünkü inanıyorum ki; inkılâp, hürriyeti inşa edecek, onu şer’i meşveretle tamamlıyarak ve bu milletin eski satvet ve kuvvetini ihya edecektir. Şahsi garezlere yol açmadan, eksiksiz ve kusursuz oluşu bana anlatıyor ki bizim hürriyetimiz beş sabit hakikat üzerine oturmuştur.

Birinci hakikat; milletin varlığıdır.  Bu kuvvet umumi efkârda tecelli eder. Milletin birlik ve beraberliğini bozmaya kalkışmak en büyük cinayettir.

İkinci hakikat; ilim ve marifettir.  Medeniyet hayattır. İşte Avrupa tarihi meydanda. … Bizim Asya ve Avrupa’daki varlığımız. Ancak bu hakikatleri omuzlarında taşıyacak kudretli devlet adamlarıyla mümkündür.

Üçüncü hakikat;  bizi dünyanın gidişine, iyiliklerine, kötülüklerine baktıracak ve iyiyi alacak  hürriyet varlığıdır. İşte ben, aslında bir köylü adam, bakınız sizlere neleri söyleyebiliyorum. Bu, hakikati arama ihtirasıdır. Fikrimiz öylesine inkişaf edecektir ki, Osmanlı gençliği arasından Eflatunlar, İbn-i Sinalar, Bismarklar, Dekartlar’ı geride bırakan kıymetler çıkacaktır. Çünkü bizim Osmanlı Ülkesi, peygamberler kaynağı, medeniyetler beşiğidir. Hürriyet yağmuruyla bu toprak öyle meyvalar verecektir ki her şeyin Şark’tan doğacağı anlaşılacaktır. Yeter ki bizler onu tembelliğimizle, şahsi garazlarımızla kurutmuş olmıyalım.

Dördüncü hakikat; bütün bu neticelerin şeriatın ruhunda bulunmuş olmasıdır.  Bu gerçeğin en büyük misali, İslamiyetin çıkışı ile cehalet ve vahşetin hükümran olduğu bir yerde eşitliği, adaleti, hürriyeti nasıl tesis etmiş olduğudur. Bütün bu olup bitenlere bakarak hüküm veriyorum ki, bizim sukutumuz [düşkünlüğümüz] ve başımıza gelen fenalıklar dört sebepten kaynaklanmaktadır. Şeriatın gayesini kavrayamamışız. Dalkavuklar çevremizi sarmış, ilmî görünürde olan cahillerin arkasından gitmişiz. Hakiki Avrupa medeniyeti zor ve güç olduğundan, ilim istediğinden onu bırakmışız. Kolay ve basit olan taklitini almaya kalkışmışız.

Beşinci hakikat şu:  Eski devirlerde hayat basit idi. Şimdi medeniyetin semereleri öylesine alemi kucakladı ki, bir milletin; bir ferdin aklı ve irfanı ile idare edilmesi imkânı yok. O halde? Ohalde, Meşveret [Danışma] müesseselerine kıymet vereceğiz. Milletin kalbi olan Mebusan Meclisi’nin yeni hayatı tesis için himmetine yardımcı olacağız.  Bir ülkede böyle bir neticeye varabilmek kolay değildir. Bu yeni hayata intibak edemeyecek olanları zaman kendiliğinden tasfiye edecektir. Yerlerinden atacağımız devlet memurlarının yenilerini yetiştirmek için kırk sene lazım. Zaman bizi bekler mi?

Ben Kürdistan dağlarında büyümüş idim. Hilafet merkezini güzel bir varlık olarak hayâl ediyordum. İstanbul’a geldim ki burada insanlar kalplerinde birbirlerine karşı besledikleri nefretle, iyi giyinmiş birer vahşi halinde idiler. Anladım ki bu hastalığın aslı ikiyüzlülüktedir. Bana deli dediler. Fakat ben acı hakikatı gördüm anladım ki İslamiyet yaşadığımız devrin medeniyetinden geri, çok geri kalmış. Bu sukutun [düşkünlüğün] üç suçlusu var;  ilmiye mensupları, Avrupayı anlamayanlar, Tekye [Tekke ve Tarikat] sahipleri. Hepsi kendi alemlerine dalmışlar, birbirlerini tekfir [kâfir sayma] ve teçhil [cahil görme] ediyorlar. Bu gürültü içinde terakki [ilerleme, gelişme, yükselme] yolu kayboluyordu. Hepsini dinledim. Gönlüm aydınlanacağına karardı. »

( Kaynak :  Cemal Kutay – Tarih Sohbetleri )

Ne diyelim? Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetirken Abdülhamitçilik yapan, devlet gücünü ve olanaklarını haksız olarak kullanmak suretiyle kendine çıkar sağlayan, istismar ettiği Said Nursî’yi bile anlamamış olan, AKP iktidarına eçhel-i cühela demek yeterli olur mu?..



Sınıfsız Toplum Platformu

OLİGARŞİK DİKTATÖRLÜĞE HAYIR!..


Türkiye 2019’a kadar taşıyamayacağı ağır yükün altındadır. Bu yükü kaldıracak güç, Cumhuriyet Halk Partisi öncülüğünde oluşturulacak geniş bir cephe, kaldıraç olarak önümüze gelen halk oylaması, dayanak ise sandıktan çıkacak Hayır sonucudur.

Çok çalışacağız, yazacağız çizeceğiz açıklayacağız anlatacağız. Demokratik mücadeleyi her yerde sürdüreceğiz. En az beş puan önde Hayır  sonucu elde edeceğiz. 

PKK’nin uzantısı olmakla suçlanan, yöneticileri milletvekilleri ve belediye başkanları tutuklanan, parti binaları sivil saldırganların hedefi olan, HDP’ye karşı daha dikkatli dil kullanacağız. 

Bu doğrultuda siyasi söylemin asıl hedefi; yürüttüğü tutarsız dış siyasetle ve içerdeki faşizan uygulamalarıyla ülkemizdeki mezarlıkların şehitliğe dönüşmesine neden olan AKP iktidarıdır. İkincil hedef, aptalca yaptığı terör eylemleriyle Türkiye’deki demokratik mücadelenin ve HDP’nin gelişmesini engelleyen PKK’dir. PKK ve IŞİD terörünü önlemek hükûmetin görevidir. 

Hayır  dayanak yapılarak Türkiye üzerindeki ağır yükü kaldırmak için; 15 Temmuz 2016 kalkışmasına fiilî olarak katılan her birimin birinci ve ikinci sorumlu kadrolarının yasalara ve hukuka uygun olarak yargılanması, KHK hükümleri uyarınca haksız olarak tutuklananların çıkarılacak yeni KHK’ler ile serbest bırakılması, KHK nedeniyle haksızlığa uğrayanların kısıtlanan maddi ve manevi haklarının yasalara ve hukuka uygun olarak sorgulanması, yönünde siyaset yürütülmelidir. 

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını uyarıyoruz. Faşist diktatörlüğün (açık faşizmin) siyasî ayağı, referanduma sunulan Anayasa Değişikliği Yasası’dır. Ekonomi politik (finansal) ayağı, 10 Ağustos 2016’da çıkarılan Türkiye Varlık Fonu Yasası’dır. 

Ne doğrarsan, kaşığına o gelir!.. 




Sınıfsız Toplum Platformu